Zeynep Oral Zeynep Oral HakkındaYazılarKitaplarErişim Bilgileri
Yazılar
 

Yazılar 2007


O, Zehra Yıldız…

Tam on yıl oldu!  Sahnede sesiyle,  yüzüyle,  bakışlarıyla ışık saçan; kişiliğiyle  herkesi büyüleyen;  aydınlığını ve ışığını  hepimize  geçiren  eşsiz soprano Zehra Yıldız'ı on yıl önce yitirdik.

Sesiyle, yeteneğiyle, kişiliğiyle  dünyamızı zenginleştirdikten sonra, çok erken, çok çabuk, çok zamansız   kayıp giden ama kaybolmayan, kaybolmayacak bir yıldız... Zehra Yıldız Kültür ve Sanat Vakfı, onun ve Vakfa emeği geçmiş, sanatçıya, sanata sevgi ve saygı dolu Erdal İnönü anısına görkemli bir konser düzenledi. 27 Aralıkta Atatürk Kültür Merkezi'nde… (Ayrıntıları nasılsa öğreneceksiniz, o ünü şimdiden takviminize işaretleyin!)

Bundan tam on yıl önce  bugün yayınlanmış,  o sırada çalıştığım Milliyet'te yayınlanmış yazımı sizlerle paylaşıyorum:  

Mucize beklerken

O,  şu anda yaşamla ölümü birbirinden ayıran incecik, keskin mi keskin  çizgide gidip geliyor, gidip geliyor, gidip geliyor...  Almanya'nın  Heidelberg kentindeki bir hastanede... Yazı sona ermeden  belki de bir mucize...

O, Zehra Yıldız.

Onu tanıyanlar, onu bilenler,  onun bir kez olsun sesini duymuş olanlar,  dört gündür cehennemi yaşıyor.  Mucizeyi beklerken...

O , ne zamandır ve şu anda da mesleğinin zirvesinde, başarısının doruğunda .Mesleği, başarısı, kimliği, gönüllerde taht kurma nedeni, sesi...  Ama yalnızca  o  kadar değil.

Ses,  insanın içinde taşıdığı  Tanrı vergisi...  O sesi nasıl kullanacağını bilmek, o sesi eğitmek, o sesi geliştirmek, zenginleştirmek, donatmak, o sesi korumak ve çoğaltmak, o sesi dünya  müziğinin ve edebiyatının hizmetine vermek, o sesi yorumculuktan da öte yaratıcı kılmak ,  bunlar,  tanrının değil, insanın işi...

Zehra Yıldız  önce bu güç işi başardı. Ama  herkesin dilinden düşmeyen "O çok özel biri" sözcüğünün gerisinde,  bu başarıdan çok  kişiliği söz konusu.  Çalışkanlığı, çalışma disiplini, akıllara durgunluk veren alçakgönüllülüğü,  doğallığı, çevresine ve yeryüzüne sarılışı... "Diva"lığı  yalnızca sahnede  yaşayan kişiliği... Bir başka Diva'nın,  Leyla Gencer'in deyişiyle, "O, bizde, bizim sahnelerimizde bir tane.  Onun gibisi yok."

Ona ilk vuruluşum, hiç unutmuyorum, Aida'daydı. Operanın üçüncü perdesinde,  Aida'nın, tek başına, ay ışığında,  vatan hasretiyle yanıp tutuşarak söylediği bir arya  vardır: "O, patria mia ..."  "Vatanım... Bir daha asla göremeyeceğim  vatanım"... Zehra Yıldız bu güzelim aryayı, neredeyse  boylu boyunca yatarak,  hiç hareketsiz  , soprano sesinin tüm duruluğu ve ışıltısıyla ve yüzündeki sonsuz özlemle söylüyordu. O aryayı söylerken çöl akşamının sıcaklığını, rüzgarın esintisini, ayışığının oyunlarını bedenimde hissediyordum.  Sesiyle ve yüzüyle, özlemi  elle tutulur, gözle görülür somut bir nesneye çevirmişti .

"Uçan Hollandalı"da Senta'ydı  Zehra Yıldız. Romantik genç kızların en romantiğiydi.  Denizlerde seyretmeye mahkum Hollandalı  denizciye sonsuza dek sadakat yeminini ederken, tüm gençliğini ona adarken, sahnede  bir "tüy" gibiydi. Sesiyle ve oyunculuğuyla, cisminin tüm ağırlığından arınmış, uçuşan bir tüy...

"Salome"de, şiddeti ve dişiliği birleştirdi oyun kişiliğinde.  Öfkeyle tutkusu arasında  ,  kin, intikam  duygusuyla aşkı  arasında gidip gelirken tüm çelişkileri , kişiliğinde bütünlüyordu. O ünlü "yedi tül dansı"nı  hem bunca erotik,  hem de bunca estetik, seviyeli ve nitelikli sunabilecek , inanın çok opera sanatçısı yok  dünyada.

Kısa bir süre önce izlediğim  "Tosca"  (Eğer araya sayım girmeseydi ve sayımda kadınlar yok sayılmasaydı, geçen pazar , bu köşenin konuğu olacaktı Zehra Yıldız!)  Floria Tosca rolünde  gerçek bir Primmadonna!  Sesiyle, tavırlarıyla, görüntüsüyle ve sahneye egemenliğiyle ... Sonunda  Scarpia'yı öldürdüğü  o ikince perde boyunca izleyiciye ilettiği gücü ve kırılganlığı   hiç çıkmayacak aklımdan.  Bir de  son perdedeki aşk düeti… Temsili izlediğim gece  Cavaradossi rolünü Suha Yıldız  oynuyordu.  Ve Floria  Tosca ,  Cavaradossi'ye ( gerçek hayattaki eşine) , "Aşkım, yalnız senin için ölebilirim"  diyordu. Ve "Adieu"...  Kendini boşluğa, karanlığa, ölüme attı.  Sessizlik...

Aida, aşkı için diri diri gömülmeyi seçti... Senta,   kendini azgın dalgalara bıraktı,  denizin derinliklerinde kayboldu... Salome , nöbetçilerin mızraklarıyla öldürüldü...  Tosca    aşkının peşinden kendini uçurumdan aşağı, boşluğa bıraktı...

Ama onlar opera kahramanları. Yalnızca sahnede var oldular.

Oysa yaşam, şimdi, burada… Yaşam  devam ediyor...

Ve Zehra Yıldız bir sanatçı. Gerçek bir sanatçı. Mucizeler yaratabilenlerden.

Bugüne dek onun sahnedeki  mucizelerine tanık oldum. Şimdi yaşamdakini bekliyorum…           

x

Yazı bittikten sonra öğrenmiştim, mucizenin asla gerçekleşmeyeceğini... 

On yıl önce gecenin  içinden bir yıldız kaydı.  Ve artık hiç ama hiç kaybolmayacağını  bildiğim o yıldız  yüreğimi aydınlatmayı sürdürüyor…

Cumhuriyet- 14  Aralık 2007

         


 

     
  Geri  
     
  Zeynep Oral Hakkında Yazılar Kitaplar Erişim Bilgileri