Zeynep Oral Zeynep Oral HakkındaYazılarKitaplarErişim Bilgileri
Yazılar
 

Yazılar 2003

Coettzee ile baş başa…

Nobel Edebiyat Ödülü'nün , Güney Afrikalı yazar J.M. Coetzee'ye verildiğini öğrendiğimden beri anılar labirentimde yolculuğa çıktım, dolanıp duruyorum. (Nerede şu fotoğraf? Nerede nerede? Ne biçim gazetecisin sen! İnsan hiç Coettzee ile baş başa çekilmiş fotoğrafının bir kopyasını, emin bir yere saklamaz mı! Acaba eskiden çalıştığım gazeteden istesem mi?)

Yıl 1994. Güney Afrika'dayım.

Hayır, önce kısa bir geriye dönüş. 80'li yıllarda sık sık Afrika'dayım. Kenya, Uganda, Tanzanya, Burundi, Rwanda… Her birinde de ANC (Afrika Ulusal Kongresi) üyeleriyle bol bol görüşüyorum. Güney Afrika'ya gitmek istiyorum ama vize almam imkansız. Pasaportum beni hep ele veriyor… Güney Afrika'ya ancak Apartheid rejimi sona erdikten sonra gidebileceğim. Yıl 1993. Güney Afrika'dayım: Johannesbourg'da tarihi bir gün yaşanıyor. Başkan De Klerk ve Nelson Mandela'nın el sıkışıp kucaklaştığı, "Ortak Hedefler" toplantısını açtıkları güne tanıklık ediyorum… Ve yıl 1994. Güney Afrika'da ilk kez siyahların da katılacağı genel seçimler yapılacak ve ben seçim öncesi nabız yoklamak için yine oradayım.

J.M. Coetzee'nin Cape Town Üniversitesi'nde ders verdiğini öğrendiğim an, "Barbarları Beklerken" ve "Michael K. Nasıl Yaşadı" (Adam Yayınları) kitaplarını okuyup hayran olduğum yazarın peşine düşüyorum. "Kimseyle görüşmez, röportaj vermez, çok ketum ve nemruttur" uyarılarına aldırmıyorum.

Telefon'daki sesi buz gibi. Saatlerce dil döküyorum. "Röportaj vermiyorum" diyor. Kitapları hakkında düşüncelerimi sıralıyorum. Telefon konuşması uzadıkça uzuyor… Yanılmıyorsam buzları eriten şu cümlem oldu: " Siz, 'Barbarları Beklerken' kitabınızda anlattığınız çölün yalnız burada, Güney Afrika'da mı olduğunu sanıyorsunuz! Dünyanın her yerinde, bizde de barbarlar bekleniyor!"

Sessizlik… Uzun sürdü… Sonunda "Tamam gelin" dedi. "Üniversite'de , sanat blokları, 206 numaralı oda."

Cape Town Üniversitesi, kent dışında geniş yemyeşil bir alana yayılmış. Sanat Bloklarını buldum. 206 numaralı odayı buldum. Kapıyı vurdum. Kapının gerisinde bir anahtar döndü. Kapı açıldı. Karşımda J.M. Coetzee…

İçeri girdim. Telefondakinden çok daha sıcak bir sesle "hoş geldiniz" dedi, yolu kolay bulup bulmadığımı sordu. Arkamdan kapıyı yeniden kilitlerken, "Kusura bakmayın, güvenlik gereği…" diye bir şeyler mırıldandı.

Bembeyaz bomboş bir odadayım. Bir masa iki iskemle, önü camlı bir kitaplık. Duvarlarda, masada ne bir resim ne bir fotoğraf… Kişisel her şeyden arınmış, sanki içinde kimse yaşamıyormuş gibi bir oda… Buzlu camdan kitap adları bile seçilmiyor. Kepenkler ve perdeler sımsıkı kapalı…

Ben odayı incelerken, "Telefonda da söyledim, soruları yanıtlamıyorum. Soru sormadığınız sürece kalabilirsiniz," diyor. Tamam, o şartla kabul etmişti görüşmeyi, madem soru soramayacağım, "sohbet"e başlamak için, odaya ilişkin gözlemlerimi sıralıyorum. " Burada tek şahsi eşyam, bilgisayarım." diyor. "İşimi burada yapıyorum," diyor. "İşimi" sözünü öyle bir söylüyor ki, "işim yazmaktır"ı çıkarıyorum…

Kitaplarından ya da yazmaktan söz ettiğimde, konuyu değiştiriyor. Bana Türkiye, dolaştığım öteki Afrika ülkeleri ve Güney Afrika izlenimlerim üzerine sorular soruyor. Yanıtlıyorum…

Sonra yine sessizliğe gömülüyoruz…

Arada, örneğin yaklaşan seçimlere ilişkin "umutlu musunuz?" gibi bir soru ağzımdan kaçtığında… "Umut mu?" diyor, "Umut mu?" sanki bu sözcüğü yaşamında ilk kez duymuşçasına…


"Barbarları Beklerken" kitabına isim babalığı eden Kavafis'den, şiirinden söz ediyoruz…

Sonra yine sessizlik…

O sıralarda 53-54 yaşlarında olmalı. Ama sanki bin yaşındaymış gibi görünüyor. Çok alçak sesle konuşuyor, çok ağır hareket ediyor. Üzerinde milyonlarca ton ağırlığında bir yük varmış gibi. Tanrım ben hiç bu kadar hüzünlü bakışlar, bu kadar yalnız bir yüz görmemiştim. Ama o hüznün gerisinde müthiş bir öfke var.

"Çok mu öfkelisiniz?" diye soruyorum. Ve hemen ekliyorum: "Çok mu yalnızsınız diye soramayacağımdan, çok mu öfkelisiniz? diye sordum" diyorum.

Hani soru sormayacaktın, gibilerden bir bakış atıyor…

Yine karşılıklı susuyoruz…

Neredeyse bir saatin sonunda, izin istediğimde, beni kapıya geçirirken, gülümseyerek, "Öfkeyle yaşanmaz" diyor. Bu, o sıralarda, Güney Afrika'nın her yerinde seçim öncesi en sık kullanılan sloganlardan biriydi. Kendi düşüncesi olarak mı söyledi, yoksa sloganı mı tekrarlıyor acaba diye düşüne düşüne Coettzee'nin yanından ayrıldım.

Dilimde, Kavafis'in dizeleri:

"... hava karardı, barbarlar gelmedi. / Ve sınır boyundan dönen habercilere göre, / Barbarlar diye kimseler yokmuş artık. / Peki , biz ne yapacağız şimdi barbarlar olmadan? / Bir çeşit çözümdü onlar sorunlarımıza..."

İşte Coettzee'yle baş başa geçen bir saatin öyküsü…


05 Ekim 2003- Cumhuriyet

 

 

     
  Geri  
     
  Zeynep Oral Hakkında Yazılar Kitaplar Erişim Bilgileri