Dünya halklarının “gazetecisi” öldü.
Meslek yaşamım boyunca Afrika’nın ya da Asya’nın çeşitli ülkelerinde , suyu arayan insanların, iç savaşlardan kaçanların, baskıya direnenlerin , açlıkla savaşanların, sömürgeciliğin lanetinden kurtulmaya çalışanların peşinden giderken, elimde not defterim onları dilerken, geceleri odama kapanıp gördüklerimi dinlediklerimi hazmetmeye çalışırken hep onun kitaplarını okurdum… Yalnızca öğrenmek, bilgilenmek, anlamaya çalışmak için değil… Okumanın insana verdiği hazzın doruklarında gezinmek için, çoğaltmak için, kendimi çoğaltmak için, dünyayı çoğaltmak için, sorularımı çoğaltmak için de…
O, Ryszard Kapuscinski … (Adını doğru yazmak, söylemekten çok daha zor: Riçard Kapusinski diyebilirsiniz) O, Polonyalı bir gazeteciydi. Gazeteciliğini edebiyatla taçlandırdı. 24 Ocak’ta, Varşova’da öldü. 74 Yaşındaydı. Benim hayatta en sevdiğim yazarlardan biriydi…
“Bir muhabirin gazeteye çektiği telgraf, haber iletmekte çok kısıtlı bir araç . Her zaman sınırlar var: Sözcükler sınırlı, gazetelerin almak istediği haber sınırlı… Oysa özellikle Üçüncü Dünya’da karşılaştığımız gerçeklikler, bir gazetenin elvereceğinden her zaman çok daha zengin ve karmaşık. Gazetede yayınlanmayacak olan haberin kendisi değil, onu çevreleyen şeyler: Ortam, sokakların havası, insanların duyguları, kentteki dedikodu, kokular, gazetenizde 600 sözcük içinde okuduklarınızın bir parçası olan binlerce gerçeklik öğesi…”
İşte telgrafla, telefonla, teleksle , daha sonra faksla (onun gazeteciliğe başladığında internet yoktu) gazetesine yolladığı haberlerin “dışında kalanları”, gazetelere yollayamadıklarını, gazetelerin satın almadıklarını, “haber”in çevresindeki gerçeklikleri daha sonra kitaplaştıracaktı.
Polonya Basın Ajansı’nın dış muhabiri olarak görevlendirildiği 1964’de Asya Avrupa, Afrika ve Amerika’da 50 kadar ülkeden sorumluydu… En çok Üçüncü Dünya’daki iç savaşlar, devrimler, toplumsal hareketler ve sorunlarla ilgilendi. Zaten kendisini Batı dünyasında değil, Asya Afrika’da ve Latin Amerika’da rahat hissettiğini her fırsatta belirtiyordu.
Kitapları bizde çok geç yayınlandı: İran’da Şah Rıza Pehlevi’nin düşüşünü ve sonraki dönüşüm günlerini anlattığı “Şahların Şahı” (Metis Yayınları 1989)… Sovyetler Birliği ile ilişkilerini, Sovyetler Birliği’nin bir zamanlar kapsadığı topraklarda bir uçtan öteki ucuna yaptığı yolculuklardan gözlemlerini , “insan manzaralarını” kapsayan “İmparatorluk” ( Om, 1999)… Etiyopyalı diktatör Haile Selasiye üzerine odaklanan “Afrika Aslanı” (Om Yayınları, 2000)… 1969’daki Honduras’la El Salvador arsındaki savaşı anlattığı “Futbol Savaşı” (Om Yayınları , 2000)…
Bütün bu kitaplarda insandan yana müthiş bir ayrıntı zenginliği, olağanüstü bir “atmosfer” , çarpıcı bir görsellik vardır. Ama aynı zamanda ironi de vardır. Bu ironi hep diktatörlere, güç ve iktidar sahiplerine, baskıcı kurumlara yönelir. Bize en çok “sokaktaki adam”ın düşüncelerini, duygularını aktarır. Örneğin “Afrika Aslanı” kitabının büyük bir bölümü, Haile Selasiye’nin hizmetkarlarının anlattıklarından oluşur…
Kapuscinski , her zaman ezilen, sömürülen, haksızlığa uğrayan, sesini duyuramayana empati duyar. (Empati sözcüğüne bizim toplumumuzun da çok ihtiyacı var ondan sık sık kullanır oldum. Duygudaşlığın bilimsel karşılığıdır empati…)
Ama tüm kitaplarının ortak bir başka noktası, yazarın edebiyat dünyasıyla içli dışlılığıdır. Gittiği her ülkeyi edebiyatıyla da tanır. Referansı kendinden önceki dünya edebiyatıdır. Halktan edindiği izlenimler ve gözlemlerini, edebiyat bilgisiyle harmanlayarak, anlattığı olaya ya da yöreye ilişkin geniş açılımlar, felsefi yorumlar katar.
Son birkaç yıldır Nobel’e aday gösterilenler arasındaydı.
Geçen yıl Reuter ‘e verdiği bir röportajda “Dünyayı merak eden hala genç kalmış insanlar için yazdığını” söylüyordu.
Meslek yaşamında, dünyadaki 27 darbeye tanıklık ettiği biliniyor. Bir de hakkında dört kez idam istendiği…
Ölümü üzerine, dünya gazeteleri “Dünyanın en iyi gazetecisi”, “Çağdaş Heredot”, “Üçüncü Dünyanın Sesi”, “ Dünya Çevirmeni”, “Modern Gazeteciliğin Ustası” gibi sıfatlar kullandı onun için…
Benim içinse, sanki en yakın yol arkadaşımı yitirdim…
Cumhuriyet- 28 Ocak 2007 |