|
Yazılar
2002
Yarını
beklerken...
Bugün
sizlere Datça'nın sevgi dolu, coşku dolu , şiir dolu, en muhteşem
doğa nimetleriyle dolu, bol bademli "Can Şenliği"nden
esintiler sunacaktım... (Cumhuriyet yazarlarından günlerdir okusanız
da , biz anlatmaya hala doyamadık...)
Geçen yıl , küreği elden ele, dizeleri dilden dile geçirerek , harcına
sevgi katarak temeli atılan Can Evi'nin düş olmaktan çıkıp gerçeğe
dönüştüğünü, bitmiş olduğunu , bin bir renk çiçek açan o bahçede
bir mücevher gibi parladığını anlatacaktım...
"Can Evi"nin mimarı Ersen Gürsel'i, iç donanımını gerçekleştiren
Faruk Malhan'ı, hele hele köyü olduğu gibi koruyup, inşaatı yüklenen,
sürdüren Ahmet Ege Gürkan'ı kutlayıp, Can Evi'nden içeri dalacaktım...
İçeride , Avni Arbaş'ın, Burhan Uygur'un Can Yücel portreleri ,
Su Yücel'in Can Yücel'e ilişkin resimleri arasında, mükemmel düzenlenmiş
Tarih- Psikoloji- Felsefe- Sosyoloji- Edebiyat eleştirisi- Şiir-
Roman- Tiyatro- Referans kitapları diye sınıflandırılmış, Türkçe,
İngilizce, Almanca, Fransızca kitaplar, Can Yücel'in kitapları,
Can Yücel'in okuduğu , onu Can Yücel yapan kitaplar arasında dolaşacaktım...
Onca kitap arasında , Shakspeare'in tüm eserlerini içeren, kocaman
"The Oxford Shakspeare" kitabının, kara cildini açar açmaz
"Adana Kapalı Cezaevi Müdürlüğü - GÖRÜLMÜŞTÜR" damgasıyla
irkildiğimi ; Can Yücel'in parmak izlerini taşıyan, el yazısıyla
tuttuğu notları emmiş sayfalar boyunca "GÖRÜLMÜŞTÜR"ün
balyoz gibi tepeme indiğini anlatacaktım... Neyse ki Can Evi'nin
gönül ustası Güler, tüm haşmeti ve heybetiyle ve de elinde yeni
çıkan şiir kitabıyla oradaydı da balyozları kahkaha çiçeklerine
dönüştürüverdik...
İşte bunları ve daha neler neler anlatacaktım ki , yarın geldi dikildi
karşıma...
x
Yarın 1 Eylül. Dünya Barış Günü...
Oysa savaşa hiç bu denli yakın olmamıştık.
Üstelik, dünyanın tek süper gücü ABD'nin bize ve dünyaya empoze
ettiği bir savaş... Gerekliliğini, kaçınılmaz olduğunu bize ve dünyaya
yutturmaya çalıştığı bir savaş...
Irak'a savaş açılmanın kaçınılmaz olmasının nedeni , ne Saddam'dır
ne de Irak'taki insan hakları ihlali... Kaçınılmazlık, gereklilik,
ekonomiktir. Silah endüstrisini besleyecek daha çok çatışma, daha
çok baskı, daha çok şiddet, daha çok kan, daha çok acı, daha çok
gözyaşı, daha çok , daha çok, daha çok , daha çok ölüm gerekmektedir...
Oysa:
Bir adet F 16 uçağı 26 milyon dolardır. Ve bu parayla 2 adet yüzer
yataklı, 5 ameliyathaneli, yoğun bakım üniteli ve 400 kişiyi ayakta
tedavi edebilecek hastane yapılabilir.
Bir adet Leopard tank tankı 7 milyon dolardır. Ve bu paraya yedi
adet modern donanımlı ilköğretim okulu yapılabilir.
Bir Awacs uçağı 250 milyon dolardır . Ve bu parayla 50 bin yoksul
öğrenciye on yıllık burs ya da beş bin öğretmenin on yıllık maaşı
sağlanabilir...
Bunlar yalnızca birkaç örnek...
Ama dünyayı, daha çok Leopard tankı, daha çok F 16 ve Awacs uçağına
mahkum etmek, daha çok silahlanmaya tutsak kılmak üzere bir çark
kurulmuş. Bu çarkın dönmesi için silahlanma yarışına devam... Bu
çarkın durmaması, yıkılmaması için, daha çok savaş, daha çok savaş
kaçınılmaz...
Barış, yalnızca devlet, hükümet ya da ordu yöneticilerine bırakılacak
bir mesele değil. Barış, sizin, benim, hepimizin meselesi, bizlerin
işi. Her bireyin , her toplumun, yüreğinde, kafasında, ruhunda,
dünyaya bakışında, çevresini, dünyayı algılayışında yorumlayışında,
irdeleyişinde, sorgulayışında, arayışlarında sürdürdüğü bir seçim...
Belki yarın, yani 1 Eylül , bunları düşünmek, tavır almak, tepki
göstermek, eyleme girişmek için "bahane" olur...
Ülkemin her yerinde Datça'ların , şiir kentlerinin, şiir evlerinin
ve okulların, ve hastanelerin çoğalması dileğiyle...
01
Eylül 2002
|