|
Yazılar
2002
Nazım
Hikmet ilk kez New York'daydı....
MUHTEŞEM
GECE....
Nazım
Hikmet IOO yaşında... Dünyanın dört bir yanında şairin yüz yıl kutlamaları
dolu dizgin sürüyor. Londra ve Paris'den sonra, sıra New York'taydı.
Coşku, heyecan dolu, özlem ve hasret dolu, en çok da umut dolu bir
gece yaşandı New York'da. Daha güzel bir gelecek inancıyla, şiddetten
arınmış bir dünya, sömürüsüz bir yaşam umuduyla yoğrulmuş şiirlerle
kanatlandık. Haksızlığa başkaldıran, teslim olmaya direnen şiirleri
yaşadık. Şiirin gücüyle çoğaldık. İnsanı insan yapan değerlerle
yüceldik. Şairin soluğunu içimizde duyduk. Nazım yanıbaşımızdaydı.
Nazım bizimleydi. Dolaşmadığı kıta, gitmediği ülke yoktu. Ama işte
sağlığında ona vize vermeyen A.B.D.'de, New York'daydı şimdi de.
Hayır, New York'daki kutlama yalnız bir gecelik coşkuyla tanımlanacak,
gelip geçici bir etkinlik değildi. Gecenin sonunda izleyicilerin
çoğunun koltuğunun altında iki koca cilt kitap vardı. Baskıdan yeni
çıkmış iki kitap. Her ikisi de New York'da Persea Books Yayınevi
tarafından basılmış , Mutlu Konuk ve Randy Blasing tarafından Türkçeden
İngilizceye çevrilmiş iki dev eser. Biri Nazım Hikmet'ten seçme
şiirler, öteki Memleketimden İnsan Manzaraları... Hayır, anma, kutlama
gecesi sona erdikten sonra da Nazım A.B.D.'de de yaşamaya devam
edecekti...
Gecenin sonunda "Yıllardır New York'da böyle bir gece yaşamışlığımız
yoktu" diyenler olacaktı ve hemen ekleyeceklerdi: "Ama
gece bitmedi, Nazım'la birlikte düşünmeyi, hissetmeyi sürdüreceğiz..."
Durun, böyle anlatmamalıyım, en başından başlamalıyım:
Tek boş yer yok
Günlerden 14 Nisan. New York'a bahar çoktan gelmiş. Güneşli bir
Pazar gününün sonunda sokaklar cıvıl cıvıl. 11 Eylül şokuna meydan
okurcasına millet yaşamın her alanını bol enerji, bol etkinlik,
bol kahkaha, bol milliyetçilik, bol taşkınlıkla doldurmaya çalışıyor.
Ama şu anda benim bunların hiçbirini görecek halim yok. Çünkü tüm
dikkatim, Manhattan'ın göbeğindeki Kaye Playhouse tiyatrosuna odaklanmış
durumda. Adını ünlü komedyen Dany Kaye'den alan bu tiyatronun önünde
telaşlı bir kalabalık toplanmış. 650 Kişilik tiyatroda, tüm biletler
çoktan kapışılmış. Ne salonda , ne de balkonda tek boş koltuk yok.
Millet ayakta izlemeye razı ama tiyatro yönetimi yasak diyor. Kapıdan
hüsranla ayrılanlar var.
Saat 19:00. Kapılar kapandı. Işıklar söndü. Soluklar tutuldu...
Karanlık salonda önce İlhan Mimaroğlunun bestesi, Tülay German'ın
sesinden "Piraye"... Koca sahnede spot "Nazım"
imzasını aydınlatıyor. Önce şairin kendi elinden çıkma imzasını
gördük sonra sesini duyduk. Bir duyanın bir daha unutmayacağı, kendine
özgü sesi ve yorumuyla "Kerem Gibi"yi dinliyoruz.
Gecenin sunucusu , Amerika'da yaşayan Prof. Berent Enç. İngilizce
ve Türkçe sunacak programı. İngilizce okuduğu "Otobiyografi"den,
Türkçe yorumladığı "Salkım Söğüt"e soluk alıp verir gibi
geçebilecekti.
Programın ilk bölümünde Nazım Hikmet'in Amerika'daki çevirmeni Mutlu
Konuk, şairin şiirini şiir dünyasını anlattı. Ardından sıra bendeydi.
Ben, Nazım Hikmet'i, Nazım Hikmet yapan özellikleri vurgulamaya
çalıştım.
Buluşmalar
New York Times Gazetesi yazarı, uzun yıllar Türkiye'de gazetesinin
temsilciliğini yapmış Stephen Kinzer "Bir Amerikalının Nazım'la
buluşmasını"nda çeşitli buluşmaları ya da buluşamamaları dile
getirdi. Örneğin, Türkiye'de iki devrimci, güçlü ve yaratıcı kişiliğin
Mustafa Kemal ve Nazım Hikmet'in "buluşamamaları" tarihsel
bir şansızlıktı Ama örneğin yine Nazım Hikmet'in kendi kişiliğinde
yurtseverliği, milliyetciliği ve enternasyonalizmi "buluşturması"
eşsiz bir nimetti. "Hele günümüzde milliyetciliğin ne tehlikeli
boyutlara ulaşabildiğini gördüğümüzde" diye de ekleyecekti...
Kinzer konuşmasını Walt Witman'ın bir şiiriyle noktalayacaktı.
|