|
Yazılar
2002
GERÇEĞİN
MAYASI
Küçük
Prens nice serüvenden sonra , bu gezegenden ayrılırken anlamıştır
ki, onun gülü, evrende bir tanedir, eşsizdir. Çünkü yalnız o gül
için canını vermeye hazırdır, üzerini fanusla örttüğü odur, rüzgarlardan
koruduğu odur, yakınmasına, böbürlenmesine, hatta susmasına kulak
verdiği odur, emek verdiği, zaman verdiği odur...
Evrende binlerce çiçek, binlerce gül varken, kendi gülünün eşsiz
olduğunu ona öğreten, evcilleştirdiği tilkidir. Ve ayrılık vakti
geldiğinde Tilki, Küçük Prens'e bir sır verir:
"-Vereceğim sır çok basit : İnsan ancak yüreğiyle baktığı zaman
doğruyu görebilir. Gerçeğin mayası gözle görülmez...
Küçük prens unutmamak için tekrarladı:
-Gerçeğin mayası gözle görünmez.
-Gülünü bunca önemli kılan uğruna harcadığın zamandır.
Küçük Prens unutmamak için tekrarladı :
- Uğrunda harcadığım zamandır.
-İnsanlar bu gerçeği unuttular, sen unutmamalısın. Evcilleştirdiğin
şeyden her zaman sen sorumlusun. Gülünden sen sorumlusun...
Küçük Prens unutmamak için tekrarladı:
- Gülümden ben sorumluyum."
Bir haftadır her gün , her dakika, Saint Exupéry , Küçük Prens,
tilki ve gül arasında gidip geliyorum. (Yukarıdaki alıntı Cemal
Süreya ve Tomris Uyar'ın Türkçe'sinden - Cem Yayınevi)
Nereden takıldı kafama, dilime bu satırlar? Neden terk etmiyor beni?
Neden ha bire ha bire yüreğimi oyuyor? Neden bunca acı veriyor ?
Tam da gece gündüz haberler karşısında milletçe 3 kasım seçimlerine
kenetlenmişken, nereden saplandı içime bu gül, bu tilki , bu Küçük
Prens...
Belki Süreyya Ayhan, şampiyonluk ipini göğüslerken ona nasıl davrandığımızı
düşündüğümden... Dönekliğimizi saygısızlığımızı ikiyüzlülüğümüzü
yüzümüze çarptığından... Belki Leyla Tavşanoğlu'nun haftalık sohbetini
ve o sohbete tepkileri okuduğumdan ... Belki 29 yıl boyunca emek
verdiğim, uğruna zaman harcadığım, rüzgarlardan korumaya çalıştığım
Sanat Dergisi'nin 30. Yıl kutlamalarını düşündüğümden... Medya transferlerinde
şaşkınlıktan şaşkınlığa düştüğümden... İnsanların, birbirine nasıl
hoyratça davrandığını, herkesin herkesi linç etmeye hazırlandığını
gördüğümden... Seçim manipülasyonlarını izlediğimden... Çevremizi
sarmış sevgisizlikten, saygısızlıktan, küstahlıktan, acımasızlıktan...
Dost bildiklerimizin , içimizi acıtmaya çalışmasından...
"İnsanların tanımaya ayıracak zamanları yok artık, dedi tilki,
Aldıklarını hazır alıyorlar dükkanlardan. Ama dost satan dükkanlar
olmadığı için dostsuz kalıyorlar."
"İnsan ancak yüreğiyle baktığı zaman doğruyu görebilir. Gerçeğin
mayası gözle görülmez..."
Belki de ben çok hassaslaştım ...
Sevgili okurlar yazının burasında, - Perşembe akşamüstü saat 17:00-
Kemal Derviş'in açıklamasını dinlemek üzere televizyon başına gitmiştim
ki ... Bir de baktım yıkıcı değil yapıcı, yok edici değil üretici,
bölücü değil birleştirici , karşıt görüştekileri bile aşağılayıcı
değil yüceltici bir konuşmaya tanık oluyorum... An azından siyasi
yaşamımızda bu bir ilkti.
Kemal Derviş'in açıklaması sona erdi. Ve ben de bu karamsar yazıyı
sürdürmemeye karar verdim.
X
P.S. : Geçen haftaki yazımı, derhal, arkadaşım Joan Baez'e bir haber
uçurmalıyım, TBMM'den çıkan kararı , ölüm cezasını kaldırdığımızı
ona duyurmalıyım diye bitirmiştim. Çünkü her konserinde "'Biliyor
musunuz ki, uygar diye geçinen ülkeler arasında ölüm cezası uygulanan
iki ülke var: Biri bizimki, Öteki Türkiye...'' deyip duruyordu...
Size söylediğimi yaptım, ona haber uçurdum.
Elektronik posta sağ olsun anında yanıt geldi: Konu başlığı "Hip
Hip Hurrey!" nidasıydı. "Türkiye'yi seviyorum" diye
başlayıp, "Bu akşamki konserimde ve sonra turnem boyunca bu
başarınızı tüm dinleyicilerime anlatacağım" diyor. Baktım,
konser turnesi California'dan , Washington'a ABD'de sayısız eyaleti
ve Kanada'yı kapsıyor... Fena değil! ... Benden bildirmesi...
17 Ağustos
2002
|