“WINPEACE” 10 Yaşında… (1)
Şiddetten arınmak mümkün…
Yıllar hızla uçup gidiyor… Hele belli bir amaç doğrultusunda çalışarak, üreterek geçirdiğiniz yıllar… Sizler bu yazıyı okuduğunuzda, biz Kos adasında başlayıp, Bodrum, Bitez’de sona erecek dört günlük bir etkinliğin, “WINPEACE 10 Yaşında” etkinliğinin (belki de Ege sularının) ortalarında bir yerde olacağız. (Hiçbir şey söylemeden önce bu toplantıyı mümkün kılan Bitez Belediyesine , ve katkıda bulunan Bodrum Belediyesi’ne teşekkürü bir borç biliyorum.)
“Biz” dediğim, Türkiye ve Yunanistan’dan çeşitli sivil toplum kuruluşlarından, farklı yaşlardan, farklı birikimlerden, farklı mesleklerden, farklı deneyimlerden gelen kadınlar… Ortak yanımız, on yıldır WİNPEACE – Türkiye Yunanistan Kadın Barış Girişimi’nde çalışıyor olmamız.
Başlangıçta
Anımsayın: 1996 yılının ocak ayındaydı. Kardak kayalarına çarpan bir gemi yüzünden iki ülke kılıçlarını, silahlarını kuşanmıştı. Başbakan Tansu Çiller , miğferini giymiş , "O asker gidecek, o bayrak inecek!" diyerek Türk Silahlı Kuvvetlerine komuta etmeye hazırlanıyordu. Politikacılar “düşman” a işaret edip “barbarları beklerken” ; sıra ordulara gelmeden, gazeteciler Ege’deki adacıklara ya da kayalara bayrak dikme yarışına girişmişti. Medya ne denli yüksek bağırırsa, o denli çok satıyordu. Halkların öfke, kin, düşmanlık, şiddet duyguları kışkırtılırken, silah bezirganları, şiddeti daha, daha nasıl tırmandırabiliriz diye yanıp tutuşuyordu…
İşte bu ortamda biz kadınlar ne yapabiliriz diye kolları sıvadık…
Ne yapabilip ne yapamayacağımızın bilincindeydik.
Biz iki ülkenin kadınları Türkiye ve Yunanistan arasındaki kökleşmiş sorunları çözemeyebilirdik , ancak bunların şiddet dışı yollarla çözümlenebileceğini gösterebilir, öğretebilirdik.
Bir yıla yakın hazırlıklardan sonra 1997’de Kos ve Bitez’de bir araya gelerek “WİNPEACE” hareketini kurduk. WINPEACE adı, hem Barış için Kadın Girişimi (Women INitiative for Peace) sözcüklerinin ilk harflerinden oluşmaktadır, hem de “Barışı Kazanmak” anlamına gelmektedir. Neden İngilizce diye soranlara: İki ülke kadınlarının ortak dili, çalışma dili İngilizce’dir de ondan…
Hareketimizin Yunanistan tarafında başı çeken, 1985’den beri tanıdığım, birlikte kadın sorunlarına ve barışa ilişkin sayısız çalışmaya katıldığım feminist ve barış eylemcisi Margarita Papandreu’ydu.
Misyonumuz:
Daha ilk günden misyonumuzu şöyle belirlemiştik:
“Uygarlıklar ve kültürler değişse de, biz kadınlar için hep bir ortak payda gözlenmiştir. Ortak paydamız kadın-erkek arasındaki eşitsizlik, kadınların toplum içindeki ikincil konumu, karar verme süreçlerinden dışlanmaları olmuştur/olmaktadır. Oysa barış içinde yaşama tutkusu, biz kadınların bilincinde, söküp atılamayacak, derinlere yer etmiş bir ilkeydi. Ve kadın hareketi içindeki uzun mücadelemiz, bize zengin deneyimler kazandırmıştı… Amacımız kadınların bu becerisini Türkiye ile Yunanistan arasındaki ilişkilere taşımaktır.
Uluslararası kadın hareketi içinde bizi birleştiren şeyler için elele verip mücadele etmeyi, farklılıklarımızı zenginliğe dönüştürmeyi öğrendik. Amacımız bölgede dayanışmayı ve barışı korumaktır. Bu, çocuklarımıza ve geleceğe karşı görevimizdir. Bu hareket, toplumsal eşitliğe, fırsat eşitliğine ve barış içinde yanyana yaşamaya inanan Türk ve Yunan kadınların ortak girişimiyle başlatılmıştır…”
İşte bu düşüncelerle yola çıkıp çalışma yöntemimizi belirledik.
Önce gerilimlerin azaltılması için bir iletişim ağı oluşturduk; kriz dönemlerinde barışçıl müdahalelerde bulunarak hükümetlerimizi etkilemeye çalıştık… Bir yandan da ortak projeler üretip, bunları hayata geçirdik…
Burada, gerçekleştirdiğimiz tüm projeleri sizlerle paylaşmaya yerim yetmez. (İki ülkenin lise ve üniversite öğrencilerini buluşturan yaz kampları, sorun çözme seminerleri, okullarda Barış Eğitimi dersleri, kırsal alanda kadınların kurduğu agro turizm kooperatifleri, kadın yazarların eserlerinin iki dile çevrilmesi, uluslar arası platformlara ortak katılım, Boğaziçi Üniversitesi’nde Barış Merkezi kurulması, vb.)
Suya bir taş atmak
iki ülke arasında Barış Kültürünü geliştirme yolunda ha bire çalıştık, hala da çalışıyoruz.
Bu on yıl içinde insanların genç ya da yaşlı, kentli ya da köylü, Türk ya da Yunanlı nasıl değiştiklerini gördüm…( “Ama ben bunu hiç bilmiyordum”, “Ben böyle sanmıyordum”, “Günün birinde böyle düşüneceğimi hayal bile edemezdim” sözlerini ne çok duydum!)
Hele o gençlik kamplarımızın katılımcıları birer barış elçisi artık. Her biri kendi iletişim ağlarını oluşturup, kendi barış kamplarını ve barış kültürünü yayma misyonunu sürdürdü / sürdürüyor… Barış eğitimi alan okullarda, öğrencilerin değişimi ve şiddetten arınmayı
içselleştirmeleri müthişti!
Biz suya bir taş attık, etkilerinin dalga dalga yayılmasını görmek heyecan verici.
En çok, en çok , yargılamadan, hüküm vermeden , önyargılardan sıyrılarak, ortak bir dil, insan dili , vicdan dili yaratırken, kavganın diyaloga, öfkenin anlamaya çalışmaya dönüştüğünü gördüm… Deneyimleri, sorunları, acıları ve sevinçleri paylaşarak, kendini ötekinin yerine koymayı öğrenerek şiddetten arınılabileceğini gördüm.
Barış eğitimi dediğimiz şey, şiddetten arınma yollarını öğrenmekten başka bir şey değil. İnanın , emek vererek, öğreniliyor bu yol.
Dünden beri Kos’da WINPEACE’in on yıllık muhasebesini yapıp, önümüzdeki on yıla bakıyoruz. Deneyimlerimizi, öğrendiklerimizi yalnız iki ülke arasındaki ilişkilere değil , tüm komşularımızla ilişkilerimize yansıtabilmeyi çok isterdim doğrusu…
Kavafis’in o muhteşem eseri “Barbarları Beklerken” şiirinin son dizelerini düşünüyorum.
“... hava karardı, barbarlar gelmedi. / Ve sınır boyundan dönen habercilere göre, / Barbarlar diye kimseler yokmuş artık.
Peki , biz ne yapacağız şimdi barbarlar olmadan?/ Bir çeşit çözümdü onlar sorunlarımıza...”
“Barbar” değil, “İnsan” olduğumuzu anlamak ve anlatmak için birlikte üretmeyi ve birlikte çalışmayı sürdürüyoruz. Ve çalışırken, üretirken , bir de bakıyoruz, “barbarları” beklemekten vazgeçmişiz ...
Cumhuriyet-2 Kasım 2007