|
Yazılar
2002
İşkence
suçundaki payımız !
Hiç
unutmadım: O çocukların gözlerini, o çocukların seslerini hiç ama
hiç unutmadım. Parçalanmış, lime lime olmuş, her bir parçası dipsiz
kuyuların en dibine saplanmış o bakışlar , o sesler Manisalı gençlerindi.
Ben onlara çocuk diyordum. Çünkü içlerinde en küçüğün yaşı 14'dü,
çoğununki 17... Sanki kendileri yoktu sesleri ve bakışları vardı...İçine
düştükleri dehşeti anımsıyor musunuz... İçlerinden biri duruşmada
işkenceyi anlatırken, daha doğrusu anlatamazken, öyle utanmıştı
ki, yaşadıklarını hakim amcanın kulağına fısıldamak zorunda kalmıştı...
Onu kucağıma alıp, "küçüğüm, sen değil, bunu sana yapanlar
utansın" demeye....
Tamam geriye dönmeyeceğim... Yüzyıllar önce değil, 6 yıl önce yaşanan
o dehşete ,yeniden dönmeyeceğim...
Manisa'da izlediğim duruşmalarda o çocukların anneleri babaları,
ablalarını da unutmadım. Çocuklarına kanat geren, adalet için savaş
veren, acılarını öfkeyle bileyen aileleri hiç unutmadım... Ve de
işkenceci savıyla yargılanan polislerin meydan okuyan tavırlarını
da...
Bildiri dağıttılar, slogan attılar, duvara yazı yazdılar diye yakalanmıştı
o çocuklar... Örgüt üyeliğinden yargılandılar... Beraat ettiler...
Gözaltında gördükleri işkence nedeniyle polislere dava açıldı...
Polislere delil yetersizliğinden iki kez beraat kararı verildi...
Karar iki kez Yargıtay'dan döndü... Üçüncü yargılamada polisler
hapis cezası aldı. Karar, polisler son duruşmada savunma hakkı kullanmadı
diye bozuldu. Ve birkaç gün önce tüm gazetelerde okudunuz, işkenceci
polisler (44. duruşmada!) yeniden hapse mahkum edildi...
Bütün bu olay neredeyse 7 (yazıyla yedi) koca yıl sürdü. Olay bitmiş
değil. Polisler temyize baş vuracak. Ve dava "zamanaşımına"
uğrayabilir. Bu süre 2003 Haziranında doluyor... İşte çocukların
avukatları şimdi bunu önlemeye çalışıyor...
Gecikmiş adalet zaten ne kadar adil olabilir ki!
Ayrıca şimdi AB'nin gözü bu davada ve AB ilerleme raporunda da örnek
gösterildiği için mi, işlerin hızlanacağına ve tutarlılığa kavuşacağına
inanıyoruz? Yanıtımız evet ya da hayır olsun, bence her ikisi de
utanç verici. AB bizi zorlamadan işkenceyi cezalandıramaz mıydık,
lanetleyemez miydik!
Şimdi yedi yıl öncesine dönüyorum:
Manisalı çocuklara yapılan işkencelerin televizyon ekranlarından
evlerimize girdiği günleri düşünüyorum...
O günlerde, Yüce Divana gitmemek için sözlerinden dönen,yalan söyleyen,
komisyonlarda aklanmak için çıkar ittifakları kuran hükümet yöneticileri
neden işkenceyi lanetlemediler? Bir kez olsun kamuoyunun önüne çıkıp
neden işkence yapanların cezalandırılacağını haykırmadılar?
"Faili meçhul cinayetlerin" faillerini "kahraman"
ilan etmiş insanlar, bunları "devlet hizmetinde" kullandığını
açıklamış liderler neden işkence konusunda tek laf etmediler? Neden
hep sustular? Kendi çocukları da işkence görseydi, yine susacaklar
mıydı?
Ya o anlı şanlı büyük medyamız? Neden tüm gazeteler aralarında anlaşıp
işkenceye karşı kampanya açmadılar , tüm köşeleri tüm sayfaları
buna ayırmadılar? Ülke yöneticileriyle içli dışlı ilişkilerini neden
bu konunun hizmetine sokmadılar? Televole kültürsüzlüğünü misyon
edinmiş televizyon kanalları , sistematik ve yaygın işkenceyi lanetlemek
için bir gün olsun tüm ekranları karartmadılar?
AB zorluyor diye değil, insan olduğumuzu anımsamak için gerekliydi
bu.
Bakıyorum da şimdiye dek susan gazeteler bile, birkaç gündür Manisa
haberlerini yayına sokuyor. Önceki suskunluklarından utanmıyorlar
mı?
Yıllar boyu, bu insanlık ayıbına, bu insanlık utancına karşı duranlar
"vatan haini" diye bellendi ülkemizde...
Şimdi herkes , evet herkes suçluların telaşı içinde...
İşkenceyi yapan kadar, işkenceyi yaptıran da suçludur. İşkenceye
izin veren de suçludur. İşkenceye göz yuman , işkenceyi yok sayan
da suçludur. Emniyet Müdürlerinden, İçişleri Bakanlarına, Başbakanlarına
, güç ve iktidar odaklarından suskun kalmayı seçenlere kadar uzayan
bir suçlular listesi var önümüzde. Hepsinin bu suçta payı var.
Ülkemin adını işkence suçuyla bir arada kullanılmasına yol açanlara
lanet olsun!
19
Ekim2002
|