|
Yazılar
2002
ESİNTİLER-
ZEYNEP ORAL
Güzellikler
Kayda Geçsin!
Birkaç
sabahtır, uyanır uyanmaz , önce o rüzgar sesini duyuyorum. Müthiş
bir rüzgar sesi... Odamı dolduruyor, evimi dolduruyor, içimi dolduruyor...
Anadolu'dan kopmuş gelmiş rüzgara, kavalın sesi, saz gibi kullanılan
piyanonun sesi , tüm öteki çalgıların ve yüzlerce insanın sesi karışıyor...
Önce rüzgarda üç servi beliriyor. Serviler rüzgarda sallanıyor...
Kökleri yerde başları yıldızlarda üç servi... Sonra, sonra... 70
Dakika boyunca disk çalarımın başından ayrılamaz oluyorum. Müziğin,
şiirin, sesin ve sözün gücü beni teslim alıyor.
Fazıl
Say'ın "Nazım " adlı bestesinin kompakt diski ve kaseti
çıktı. Bir kez dinlediniz mi , tiryakisi olup, her gün dinlemeye
başlıyorsunuz... Genco Erkal'ın , bir çocuğun ya da Sertap Erener'in
sesiyle, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası'nın ya da birkaç koronun
yorumu ve Fazıl Say'ın piyanosu arasında gidip gelirken bir de bakıyorsunuz
müziğin anlamıyla şiirin anlamı, olağanüstü bir biçimde bütünleniyor.
Tiryakisi oluyorsunuz , çünkü dinledikçe gözden , daha doğrusu kulaktan
kaçan kimi ayrıntıları yakalıyor ve duygu yoğunluğunu, düşünce yoğunluğuyla
sarmalıyorsunuz.
Kültür
Bakanlığı'nın " Türk bestecilerin eser üretimini teşvik projesi"
kapsamında gerçekleşen bu eser , Ankara ve İstanbul'da yanılmıyorsam
yalnızca dört kez çalınmıştı... Şimdi İmaj Müzik Yapım'ın pırıl
pırıl kaydıyla çok daha geniş bir çevre dinleyebilecek. Nazım'ın
dizeleri, Nazım'ın dünyası, yüzlerce insanın emeğiyle, çabasıyla
ve yaratıcı gücüyle hepimizin oluyor.
Hayatımıza
Nazım'dan bir kayıt düştü!
Yaşamdaki
güzellikler parmaklarımızın arasında kaçıp gitmesin diye , bir yerlere
kayıt düşmek önemi.
Geçen
hafta sonu Bilkent Üniversitesi Türk Edebiyatı Merkezi'nin gerçekleştirdiği
Uluslararası Yaşar Kemal Sempozyumu ve yazara onursal doktora verilmesi
dört dörtlük bir organizasyondu. Zaten ben başında Talat Halman'ın
olup da yürümeyen hiçbir etkinlik bilmiyorum.
Sempozyumun
bir bölümünü izleyebildim. Aklım, izleyemediklerimde kaldı.
Dilerim
tüm bildiriler kitap olarak yayınlanır da hepimiz yararlanabiliriz.
Yani hayata bir kayıt daha geçer!
İzlediğim
bölümde Amerikalı edebiyat hocası Clare Brandabur'un bir karşılaştırması
çok ilginçti: Hani Danimarka Prensi Hamlet'in çok ünlü bir tiradı
vardır: "Ne eşsiz bir yaratıktır insan! " diye başlar...
İşte Hamlet'in o sözleriyle , Toroslar'dan yaşlı bir ananın Meryemce'nin
son sözlerini karşılaştırıyordu...
İlhan
Başgöz, bilim adamlarının yıllarca sonsuz emek ve çaba gerektiren
çalışmalardan sonra ulaştıkları bilimsel gerçeklere, Yaşar Kemal'in
herkesten önce , "kendiliğinden" nasıl ulaştığının örneklerini,
esprili, harika bir konuşmayla veriyordu.
Öğretim
üyesi Süha Oğuzertem'in kimi saptamaları da ekonomik anlatım özelliğini
taşıyordu. Sizlerle paylaşıyorum.
Yaşar
Kemal:" - Doğru dürüst bir resmi eğitim almamıştır ama tarihçidir,
coğrafyacıdır, antropologdur, etnografdır, doğabilimcidir, zoologdur,
botanisttir, folklorcudur, araştırmacıdır, derlemecidir.
-Hem
aydınlanmacı ve Marksistir, hem de düşlerin, hayallerin, mitkein,
efsanelerin ondan yakın dostu yoktur.
-Bir yöreyi anlatırken bütün yöreleri anlatabilir.
-Bir insanı anlatırken bütün insanları anlatır.
-Köyü anlatır ama "köy edebiyatçısı" değildir.
-Roman gibi en az kişisel olan türde en fazla kendisi olabilmiştir.
-Çok sıkıntı görmüştür ama kendi dertlerini anlatmaz. İşkence görmüştür
ama kimseden nefret etmez.
-Yaşar Kemal yaratır ama uydurmaz. "
Tüm güzelliklerin kayda geçmesi dileğiyle.
25
mayıs 2002
|