Zeynep Oral Zeynep Oral HakkındaYazılarKitaplarErişim Bilgileri
Yazılar
 

Yazılar 2007


“Teneke” : Düşünce Operası…

Okurlar, doyamadık, daha yaz La Scala’daki “Teneke”yi diyorlar… Demeseler de yazacaktım zaten, ben de doyamadım…

Şimdi, ilk gecenin heyecanını, La Scala’nın ve temsilin görkemini, Yaşar Kemal büyüsünü, eserin ayakta alkışlanmasını vb. (Bakınız : 24 Eylül tarihli Cumhuriyet) bir yana bırakıp, izlediğim o sahne olayına daha serin kanlı bakmaya çalışacağım.

Operayı izledikten sonra iki İtalyan müzik eleştirmeni arkadaşımla bol bol konuşma fırsatı buldum, onların da görüşlerini katacağım: Biri Franca Cella “Amadeus” dergine yazıyor. Öteki Lorrenzo Arruga, İtalya’nın en önemli eleştirmeni, “İl Giornale “ gazetesi ve “Panorama” dergisine yazıyor.

Unutulmaz sahneler

Fabio Vacchi’nin müziğinin başlamasıyla birlikte açılan perde, o anda karşılaştığımız Arnaldo Pomodoro’nun sahne tasarımı ve sahnede beliren solistler, ilk birkaç dakikada bizi hem öykünün içine çekti hem de bundan sonra olacaklara hazırlayıverdi…

Neydi gördüğümüz? Sahnenin sonsuz derinliğine yayılan ve bir dağ gibi yükselen kıvrımlar içinde bir toprak… Hem çok gerçek hem de çok soyut… Hem Anadolu, hem de dünyanın her hangi bir yerindeki kırsal alan… Topraktaki kıvrımlar / “kırıklıklar” / setler, köylülerin kah görünüp, kah kaybolmasına ; sahnede çeşitli katmanların, yüksekliklerin kullanılmasına; gece geldiğinde ateş böceği misali, ışıkların dolaşmasına ; yine ışıkla suların toprağı örtmesine ve çekilmesine; kısacası sayısız “sahne büyü”süne ve “mucizeye” olanak sağlıyordu.

“Teneke”nin öyküsünü çok anlattım, tekrarlamayacağım. Vurgulamam gerek: Eseri sahneye koyan Ermanno Olmi, ilk andan başlayarak sonuna dek sınıfsal çelişkileri ortaya koyuyordu.

Şimdi aklımdan hiç ama hiç çıkmayacak birkaç sahne.

Kaymakam kasabaya geldikten sonra , kasabanın ileri gelenlerinin onu yağlama, tavlama, ağırlama sahnesi… Bir anda müziğin tonu, rengi değişti. O gürültülü, karmaşık şiddet içeren müzik, ansızın “yağlı ballı”, minik okşamalara “stacatto”lara dönüştü… Sahnede o hırçın toprağın arasında baştan beri statik duran alçak, dört köşe siyah platformun üzerine rengarenk kocaman yastıklar yığıldı. İnsanlar ellerinde “kristal” (anormal parlayan, ışık saçan bir maddeden) kadehler, yemekler, meyveler, sebzeler, rüşvetlerle kaymakamı sarıverdiler… Aynen sinemadaki ağır çekim tekniğiyle… Bu dondurulmuş anlar birbirini izlerken, köylüler uzaktan bu çok etkileyici sahneyi izliyordu…

Sonradan Franca Cella bu sahne için şöyle diyecekti: “O sahnenin müziği Rossini operalarına bir göndermeydi. Örneğin ‘Külkedisi’ operasının müziğine, zenginler temasına... Müziğin müthiş bir ironisi vardı ve dinleyiciler bunu hemen tanıdı, kavradı. Çok hoşuma gitti.”

Gerilimi arttıran ağır çekim tekniğini Olmi bir yerde daha kullanmıştı: Köylülerin parayla satın alınıp, topraklarını terk etme sahnesinde. Burada da bu yöntem çok çarpıcı ve etkileyiciydi. Müziğin neredeyse tek çalgıya indirgendiği, sınıfsal çelişkinin yanı sıra, “kaypaklığı” da vurgulayan, insanın içine işlediği bir sahneydi.

Bence en müthiş sahne : Zeyno Karı’nın tüm kadınları direnişe yönelttiği sahneydi: O ana dek hepsinin başları bağlıydı. Hayır türban, sıkmabaş değil. Oya Katoğlu’nun, Nuri İyem’in tablolarındaki gibi… Önce Zeyno, başındaki örtüyü çekip çıkardı , iki yumruğunun arasında örtüyü kıvırdı kıvırdı ve sonra başına çatkı diye bağlayıverdi… Sonra tüm kadınlar, farklı anlarda, önce belli belirsiz , sonra daha belirgin, çıkarıp sıktılar örtüleri, sonra dağınık, her biri başka bir biçimde, saçlar fora, bağlayıverdiler gelişigüzel! Baş örtüler, isyan bayrağına dönüşüvermişti!

Mükemmel solistler

Yalnız yaratıcı kadro değil, solistler de mükemmeldi. Rol dağılımına baktığımda, içlerinde ikisi , Bariton Andrea Concetti (Resul Efendi rolünde) ve Bas Angelo Veccia (Ağaların başı Okçuoğlu) zaten La Scala’nın en sevilen, en popüler , usta seslerdi. Oyunculukları da kusursuzdu. İkisi de rollerinde soluk alıp verir gibi rahattılar. “Bizden biri” gibi…

Kaymakam rolünde Avustralyalı tenor Steve Davislim, büyük değil ama sıcacık bir sese sahipti. Gençliği, biraz toy ve saf havası, bu rol için biçilmiş kaftandı.

Benim için en muhteşem sesler iki kadın rolündeki İsviçreli Soprano Rachel Harnisch ve Rus mezzosoprano Anna Smirnova’ydı.

İki kadın? Açıklıyayım: Vacchi ve Olmi işbirliğinde , Franco Marcoaldi’nin yazdığı librettoya, Yaşar Kemal’in de onayıyla bir kadın karakter eklenmişti. Kaymakamın nişanlısı. O bir düş, mektuplardaki bir ses, kaymakamın düşüncelerinde ve düşlerindeki bir sesti. Kabul edelim ki, bedenen sahnede görünmesi, harika bir aşk düetine (rüya sahnesine) olanak verdiği için çok da yararlıydı. Nişanlı rolünde, , Viyana Operası yıldızlarından soprano Rachel Harnisch sesiyle ve oyunculuğuyla müthiş bir zenginlikti. Zeyno karı’da ise mezzosoprano Anna Smirnova, yine hem sesi hem oyunculuğuyla bir isyan bayrağına dönüşmüştü.

Tepkiler

Temsilin ertesi günü “La Republica” Gazetesinde Luigi di Franzo, “Bunca avant-garde bir opera , hiç bunca heyecanla karşılanmamıştı”; “La Scala’da ilk kez bunca büyük isimler bir araya geliyor” diye alkışladığı eseri, “İnsanın doğayla ilişkisini yadsıyan dünyanın bir metaforu” diye özetliyor; yaratıcı kadronun “düşünsel ilişkisini” vurguluyordu.

Aleştirmen Arrugo’nun görüşü “ Müzik bütünlükten çok, farklı düşünce sıçramalarına, araştırmaya, dinleyiciyle farklı katmanlarda, dolaysız iletişim kurmaya dayanıyordu. Üst üste bindirmelerin yanı sıra, çok özgür, çok duygusal anlar vardı… Sahneleniş, çok gerçekçi, çok inandırıcıydı. Her an İtalya’nın Kuzey Güney çelişkisini izler gibiydim. Adalet duygusu bizde en güncel konu. Yaşar Kemal’in öyküsü kendi başına o denli güçlü ki, -bir ‘fabl’, bir ‘parabol’ gibi- bize hemen tanıdık geldi. “

“Teneke”yi La Scala’da izlediğinden beri , Leyla Gencer, her sabah Milano’dan bana telefon edip, birbirinden olumlu tepkileri iletiyor. Bu arada Yaşar Kemal hayranlığını, “aşkını” dillendirmekten de geri kalmıyor! ”50 Yıldır ben orada yapayalnızdım! Şimdi Koca Yaşar Kemal gümbürdeyerek girdi La Scala’ya” diyor.

Herkesin ortak görüşü, büyük düşüncelerin buluştuğu bir opera olması. Bugüne dek 3 kez temsil edildi. Yarın ve 1,3,4 Ekim’de tekrarlanıyor “Teneke” operası.

Cumhuriyet - 28 Eylül 2007

 

     
  Geri  
     
  Zeynep Oral Hakkında Yazılar Kitaplar Erişim Bilgileri