|
Yazılar
2002
Toscana'da
Müziğin Peşinde (2)
Mevsimlerden
Aşkmış...
İtalya'nın
Toscana bölgesinde, Torre del Lago'da , Puccini Opera Festivali'ndeyim.
Adının sonuna bestecinin adının eklendiği minicik bir köyde, her
akşam dört bin izleyicinin doldurduğu, tek boş koltuğun bulunmadığı,
tahta bir köprüden geçilerek ulaşılan açık hava tiyatrosunda...
Yemyeşil tepeler, çam ormanları, dik başlı serviler, gül ağaçları
, bugenvilyalar, sardunyalar arasındaki gölün kenarına yerleşmiş
, sahnesi gölün üzerine uzanmış , eşi benzeri bulunmayan tiyatroda...
"Manon Lescaut" ve "Turandot"dan sonra şimdi
sıra Puccini'nin "Madama Butterfly" eserindeydi...
Bu operayı yıllar içinde öyle farklı yorumlarla izlemiştim ki...
" Japon Geyşa kızla Amerikalı Denizcinin Aşkı"ndan tutun
"Pis emperyalistin zavallı geyşaya kazık atması" ya da
"Japon olmanın onuru harakiriden geçer" e varan sayısız
yorumlar... Ancak birkaç yıl önce Verona arenasında izlediğim "Madam
Butterfly" hepsinden ayrılıyordu. Beni Montresor'un (reji,
dekor, kostüm) minimalist yorumuyla, bu eser aşka aşık genç kızın
öyküsüne, aşka adanmış bir şölene dönüşmüştü... Ve ben bundan daha
evrensel, daha etkileyici bir "Madam Butterfly" yapılamaz
sanıyordum.
Yanılmışım.
Orkestra
yerini aldı. Bu kez Citta Lirica Orkestrasını ve Lirica Toscano
Korosunu Steven Mercurio yönetecek. Tüm ışıklar söndü. Geleneksel
bir Japon ezgisini çağrıştıran prelüdle birlikte sahne aydınlandı.
Ve...
Gözlerimi kırpıştırıyorum... Gerçek mi... Sahnede boydan boya uzanan
bir yeşillik ... Hafif meyilli bir tepe... Her yer çimen kaplı.
Tepenin gerisinde deniz yani göl... Sahici göl... Torre del Lago'nun
gölü, dekorun bir parçası olmuş. Tepede yıldızlar ve ay (sahici).
Onlar da dekorun bir parçası... Tepenin bir yanında dev bir kaya
parçası. Gerçekdışı boyutlarda. Ama bu gerçek dışılık, sahnedeki
gerçekliği daha da yoğunlaştırıyor. İlk andan son ana dek sahnede
her şey su gibi hava gibi doğaldı.
Sahneden yaşamın dört temel öğesi, toprak, hava , su ve ateş geçti.
Sahneden yıllarla birlikte dört mevsim geçti . Bir sonbahar akşamı
aşk gecesini , yaşadı Cio Cio San ile Pinkerton... Kış, beklemekle
, hep beklemekle geçti... İlkbahar geldi diye, umutlar yeşerdi ,
çiçekler açtı , ama heyhat yalancı baharmış... Ve yaz , kızgın güneşiyle,
her şeyi yakıp, kavurup geçti...Meğer bu opera yaşamın ve mevsimlerin
geçişini anlatırmış! Ve mevsimlerden aşkmış!
Puccini'nin, birbirinden güzel melodiyi bir araya getiren , sağlam
bir dramatik yapısı olan "Madam Butterfly "operası , İrlandalı
yönetmen Vivien Hewitt'in rejisi, Japon heykeltıraş Kan Yasuda'nın
dekorları ve Regina Schreckler'ın Japon geleneksel havasıyla "Art
Nouveau"yu harmanlayan kostümleriyle kanatlanmıştı.
Yüzeysellikten uzak bu yorumda yalnız aşk değil, aynı zamanda iki
farklı kültürün çatışması da ön plana çıkarılmıştı.
Kan Yasuda'nın dev boyutlu kayası olsun, doğal malzemeden yerleştirdiği
"kapılar" olsun , tümü biçimsel mükemmeliyeti, güzelliği
, güzeli yakalamıştı. Ancak bu yalnız görsel bir güzellik değildi.
Esere müthiş bir psikolojik derinlik katan, anlamı yoğunlaştıran
bir "güzellik"ti. Sahne, yaşamdan ölüme geçilen bir alana
dönüşmüştü. Umut kapılarından , dar kapılardan, cennet ve cehennem
kapılarından, sevinç ve acı kapılarından yani aşk kapılarından geçilen
bir alan... Meğer bu opera bir geçişi anlatırmış! Yaşamdan ölüme
geçişi!
Cio Cio San rolünde Maria Pia Ionata'nın final aryası, bir... Nedimesi
Suzuki rolünde Elena Zilio ile birlikte çiçek düeti diye bilinen
bölüm, iki... Bu ikisi hiç ama hiç gitmeyecek gözlerimden ve kulaklarımdan.
Bu düette en ufak bir devinimle, bir el hareketiyle ve minicik bir
esintiyle , sahne çiçektozuna, gül yapraklarına bürünüyor, iki solist
, yaprak , çiçek , bahar bulutunun içinden geçerek söylüyorlardı
şarkılarını.
Gelin görün ki, "Madam Butterfly" temsilini dolduran binlerce
izleyicinin dikkati en çok bu anlattıklarımda değildi sanki. Tüm
dikkatler Onda yoğunlaşmıştı.
O, yani Andrea Bocelli.
Popüler müzik alanından geldiği için opera uzmanlarının ve eleştirmenlerinin
dudak büktüğü ama dünyanın her yerinde kitlelerin hayran olduğu
ünlü şarkıcı Andrea Bocelli ! Rock müziğinden , San Remo Şarkı Yarışmalarından
süzülüp gelen ilk plağı "Romanza" 7 milyon satan Andrea
Bocelli...
Amerikalı denizci Pinkerton rolünü gala temsilinde Andrea Bocelli
oynuyordu.
Görme özürlü bir sanatçının konser vermesi, plak doldurması tamam
da, bir opera temsilinde oynaması, sahnede hareket etmesi, rolün
gereğini yerine getirmesi nasıl olacaktı? Ne acımasız bir dünya!
İzleyicilerin büyük çoğunluğunun asıl merak ettiği buydu.
Azimle, çalışmayla, disiplinle her şey mümkündü. Sahnedeki çimenliğin
ortasındaki platformun kenarlarında incecik bir çıta belki sınırları
belirleme açısından kimi zaman yardımcı oluyordu ünlü tenora. Hem
zaten sahnelerinin çoğu ikili sahnelerdi... En ufak bir pürüz ,
bir aksama yaşanmadan sürdürdü rolünü. Üstelik olağanüstü sıcak
ve rengi güzel sesiyle , Pinkerton rolünü gereğinden daha sevimli
bile kıldı diyebilirim.
Bocelli gözleriyle değil yüreğiyle görüyor, gördüklerini sesinin
rengiyle çoğaltıyordu. Yeryüzünün en güzel renkleri, onun sesindeydi.

|