Yaşar Kemal “La Scala”da...
Haberi belki duydunuz, belki duymadınız: Yaşar Kemal’in “Teneke” adlı uzun öyküsü , önümüzdeki hafta dünyaca ünlü Milano’nun La Scala Operasında, dinleyicisiyle, izleyicisiyle buluşacak. Ben duyduğumdan beri, heyecandan yerimde duramıyorum.
La Scala’nın tarihinde böyle bir buluşma ilk kez oluyor. İlk kez bir Türk yazarının eserini besteletip , büyük bir opera prodüksyonu olarak dinleyiciye sunuyorlar. Türk edebiyat tarihinde de böyle bir buluşma, Nazım Hikmet’in bestelenip sahneye konan şiirlerini ve bale müziği olarak sahnelenen “Ferhad ile Şirin”i saymazsak, bildiğim kadarıyla dünya çapında ilk kez opera olarak besteleniyor.
Muhteşem Kadro
Eserin bestecisi Fabio Vacchi, müzik dünyasında “genç besteci” diye tanınan (50’li yaşlarında) eserleri yalnız ülkesi İtalya’da değil, dünyanın her yerinde çalınan, birçok plak kaydı olan bir sanatçı. A.B.D.’den Japonya’ya sayısız ödülle ödüllendirilmiş... Bestelerinde, gelenekselle , modern olanı başarılı sentezlerle bir araya getirmesiyle tanınıyor...
Eseri sahneye koyan Ermanno Olmi’yi sinema meraklıları iyi bilir. Bu efsanevi film yönetmeni, 1960’larda, daha çevirdiği ilk filmlerle , “İl Posto”-(İş) ve “Güzel Bir Gün”, toplumsal baskı karşısında insanı ele alarak sinema dünyasına damgasını vurmuştu. Bir zamanlar, İtalyan Sineması’nın yükselen dalgası Yeni Gerçekçilik akımının sınırlarını zorlaması ve bu akımın üzerine çıkmış olması , “natüralist” yöntemlerden kaçınması , hele hele söz konusu eser “Teneke” olduğunda doğrusu içime su serpiyor...
Besteciyle yönetmenin bu ilk işbirliği değil. Daha önce de hem sinema dünyası için hem sahne için bir araya gelmişlerdi.
Yaratıcı kadronun en flaş ismi belki de “Teneke” operasının kostüm ve sahne tasarımını üstlenen Arnaldo Pomodoro... Yaşayan heykeltraşların en büyükleri arasında yer alan Pomodoro’nun heykellerini dünyanın bir çok ünlü müzesinde ya da New York Birleşmiş Miller’in önündeki dev küresini görmüş olabilirisiniz...
Olayın kendi başlı başına önemli ama hele bir de bu isimler bir araya gelince gelin de heyecanlanmayın!
YaşarKemal’in evrenselliği
Yaşar Kemal’e soruyorum... O nasıl, heyecan ne durumda?
Ne heyecanı? Neden heyecanlansın ki? Sanki, o değil de ben yazmışım “Teneke”yi! Ne denli zorlasam boşuna! Yok işte heyecan meyecan yok! Çünkü... Çünkü bütün bunlar onun dışında oluştu , onun dışında gelişti...
Bundan beş altı yıl önce Almanya’daki edebiyat ajansından bir kontrat gelmişti: La Scala “Teneke” yi istiyordu. O da kontratı imzaladı. Hepsi bu... Arada La Scala tamire girdi, iki yıl boyunca kapılarını kapadı. Arada Yaşar Kemal’in ajansı değişti...Sonra geçen aylarda haber geldi ki, 22 Eylül’de La Scala “Teneke” operasıyla Perde diyor!
Heyecanlanmadım, heyecanlanmıyorum dese de bu arada Yaşar Kemal besteci Fabio Vacch’inin eserlerini dinlemekten geri kalmadı. Dinledi ve çok sevdi... Bu arada bir şey daha yaptı: Çeşitli dillere çevrilmiş ve sayısız baskı yapmış “Teneke”nin İtalya baskısı için öngörülen fesli bir adam resmi vardı, onu değiştirtmeye çalıştı...
Yaşar Kemal elbet kendi prömiyerine gidecek ama ona kalsa, şu günlerde onu rahat bıraksalar da yazmakta olduğu romanına yoğunlaşsa çok daha mutlu olacak... Halen “Bir Ada”nın dördüncü cildi, “Çıplak Deniz, Çıplak Ada” üzerine çalışıyor...
Ama hazır onu çalışmasından ayırmışken, araya sıkıştırıveriyorum sorumu:
Yaşar Kemal “Teneke”yi, 1953’de yazı. “Gençliğimin en hoş devriydi” dediği dönemde. “İnce Memet”den hemen sonra... Bugün, bunca yıl sonra “Teneke”yi değerlendirdiğinde ne düşünüyor?
“Sağlam bir kitaptır o... “ diyor.
Biliyorum. Çok sağlam. Anadolu’nun küçük bir kasabasında idealist kaymakamla kendi çıkarları uğruna köylüye zulm eden çeltikçi ağaların çatışması. Çok sağlam bir öykü... Ve bu yerel öykü, öyle derinlemesine işlenmiştir, insan doğasının gizlerini öyle bir gözler önüne serer ki, evrensel boyutlara ulaşır... Dün olduğu gibi bugün de...
‘Teneke”, 1965’de Gülriz Sururi ve Engin Cezzar’ın isteği ve hadilemesi üzerine yine yazar tarafından oyunlaştırılmıştı . Yaşar Kemal’in “Cadılar Padişahı” dediği Gülriz Sururi, “Kıldan İnce, Kılıçtan Keskince” kitabında o günleri tatlı tatlı anlatır. Büyük başarı kazanan oyun birkaç yıl oynar, her temsilde replikler alkışlarla kesilir.
22 Eylül’ü beklerken, benim heyecanıma birbirini izleyen sorular ekleniyor:
Büyük Orkestra ve birkaç korolu olduğu, elektronik müziğin de kullanıldığını öğrendiğim müzik, benim kafamdaki “Teneke”yle uyum sağlayacak mı? O öyküdeki simgeler, çağrışımlar, iz düşümleri izleyiciye geçebilecek mi? İdealist kaymakamın başarısı ve yenilgisi , çatışmaların odağındaki Resul Efendi’nin çelişkileri , koşullar karşısındaki tutum ve tavır değişimleri opera sahnesine yansıyacak mı? Anadolu toprağının ürünü Zeyno Karı’nın meydan okuyan kişiliğini Anna Smirnova’nın oyunculuğunda ve sesinde bulabilecek miyim? Ve daha yüzlerce soru...
En önemli sorum: Yaşar Kemal’in tün eserlerine egemen olan şiiri , “Teneke Operasında da olacak mı?
Soruların yanıtlarını, Milano dönüşü sizlerle paylaşacağımdan hiç kuşkunuz olmasın!
Cumhuriyet- 14 Eylül 2007