|
Yazılar
2002
ESİNTİLER- ZEYNEP ORAL
Şairler ve Utançlarımız
Geçen Hafta Nazım Hikmet ve şiiri üzerine konuşmak için Antalya
ve Fethiye'ye çağrılıydım . İlk toplantıyı Antalya Çağdaş Yaşamı
Destekleme Derneği , ikincisini ise Kemer Atatürkçü Düşünce Derneği
düzenlemişti. Çalışma saatleri içinde olan ilkinde, yaklaşık 250,
ikincisinde (akşam saatlerindeydi) 500 kadar dinleyici vardı. Ancak
her ikisinde de dinleyiciler, çoğunlukla orta yaşın üzerindeydiler.
Gençler çok, hem de çok azınlıktaydı.
Hayır yalnız bu iki toplantıdan yola çıkıp, gençlerin şiire ilgilerinin
azlığından ya da yokluğundan dem vurup, genellemeler yapmayacağım.
Ama iki toplantıda da sayıları tek tük olan gençlerle konuştuklarımı,
daha doğrusu onların söylediklerini sizlerle paylaşacağım.
En çok dile getirilen ilgisizlik nedeni, hep bildiğimiz, duyduğumuz
şey : Derslerin çokluğu, sınavlara hazırlanma, hazırlık kursları,
okulla dershane arasında paralanma, yaşamın, eğitimin amansız bir
yarışa dönüşmesi, gençlerin bu yarışta parçalanıp un ufak olmaları...Ya
yarışı kazanamazsam endişesi, beklentileri ve şimdiye dek harcanan
emeğin, zamanın, paranın karşılığını ödeyememe korkusu... Bu korku
bu baskı üzerlerine öyle bir çullanmış ki, vurdumduymaz olmadıkça,
bundan sıyrılabilmeleri kolay değil.
Peki sen niye buradasın diye sorduğumda, aldığım yanıt hemen hemen
hep "Nazım Hikmet için"di. İçlerinden birinin yanıtı ibret
vericiydi:
"Ben yalnız Nazım Hikmet'i değil, bütün iyi şairlerimizi tanımaya
çalışıyorum. Tanıdıkça daha iyi bir insan oluyorum. Belki de bana
öyle geliyor. Kötü şeyler , utanacağım şeyler yapmamı önlüyor, şairleri
tanımak... Yani, ne bileyim, onlara ayıp olmasın istiyorum..."
Kendimi tutamadım, sımsıkı sarıldım o gence.
Bu duyguyu benim kuşağım çok yaşamıştı. Sevdiğimiz, saydığımız yazarlara
, şairlere "ayıp olmasın" diye , utanılacak şeyler yapmamak...
Demek, hala aynı duyguları paylaşanlar var...
Fethiye'den eve döndüğümde , Fransa'da seçimler vardı. Ertesi gün
bir Fransız arkadaşımın 20 yaşındaki kızından (edebiyat fakültesinde
okuyor) bir mektup aldım (elektronik posta) . "Utanç içindeyim."
Diyordu." Utancımı ikiyle çarpıyorum. Biri oy vermediğim için
utanıyorum. İkincisi böyle bir kültüre sahip olup, bu sonuca ulaşmaktan
utanıyorum."
Fransa'daki seçim sonuçlarını ve ardından yazılan tüm analizleri
izlerken, tuhaf bir biçimde , benim de aklıma ilk gelen Fransa'nın
şairleri oldu. Victor Hugo'dan Guillaume Apollinaire'e, Elouard'dan
Tzara ve Aragon'a, Prévert'den Guillevic'e ve her birinin yazdığı
kimi dizelere takıldı kafam ve yüreğim. Sanki her biri sırtlarından
hançerlendiler gibime geldi.
Tanrı bizi şairlerimizin karşında / önünde/ arkasında/ yanında utanca
düşürmesin!
Geçen
haftanın benim için en keyifli olayı "90. Yaş Sergisi"nde
Zahir Güvemli'yle buluşmaktı. Ressam, karikatürcü, editör, yazar,
edebiyat öğretmeni, sanat tarihi öğretmeni Zahir Güvemli'nin son
dönem resimleri Maçka'da Özden Galeri'de sergileniyor. (5 Mayısa
dek görülebilir.) Galeriye akın etmiş ünlü, ünsüz her yaştan insan
"Hocam, hocam" diye çevresini sarmış, 90 yaşında düşünmeyi,
çalışmayı, üretmeyi sürdüren insana saygı ve sevgi sunma yarışındaydı...
Ben onun öğretmenlik yaptığı hiçbir okulda öğrenci olmadım. Ama
gazeteciliğe başladığım, Nezih Demirkent'in Genel Yayın Müdürü olduğu
ve benim için gerçek bir "okul" niteliğindeki "Yeni
Gazete"de bir yıl boyunca Zahir Güvemli'yle çalıştım. O, hepimizin,
tüm çalışanların "Zahir Hoca"sıydı.
Çok çalışmayı, rehavete ve tembelliğe kaçmamayı, ve çalışmaktan
tat almayı ondan öğrendim. İnsanın, işini mesleğini, yaşam biçimine
dönüştürmesine harika bir örnek oluşturuyordu.
Zahir Hoca'ya daha nice nice yıllara, nice nice sergilere diyorum.
|