Zeynep Oral Zeynep Oral HakkındaYazılarKitaplarErişim Bilgileri
Yazılar
 

Yazılar 2007


Lady Macbeth’den Norma’ya…

Ne zamandır duyardım İtalya’da ünlü Verona Opera festivaline bir rakip yetişiyor diye… Ülkenin orta yerinde Marche bölgesinde ortaçağdan kalma minicik bir dağ kenti Macerata’da… Kentin adını ilk kez duyuyordum. Sordum soruşturdum , sonunda “yol sesini” duydum ve kendimi orada buldum…

Macerata, Rönesans mimarisinden ve nimetlerinden bolca yararlanan ,16 yüzyılda gelişen, çevresindeki doğayla uyumlu, surlarla çevrili, mimarisinde insani boyutlar öne çıkan, dapadar sokakları yeşilin binbir türü ve sardunyalarla bezenmiş bir kent. Üniversitesi, Müzik ve Sanat Akademisiyle ünlü…

“Yararlı bir yapı”

Kentin kaderi 1800 başlarında buraya yerleşen zenginlerin “yararlı bir yapı” kurma tutkularıyla değişmiş. “Yararlı yapı” dedikleri ticaret merkezi değil elbet, dev bir arena… Hem spor amaçlı yüksek düz bir duvara karşı oynanan bir top oyunu, boğa güreşleri için , hem de toplantılar için kullanılan bu arena, 1921’de opera temsillerine açılmış. Açılmış ama, bu yarım elips biçimindeki (90x36 metre) ve neredeyse 90 metre enindeki sahneyi kullanmak başlı başlına bir sorun olmuş!

İtalya’nın yaz aylarında hemen hemen her kentinde, her kasabasında festivallere rastlamak mümkün. Macerata’nın onlardan farkı ne ki? Farkı yaratan buradaki “Sferisterio Opera Festivali”nin yöneticisi Pier Luigi Pizzi…

Mimar kökenli, ülkesinin en önde gelen sahne ve plastik tasarımcısı, opera ve tiyatro yönetmeni Pier Luigi Pizzi, (İstanbul Festivali izleyicileri onu İstanbul’da Aya İrini’de sahnelediği “Beyazid” operasında anımsayacaklar) bir yandan tasarımlarıyla, ele avuca sığmaz sahnenin sorunlarını hallederken, bir yandan da festivali temalara bağlamış. Her yıl saptanan tema çevresinde üç yeni opera prodüksiyonu, bir bale, sayısız konser ve konferans yer alıyor. Yani rastlantılara , rastlantısal olaylara yer yok. Pizzi’nin deyişiyle “Festival dediğiniz, rastlantılar sonucu oluşamaz!” (Buradan her festival düzenleyene bir ders çıkabilir!)

Örneğin geçen yılın teması “Aydınlatıcı Sıradışı Yolculuklar” ; sahnelenen 3 opera , “Sihirli Flüt”, (malum Mozart yılıydı) “Turandot” ve “Aida”… Önümüzdeki yıl tema “Baştan çıkarma” ; sahnelenecek operalar “Carmen”, “Salome” ve “Manon Lescaut”…

Bu yılın teması ise “Güç ve iktidar oyunları”ydı.

Güç ve iktidar hırsı

Tiyatro ve opera, tüm dramatik yazın, tarih kadar eski, sonsuza dek geçerli bu tema için eşsiz bir malzeme biriktirmiş. Güncelliğini her daim koruyan bir tema… Mesele seçim yapmaya kalıyordu.

“Güç ve iktidar Oyunları” teması çerçevesinde baş rol kadınlardaydı. Seçilen üç opera, Verdi’nin “Macbeth”i, (bakmayın operanın bir erkek adı taşıdığına, taç ve taht uğruna kocasını kışkırtan, tüm o cinayetleri işleten Lady Macbeth’dir.) Donizetti’nin “Maria Stuarda”sı ve Bellini’nin “Norma”sıydı.

Her üç opera akşamında da yaşadığım olay bir ayinden, kutsal bir törenden farksızdı. Havanın kararmaya başlamasıyla arenanın ışıklarının yanması, arenayı bir uçtan ötekine saran sütunların teker teker aydınlanması … Beş bin kişilik tiyatronun dolmasıyla birlikte Marche Festival Orkestrasının yerini alması… Ve müzik…

Hem “Macbeth”in, hem “Maria Stuarda”nın rejisi, sahne ve kostüm tasarımı Pier Luigi Pizzi’nindi. Şaşırtıcı olan, her ikisinde de o dev sahnenin her köşesini kullanmasıydı. İnen ve yükselen, uzayıp giden rampalar ; kalabalık koronun sürekli olarak çok hareketliliği, Rönesans tablolarını çağrıştıran görkemli renkler, Sergio Rossi’nin devinimi ve gerilimi çoğaltan ışık oyunları çarpıcıydı. Trajedi, drama hep ön plandaydı. Adeta operadan çok tiyatro tadı alıyordunuz. (Bu güne dek gördüğüm en kanlı “Macbeth” !)

Rejisi, sahne ve kostüm tasarımı Massimo Gasparon’a ait “Norma” , daha duragan, daha “sessiz”di. Ama buna karşın iki sanatçının , Norma rolünde Yunanlı soprano Dimitra Theodossiou ve Adalgisa rolünde İtalyan mezzosoprano Daniela Barcellona ‘nın yorumlarıyla olağanüstü bir müzik ve ses ziyafetiydi. Ancak , rejisörün, “düşman”a duyduğu aşk uğruna, iktidardan vazgeçip ölüme giden dini lider Norma’nın serüvenini, Tibet, Budizm, Şamanizm öğeleriyle yoğurması, bana fazlasıyla zorlama bir yorum geldi.

Fransa’da Avignon Festivali, İngiltere’de Edinbourg Festivali, İtalya’da Verona Festivali, Avusturya’da Salzburg Festivali… Ülke sınırı tanımayan festivaller… Macerata’dan ayrılırken, İstanbul Kültür ve Sanat Vakfına, İstanbul Festivallerimize bin kat daha çok sahip çıkmamız gerekliğine inanıyordum…

İsmail Sivri… Samih Rıfat

Dönüşte acı haberler bekliyordu…

İsmail Sivri, çok uzun yıllar yalnız çalıştığı gazetedekilerin değil, tüm gazetecilerin İzmir’deki eli ayağı, can kurtaranı, can yoldaşı ağabeyimizdi. Bundan bir iki ay önce İzmir Mimarlar Odasının düzenlediği Kent Kültürü panelinde sarılıp kucaklaştığımızda, hasret giderdiğimizde, ileri yaşına karşın, gözleri yine her zamanki gibi cıvıl cıvıl, pırıl pırıldı. Her daim diri tuttuğu gazetecilik tutkusu, dinmek bilmeyen merakı, bilmek, öğrenmek , anlamak istemesi, tüm bildiklerini, birikimini hiç sakınmadan vermeye hazır olması, sevincini coşkusunu paylaşması, gelip o kucaklaşmanın orta yerine yerleşivermişti…

Samih Rıfat , çok değerli, çok yönlü bir kültür ve sanat insanıydı. Edebiyattan sinemaya, sanat tarihinden müziğe, tiyatroya, o geniş dünya ve Türkiye kültürüyle ender bir birikime sahipti. O birikimi, çalışkanlığıyla, ama en çok, en çok, duyarlığıyla inceden inceye işledi. Yazılarıyla, denemeleriyle, çevirileriyle hep aydınlattı. Sayısız dünya şairinin ve yazarının Türkçe’deki sesi soluğu oldu. Kültür ve sanat yaşamımız onun eksikliğini çok duyacak… Sevgili babası Oktay Rıfat’ın yanında artık dinlenebilir biraz…

Yitirdiğimiz bu iki değerin tüm yakınlarına, sevenlerine sabırlar diliyorum.

Cumhuriyet- 10 Ağustos 2007

 

     
  Geri  
     
  Zeynep Oral Hakkında Yazılar Kitaplar Erişim Bilgileri