Minicik kadın, dev çınar, gürül gürül akan ırmak : Gülten Akın
Herkesin çok konuştuğu, çok bağırıp çağırdığı, ‘Ben” diye yanıp tutuştuğu günlerdeydik yine... Dünyanın , savaşların, acıların , yokluğun, yoksulluğun, umursanmadığı ; baskının, kavganın, soygunun, yalanların, öfkenin, kinin, riyakarlığın ve çıkar ilişkilerinin gemi azıya aldığı günler... İçimden “Yeter... Biraz sessizlik, ruhum biraz sessizlik istiyor....” diye kendime fısıldadığım bir anda, imdadıma Gülten Akın’ın yeni şiir kitabı “Kuş uçsa gölge kalır” kitabı (Yapı Kredi Yayınları) yetişti... Zaten onun şiirini tanıyorsanız, onun şiirlerini okuyorsanız, hep yetiştiğini, aklınıza, yüreğinize ruhunuza hep yetiştiğini biliyorsunuzdur. O, benim için hep minicik bir kadın, dev bir çınar, gürül gürül akan bir ırmak oldu. Şiiriyle de aklımı ve yüreğimi kuşattı. Bu kez da öyle oldu.
Anadolu’dan birikenler
Gülten Akın’ın şiirini ben 70’lerin ikinci yarısında tanımaya başladım. ‘Rüzgar Saati”, “Kestim Kara Saçlarımı”, “Sığda’, “Kırmızı Karanfil”, “Maraş’ın ve Ökkeş’in Destanı, “Ağıtlar ve Türküler” çoktan yayınlanmıştı... “Kırmızı Karafil”den kimi dizeler, hepimizin yüreğinde ve ağzındaydı, ömrüm boyunca bir daha beni terk etmeyecekti: “Ah, kimselerin vakti yok / Durup ince şeyleri anlamaya”...
Bu şiirler yaşamdan damıtılmış, düşünceden damıtılmıştı. En çok en çok da yaşadığı Anadolu’dan... (Yıllar önce onunla yaptığım bir röportajdan keşke Şavşat, Alucra, Gevaş, Haymana, Gerze, Saray, Maraş anlatımlarını, “alımlı Giresun, haşmetli Trabzon, sevimli Rize, insanı güzel, aydınlık Ordu’yu” Akdeniz’i, Doğu’yu,” ondan dinleyebilseydiniz, yani okuyabilseydiniz... Meraklıları “Sözden Söze”kitabımda bulabilir.)
Anadolu’da gözlemlediklerini, dışlananlara, ezilenlere, yok sayılanlara,sesini duyuramayanlara, güçsüzlere “ötekilere” duyduğu yakınlık ve duygudaşlıkla, örmüştü, dokumuştu şiirini... Yalnız anlam açısından değil, işleyiş açısından da... Geleneksel halk şiirinin, Anadolu deyiş ve dilinin tüm nimetlerinden yaralanarak kendi özgün dilini oluşturmuştu.
Gülten Akın’ın kendisini 80 sonrasında tanıdım. 12 Eylül darbesi sonrasında hepimizin insanlığından bir şeyler yitirdiği o baskı ve ihanet yıllarında onun şiiri artık bir başkaldırı şiiriydi. Ama bu isyan ve başkaldırı şiirinde , umut her daim taptazedir.
“Seyran Destanı”, “İlahiler” ve “42 Gün” kitaplarındaki şiir ve düz yazılar, bireysel olanla toplumsal olanın içiçe geçtiği , her sözcüğün, her dizenin taşıdığı anlamı çok daha ötelere , çok daha derinlere taşıdığı anlardı. Belge niteliğiyle bir uyarı, elden hiç mi hiç bırakmadığı “inceliklerle” ilaç niteliğinde...
“Zalimin gecesi mazlumun gecesiyle birdir / Ve daha uzundur zulme karar verenin gecesi / Çünkü acıların, çığlıkların, kargışların sesi / İğne deliğinden geçeğen olur / Dokuna dokuna kıyıcıya cellada / Varır, sebebin kapısında durur.”
“Kuş uçar gölge kalır”
Gülten Akın’ın 90’lardaki şiir kitapları “Sevda Kalıcıdır”, “Sonra İşte Yaşlandım”, “Sessiz Arka Bahçeler” sanki bir hesaplaşmadır. Kendiyle, toplumla, ülkeyle, dünyayla bir hesaplaşma... Hem de “Onardım kendimi geri çekmelerle / Yaşamı da seni de seviyorum” diyecek kadar... “Bir roman kadar uzun bu tümce, / Sonra işte yaşlandım” diyecek kadar yürekli bir hesaplaşma...
“Seni sevdim, seni birdenbire değil, usul usul sevdim / ‘uyandım bir sabah’ gibi değil, öyle değil” diye başlayıp, “Seni Sevdim.Artık tek mümkünüm sensin” diye biten “Seni Sevdim” şiiriyle taçlanan bir dönem...
“Sevda Kalıcıdır” kitabında içime yerleştirdiği çocukları eşit sevmemiz gerektiğini, ne çok ne çok sevmemiz gerektiğini (yalnız kendimizinkileri değil, herkesinkini) ve her mültecinin içinde bir gül ağacının boylandığını , bir kez okudum ya artık unutmam mümkün mü hiç...
2000’li yıllarda “Uzak Bir Kıyıda”... Bütün bu şiirlerde ve hatta tüm sevgi sözcüklerinin gerisinde bize sürekli sorumluluğumuzu anımsatması.. Yanlış mı anımsıyorum, “İnsan sorumluluktur” diyen de o değil miydi...
Gülten Akın’ın yeni kitabı “Kuş Uçsa Gölge Kalır” , sanki tüm Gülten Akın şiirinin doruğu... Her kitabında kendini aşan şairin ne kadar az sözcükle ne çok şey anlattığının mükemmel bir örneği. Yarattığı her imge, düşüncelerimizde, yüreğimizde, büyüdükçe büyüyor. Her dizede söylediğinin ötesinde söylemediğini de, susuşlarını da okuyoruz , kavrıyoruz, anlıyoruz. Zaten kitabın açılış dizesi de buna işaret ediyor : “ Ötekini oku, derinde dipte duranı.”
“Leke” adlı şiiri , sessiz bir çığlık: “Çağın en karmaşık yerinde durduk / biri bizi yazsın, kendimiz değilse / kim yazacak / sustukça köreldi / kaba günü yonttuğumuz ince bıçak / (...)utanılacak bir şeymiş, öyle diyor Camus / tek başına mutlu olmak / sesler ve öteki sesler, nerede dünyanın sesleri/ Leke dokuya işledi / susarak susarak”
Alıştığımız vahşete ya da hoyratlığa, kanıksadığımız korkularımıza, yok saydığımız inceliklere (Ah hep o incelikler, incelikler) körleşmeye, haykırmamız gerektiği yerdeki suskunluklarımıza bir yandan meydan okurken , bir yandan da sevgiyi aşkı, insanı insan yapan değerleri ve ilişkileri yüceltiyor Gülten Akın.
“Utanç” adlı şiirinde “ Gerçek acıyı tanıdım / yaraya değdim/ bir cehennem taşıdım / omuzlarımda sanırdım / açtım gözümü ki dünya / cehennemden öte cehennem / utandım.” derken .... “ Savaşı bir oyun diye sürdürüyorsunuz / Sizin sonsuza dek yaşamak gibi / tuhaf huyunuz mu var” diye sorarken... “Taş adlı şiirinde “Dar günlerde usulca seslenişe / usul bir yankı arayan / umutsuz susarsa / taş kesilir dünya da” diye uyarırken... Ve daha nice şiirinde çok özelden çok genele , dünya tarihinde ve coğrafyasında bizleri çıkarttığı bu yolculukta her birimizin belleğine ve ruhuna seslenerek şiir aracılığıyla hesaplaşmamızı sağlıyor.
Usul usul, insanın içine işleyen, gücünü yaşamdan, yaşanmışlardan, düşünceden, dünya görüşünden, sevgiden alan bir şiir. Dünyanın taş kesilmesini önleyen bir şiir...
Bu yaz sıcaklarında , içiniz hala üşüyorsa, ilk fırsatta “Kuş Uçsa Gölge Kalır”ı okuyun.
İyi ki varsınız Gülten Akın!
Cumhuriyet - 13 Temmuz 2007
|