Kültür ve Turizm Bakanlığı Ayrılmalı
Geçen hafta içinde Doğan Hızlan’ın bu başlıkla yazdığı bir yazı üzerine, konu yeniden gündeme geldi.
Anımsayacaksınız, tüm dikkatler, tüm ilgi, Irak işgaline yöneldiği günlerde (2003 Mart -Nisan) AKP hükümeti, hepimizi ilgilendiren, geleceğimizi ilgilendiren kararlar alıp durdu. Üstelik sorgusuz sualsiz, tartışmaya açmadan, ilgili özerk kurum ve kuruluşların görüşünü almadan , oldu bittiye getirerek... Bunlardan biri de Kültür Bakanlığı ile Turizm Bakanlığı'nın birleştirilmesiydi.
O günlerde sivil toplum kuruluşları, Mimarlar Odası, Çekül Vakfı, Kültür Girişimi (ilk aklıma gelenler) ve birçok kuruluş bunun yanlışlığını ortaya koydu ama fayda etmedi.
Kültür ve Turizm Bakanlıklarının birleştirilmesi , daha önce de Türkiye'de denenmiş, zararları görülmüş, yapıcılığı değil, tüketiciliği saptanmış ve vazgeçilmişti. Ama belleksiz bir toplum olduğumuz için, haydiiiii tüm tartışmalar yeni baştan…
Yıllardır bu konuda düşüncem değişmedi. Evet iki bakanlık ayrılmalı. Özetleyecek olursam:
İki bakanlığın özü ve temel işlevi birbirinden çok farklıdır.
Kültür alanları, yaratıcılığa ve üretime yöneliktir. Sanatsal ilişkileri ve etkinliği de içerir. Korunmaya, desteklenmeye ve üretici kılınmaya gereksinimi olan alanlardır. Devletin bu alanlarda kamusal sorumluluğu ve hizmetleri , koruma ve destek ağırlıklıdır. Kültür alanları devlete para getirmez , aksine götürür. Ama buna karşılık kamuya öz benliğini ve insanı insan yapan değerleri, yalnız geçmişini değil, geleceğini de kazandırır.
Turizm ise, bir sanayi alanıdır. Elbet devlete gelir sağlayan en önemli alanlardan biridir. Ticari ilişkileri ve etkinliği içerir. Ancak para getirecek diye kültür değerlerinizi , turizmin hizmetine verdiniz mi, onları gözden çıkarıp, harcamaya ve giderek tüketmeye yönelirsiniz. (SİT alanlarının turizme açılmasından, kültürel değerlerin, özel çıkarlara hizmete yönelmesine uzayıp gidecek tehlikeleri sıralayabiliriz...)
Yeni Meclisin bu gerçekleri gözden ırak tutmaması dileğiyle…
İyi şeyler de oluyor
Türkiye ve Yunanistan “Kadın Barış Girişimi” kısaca WİNPEACE adını verdiğimiz (ortak dilimiz İngilizce, o nedenle adı da İngilizce) kuruluşumuz, her yaz iki ülkenin gençlerini bir araya getirerek barış kültürünü yaymaya çalışıyor. Son birkaç yıldır Kıbrıs’ın iki bölgesinden kadınlar da çalışmalarımıza katılıyor, dolayısıyla Kıbrıslı gençler de bu yaz kamplarından yararlanıyor. Bu güne dek sayısız genç bu kamplara katıldı ve her biri barış kültürü elçisi oldu.
Geçen hafta Ebert Vakfı’nın sağladığı olanaklarla , Robert Kolej’in desteği ve ev sahipliğiyle 36 genç bir araya geldi. Türkiye, Yunanistan, Kıbrıs’ın iki kesiminden sekizer lise öğrencisi… Yaşları 15-18 arasındaydı. Farklı birikimlerden , farklı okullardan geliyorlardı. Bir hafta boyunca hem konunun uzmanlarıyla “Sorun Çözme” “Kimlik Algılaması” üzerine eğitim alıp, kendi seçtikleri konuları aralarında tartıştılar , hem de İstanbul’u tanıdılar…
Seçtikleri konular, daha çok Kıbrıs üzerine odaklandı. Türkiye ile Yunanistan ilişkilerini daha sorunsuz görüyorlardı.
Bir haftanın sonunda onları ziyarete gittiğimde, o gençler sanki tüm bir yaşamı birlikte geçirmiş gibiydiler. Hepsi önyargılardan arınmış, geçirdikleri değişimin ve gelişimin bilincindeydiler. Onları görmeliydiniz. Geleceğe ilişkin yapıcı tasarımlarla doluydular.
Dağılmadan önce , bir haftalık deneyimlerini ve kendi geçirdikleri değişimi değerlendirmeleri istendi. Birbirinden çarpıcı tüm değerlendirmeleri buradan sizlere aktarmam olanaksız ancak öne çıkan nokta şuydu:
“Doğru ve yanlış, iyi ve kötü, haklı ve haksız yoktur… Sorunu yaratan, tarafların birbirini farklı algılaması, yanlış anlamasıdır ki, eğer iyi niyet varsa bunlar çözümlenebilir. “
Her sözcüğün altını binlerce kez çizdim! Ah şu gençlerin gördüğü gerçeği her insan anlayabilse, dünya nasıl da farklı bir dünya olabilir!
Bundan sonraki “Sorun çözme” semineri nasıl olmalı diye ileriye yönelik tavsiyeleri istendiğinde, gençlerin büyük bir bölümünün önerisi şöyleydi:
“ Acilen, Türkiye’de yaşayan gençlerle, Kıbrıs’ın Kuzey kısmında yaşayan gençler arasında toplantılar, buluşmalar, seminerler düzenlenmeli, asıl bu ikisi arasında ‘sorun çözme’ çalışmaları yapılmalı…”
İlginç ve çok düşündürücü değil mi?
Cumhuriyet - 12 Ağustos 2007 |