Şiddetin çözümü şiddet olamaz.
Bugün bayram. Bayramın birinci günü. Bayram sözcüğü bile yaşama sevincini çağrıştırmaya yetebilecekken, gelin görün ki, ağızlarda acı bir tat, yüreklerde koca bir yangın… Türkiye şehitlerine ağlıyor. Bayram günleri şehitlerine ağlıyor.
Eğer yapabiliyorsanız kendinizi birkaç gün önce Şırnak’ın Beytüşşebap ilçesinde bir minibüsün içinde öldürülen on iki köylünün ve Küpeli Dağı’nda pusuya düşürülen 13 askerin, daha önceki gün mayına basan, üç gün sonra mayın tarlasına giren çocuk, iki gün ya da iki yıl , beş yıl, üç yıl önce üzerine bomba yağan, beş gün sonra yine pusuya düşürülüp öldürülen gençlerin yakınları yerine koyun. Farzedin sizin çocuğunuz, sizin evladınız, sizin “kuzunuz”, sizin kardeşiniz, sizin eşiniz, sizin yeğeniniz, sizin ağabeyiniz, sizin arkadaşınızdı o ölen... Sizdiniz o ölen... Hiç bitmeyen ölümlerle ölen ve yıllardır ölen..
Türkiye’de yaşayan, bu ülkenin vatandaşı olan herkes bu ölümleri, öldürmeleri içinde, içinin taa en derininde duymadıkça, o acıyla kavrulmadıkça...
“Ateş düştüğü yeri yakar” lafını bellemiş olanlar ateşin düştüğü yerin kendileri, kendi çocukları, kendi evleri, yuvaları, kendi ülkeleri olduğunu kavramadıkça...
Bu ölümleri ve öldürmeleri her seferinde hamasi sözler, ‘lanetliyoruz’ klişeleri, “kanları yerde kalmayacaktır” nutuklarıyla karşılayıp, cenaze törenlerinde siyah gözlükler ardında timsah gözyaşları dökmekle görevlerini ve sorumluluklarını yerine getirdiklerine inanan yöneticiler oldukça...
Yıllardır dinmeyen , bitmeyen, sonu gelmeyen bu ölümler ve öldürmeler sürerken, cenazelerin ertesi günü bu konuyu “rafa kaldırıp”, kendi ideolojilerini, kendi çıkar ilişkilerini, kendi yaşam biçimlerini dayatmanın yollarını arayanlar ve bu “sorun”u yalnızca seçim dönemlerinde anımsayanlar oldukça...
Şu son beş yıldır bu toplumun temel meselelerini, iç ve dış politikalarını, devletin savunulması gereken ilkelerini ve haklarını bir yana bırakıp, uluslar arası arenada “zavallı” durumuna düştükçe...
“Sorun” a çözümü, yalnızca daha çok şiddette gördükçe...
Daha çok şiddettin, daha çok düşmanlığın, daha çok öldürmenin, daha “başarılı sonuç” getireceğine inananlar oldukça bu savaşın sonu gelmeyecek!
Kaç on yıldır bu böyle gidiyor.
Başka bir yolu olmalı
Öldük öldürdük... Biz ve ötekiler, biz ve düşmanlar dedik. Sınırlarımız içinde sınırlarımız ötesinde sürdürdük savaşı...
(Bakmayın medyanın şu sırada Irak sınırı ötesine saldırmamız için tempo tutmasına! Hiç kuşkunuz olmasın satışı arttırmak içindir bu tutum! Medya patronları ya da yöneticilerinin çocukları olmayacak sınır ötesine operasyona gidecek askerler arasında! Ne de Mecliste yeni bir teskereyi geçirecek olan milletvekillerinin çocukları! Bugüne dek yapılan tüm sınır ötesi operasyonların da sorunu çözmediğini nasıl olur da bilemeyiz hala! Nasıl olur da Ortadoğu cehennemine dalmaya gönüllü oluruz!)
Başka bir yol olmalı. Evet başka bir yol mutlaka olmalı. Çocuklarımızın ölmeyeceği bir yol.
Biz-siz demeden... Ya bendensin ya düşmandan demeden. Bu ayırımı yapmadan... Kim başlattı hesaplarına girmeden... İntikam çığlıkları atmadan... Öç almak için yanıp tutuşmadan... Kin ve nefreti kışkırtmadan ...
Bilmez değilim, korkunç bir toplumsal öfke yaşıyoruz. Ve bu toplumsal öfkeyi daha çok daha çok kışkırtmak, sanki “halkın duygularına tercüman olmakla” eşanlamlı hale geldi. Halkın duygularını yansıtma yarışına girildi. Medyamızın ansızın çark etmesi bundandır.
Ama yanlış. Siyaset, bir ülkenin yaşamını tehlikeye atacak ya da yolunu açacak siyaset, galeyana gelmiş duygularla değil, tahriklerle değil, akılla oluşturulur. Anlık kararlarla, intikam duygusuyla, anlamsız inatlarla değil, akılla, mantıkla, düşünce üreterek oluşturulur.
Ülkemin her yerinde Türkçe ve Kürtçe ağıtlar okunduğu şu bayram günlerinde, biz Türkler, onlar Kürtler demeden (bizim yurttaşlarımızın bir bölümü de Biz Kürtler, onlar Türkler diyebilir) biz ve düşman demeden, tek düşman bellemeliyiz. O da terör, o da daha çok şiddet...
“Şiddete, savaşa karşıyız, ama...” söylemleri için de çok geç artık. Tüm “ama...”ları bir yana bırakmanın zamanı çoktan geldi geçti bile. Amasız, şartsız, koşulsuz, bundan böyle bir tek çocuğun bile ölmeyeceği yolları Türk ve Kürt bir arada bulmalı, yaratmalıyız.
Şiddetin çözümü şiddet olamaz.
Cumhuriyet- 12 Ekim 2007