|
Yazılar
2002
Mardin'den
Sevgilerle...
"Ben,
Mardin kenti... Kalker ve lavlarla bezeli, teninden başka giysisi
olmayan çıplak dağların anayurdu... Taşın ve toprağın ve doğum yerini
unutmuş suların , hammaddesi alın teriyle karılmış kerpicin ve mavi
bedenli bulutların anası... Gecemi ve gündüzümü , çöl ve çölleri
kuşatan bozkır rüzgarları donatır... Ayaklarımın ucunda uzanır tarihin
babası Mezopotamya. Yüzümün bir yanı safran kokulu Deyrulzafaran'dır,
bir yanı minaresini asma dallarından ördüğüm Ulu Cami... Hamurumu
kavimler, etnik gruplar , dinsel cemaatler yoğurmuştur. Ben, bedenini
kaleler üzre bina etmiş Mardin kenti..."
"Taşın ve İnancın Şiiri Mardin" kitabında, Refik Durbaş'ın
muhteşem bir dille, daha doğrusu tepeden tırnağa şiirle dile getirdiği
Mardin ilindeydim geçtiğimiz hafta boyunca...
Mardin, Midyat, Nusaybin... Birinden ötekine, İpek Yolu'nda farklı
dinlerin, farklı kültür birikimlerinin arasında yol alırken, şiirden,
türküden uzaklaşmak olanaksız. Ne de Kürtçe ve Arapça'dan... Anası
Kürt, babası Arap, sütannesi Süryani, Kürtçeyi ve Arapçayı su gibi
konuşan insanlar arasında dolaşırken, inanın Ankara'da, İstanbul'da
sürdürülen politik tartışmalar çok gülünç ya da çok acıklı geliyor
adam olana...
O zengin kültür birikiminin, taşın şiirinin , dillerin ve dinlerin
kardeşliği peşinde yörede dolaşırken, amacım yıllar içinde değişeni
ve değişmeyeni gözlemlemekti. Daha önceki gidişlerimden bu yana
kimi sorunların (örneğin su sorunu) hiç mi hiç değişmeden süregeldiğine,
kiminin (örneğin, işsizlik) katlanarak büyüdüğüne, kiminin ise (örneğin,
terör ve devlet baskısı) olumluya doğru değiştiğine tanık olacaktım.
Bu iki cümlede söylemeye çalıştığımı, bir "Esintiler"
yazısına sığdırmak olanaksız. Bunlar, ayrı yazı konusu olacak.
Bu kez Mardin'e gidişimin bir nedeni de GAP Bölge Kalkınma İdaresi'nin
kurduğu Mardin Gençlik ve Kültür Evi'nde bir konuşma yapmaktı. Ama
doğrusu "Sanat neye yarar?" ya da "Sanat-Kalkınma
ilişkisi" üzerine ben konuşmaktansa, onları konuşturup, onları
dinlemek daha çok işime geldi.
Gençlik ve Kültür Merkezleri şimdilik Mardin ve Diyarbakır'da var.
Adıyaman, Urfa, Siirt, Şırnak ve Batman'da da kurulma aşamasında...
Amaç, genç nüfusun çokluğu, eğitim ve mesleki öğrenim olanaksızlığı,
yüksek oranda işsizlik, sosyal ve kültürel etkinliklerin yokluğu
kıskacındaki gençlere, dayanışma, örgütlenme, beceri kazanma, toplumsal
yaşama katılma ve etkileşim olanağı sağlama. Ya da kısaca "soluk
alma" fırsatı verme diyebilirsiniz.
Mardin Gençlik ve Kültür Evi'nde gençleri dinlerken, en çok kendilerini
ifade etme güçlerine hayran oldum. Zaten içlerinden biri açık açık
söyleyecekti :
"Ben bu merkezde tiyatro çalışmalarına katıldığımdan beri,
hareket etmeyi, söz söylemeyi, kendimi ifade edebilmeyi öğrendim."
Bu merkezde, tiyatro, resim, müzik, seligrafi, İngilizce, bilgisayar,
üniversiteye hazırlık kursları var. Ancak kurslardan öte, gençleri
bir araya getirmek gibi bir işlevi de üstlenmiş.
Çok farklı kesimlerden, farklı yaşlardan, farklı birikimlerden oluşan
bir katılım vardı toplantımıza. Liseliler, okula gitmeyenler, kızlar,
erkekler , Türkçe'yi zor konuşanlar ya da yazar , şair olacağına
inanlar... Katılanlar arasında ÇATOM'lu kadınlar da vardı. ÇATOM
yani Çok Amaçlı Toplum Merkezleri. Yine GAP idaresinin gerçekleştirdiği
bu kurumla , bir sivil toplum kuruluşu olan ve şu sıralar maddi
olanaksızlardan ölüm kalım savaşı veren "Ana Kültür" aracılığıyla
tanışmıştım. Bu kez Ömerli, Evren Mahallesi ve Saraçoğlu ÇATOM'larında
kadınları dinleyecektim.
Toplantıya dönelim: "Gidebileceğimiz bir sinema, tiyatro, konser
bile yok" dan "Doğu insanı çok yaratıcıdır, çok yoğun
yaşar, bu yoğunluğu ve yaratıcılığını sergileme ihtiyacındadır"a
ulaşan ; "Ben bu merkezde okuma yazma öğrendim, Türkçe öğrendim""den,
"ben burada Valinin karşısına çıkıp hakkımı arama gücüne kavuştum"a
uzanan, çok geniş bir yelpazeye yayılan gerçekleri dinledim.
Toplantı sonunda genç bir liseli kız söyledi: "Mardin'i görmeden
bilmeden ölmek, hiçbir şey görmeden, bilmeden ölmek demektir. Ama
acaba buradakiler kendi kültürlerini ne kadar biliyor?" Ya
da Türkiye'dekiler ? diye eklemek geldi içimden.
Mardin'in labirenti andıran dapadar , taş yokuşlarını inip çıkarken,
genç ağızlarda soluklanan ölüm sözcüğü kafamda, tarihindeki hoşgörü
egemenliği düşlerimde, yapılacak daha ne çok ne çok iş olduğunu
düşünüyordum... Belki gençlere bir ufuk çizgisi yaratmakla ya da
şu ülkenin her bir yanını tanımaya çalışmakla işe koyulabiliriz...
"Hiçbir şey görmeden, bilmeden ölmek", yazık doğrusu!
30 Mart 2002
|