|
Yazılar
2002
Şükran
Güngör...
"Bu
yıl, tiyatro mevsimini erken açtık" diyordu bir tiyatro eleştirmeni
arkadaşım...
Evet, öyle oldu. Geleneksel 1 Ekimi bile beklemedik.
Kenter Tiyatrosu'ndaydık. Günlerden 17 Eylüldü. Salon , Yıldız Kenter'in
sahneden Şüran Güngör'e söylediği gibi, doluydu. "Şükran ,
sana güzel bir haberim var..." Tek boş koltuk yoktu . Tiyatronun,
fuayeleri, koridorları, her yer doluydu... Ama asıl, sahne doluydu.
Sahne Şükran Güngör'ün ustalığı , oyunculuğu ve eşsiz kişiliğiyle
doluydu... Sahne, onun yarım asırlık çalışmasıyla, emeğiyle doluydu...
Sahne, tiyatro tarihi kadar eski, gençlik coşkusu gibi her daim
yeni, birikimleriyle doluydu... Yıldız Kenter'in "Bekle beni,
yakında yine buluşacağız" sözleri gözlerimizi, yüreğimizi,
genzimizi yakarken, ben o birikimler arasında gidip geliyordum.
Kolay olanın, ucuz olanın en çok alkışlandığı ; sansasyon uğruna
sahte, yoz , göz boyayan , saman alevi gibi bir yanıp bir sönen
parıltıların, şan şöhret olduğu bir ortamda Şükran Güngör hep sahici
kaldı, kendi kaldı, dürüst kaldı, nitelikten asla ödün vermedi.
Kişiliğindeki yürekliliği , cesareti, içtenliği sahneye taşıdı.
Gösterişin yüceltildiği, tembelliğin açıkgözlük, rehavetin akılılık
sayıldığı bir ortamda , o karınca çalışkanlığında, yaşamı daha güzel,
sahneyi daha doğru, daha dolu kılmak için hep ama hep emek verdi.
Yaptıklarını büyütmeden, böbürlenmeden, kendini ön plana çıkarmadan...
Bu hoyrat dünyada zarafeti hiç elden bırakmadan... Gülümsemeyi hiç
ihmal etmeden...
Oyunculuğu da kendine benziyordu: Aklı başında, alçakgönüllü, dürüst,
sahici, içten ve anlam yüklü... Söylenen kadar söylenmeyeni, görünen
kadar görülmeyeni de bize duyuran , gösteren, hissettiren bir oyunculuk...Duyarlılığın
oyuncusuydu o. Sahnede canlandırdığı tüm kişilikler ve elbet "Büyük
Adam Küçük Aşk"ın emekli yargıcı tanığımdır.
Ben, sahneyle birikimler arasında gidip gelirken, Talat Halman sahnede
Şükran Güngör'e sesleniyordu: Konuşmasının bir yeri alkışlarla kesildi:
"Çağımız, toplumumuz, dünyamız için yaşamsal önem taşıyordu
o film. Dünyaya kudretli bir mesaj veriyordu. Gel gör ki, bir takım
karanlık güçler yasakladı onu. Gerçeklerden ve senden yoksun bıraktılar
bizi. Umarım dilerim, senin hatırana hürmeten, yeni Kültür Bakanımız,
o yasağı kaldırır."
Tüm salon bu dilekte birleşti...
Sahneden sahneye bir gökkuşağı kuruyorum ... "Fareler ve İnsanlar"ın
George'u bir ucundan, "Nalınlar"ın muhtarı öteki ucundan
yükseltiyor gökkuşağını... Kırmızıya "Raşamon"daki koca
yerleşmiş, yeşile "Üç Kuruşluk Opera"'nın Bay Peachum'ı...
Renkler arasında "Godot'yu Beklerken" duruyor. Vladimir
ve Estragon "Gel gidelim" diyor birbirine ve kimse gitmiyor.
Biri Şükran Güngör'dü, öteki Cahit Irgat. Agah Hun Pozzo'ydu, Kamran
Yüce Lucky. Dördü de artık beklemiyor Godot'yu...
"Derya Gülü", "Pembe Kadın"dan "Arzu Tramvayı"na
ve hem anlatıcıyı hem de yaşlı dedeyi oynadığı "Umut Şarkıları"na
, renkler ve sesler yaşamımı zenginleştiriyor. Haykırmak istiyorum:
"Belleksiz toplum! Unutmayın bu oyunları, unutmayın bu insanları!"
Gökkuşağımda en çok, en çok Çehov oyunları gelip dikiliyor karşıma.
"Martı", "Üç Kızkardeş" ve hepsinden daha da
çok "Vanya Dayı"... Yaşamayı hep sevdiklerine adayan,
yaşamın anlamını, amacını sevdiklerini mutlu etmekte bulan , bunun
için hep çalışan , hep çalışan ve sabretmeyi bilen Vanya Dayı'ydı
Şükran Güngör... .Oyunun finalinde, perde kapanmadan önce gözleri
yaşlı onu görüyorum sahnede. Ve tıpkı Sonya gibi ona sarılıp, "Yaşayacağız
Vanya Dayı, başka ne yapabiliriz ki... Yaşayacağız ve artık dinleneceğiz..."
demek geliyor içimden...
Cehov'un, iyi yürekli, çalışkan, sevgi dolu, yaşama ve çevresine
saygılı, yarının daha güzel olacağına, daha güzel olması gerektiğine
inanan , iyi insanlarına ne çok benziyordu Şükran Güngör...
Hayır Vanya Dayıya , Sonya'nın sözlerini söyleyemedim, çünkü o gün,
Kenter Tiyatrosu'nda perde kapanmadı. Sonsuz bir sevgi ve saygı
seli sahneden, gelecek kuşaklara aktı.
Her şey için sonsuz teşekkürler Şükran Güngör.
21 Eylül 2002
|