|
Yazılar
2002
Uluslararası
İstanbul Müzik Festivali bir mucizedir!
İstanbul
kenti, kendi başına bir mucizedir. Doğanın, tarihin, coğrafyanın
biçimlendirdiği bir mucize...
Bu
mucize kentin, dünyanın sayılı metropollerinden birine dönüşmesinde
İstanbul Sanat ve Kültür Vakfı'nın çok önemli bir rol oynadığına
inanıyorum.
Bundan
30 yıl önce, bir avuç insanın düş kurması ve azmetmesiyle başlayan
bir etkinlik gerçekleştirdi bu vakıf. Uluslararası İstanbul Müzik
Festivali. Sonra bu festivalden beş yeni festival üretti ve onları
yaşamımıza kattı . Artık İstanbul'un Uluslararası Sinema Festivali
(nisan) Uluslararası Tiyatro Festivali (Mayıs) Uluslararası Müzik
Festivali (Haziran) , Uluslararası Caz Festivali (Temmuz) ve Uluslararası
İstanbul Plastik Sanatlar Biyenali (Eylül) var.
Bu
yıl otuzuncusu gerçekleştirilen Uluslararası İstanbul Müzik Festivali'nin
belli başlı özelliklerini, satır başlarıyla şöyle sıralayabilirim:
Çağdaş,
evrensel kültürün , geniş bir yelpazedeki en özgün ürünlerini sunması...
Niteliğinden
asla ve asla ödün vermemesi... Farklı sanat alanlarının, farklı
"ekol"lerin, farklı akımların , farklı disiplinlerin en
kaliteli örneklerini sunması...
Başka
ulusların, toplumların kültür birikimi ve değerleriyle , bizim kültürümüzü
aynı potada bir araya getirerek , uygarlık bilincimizi geliştirir...
Geçmişten damıttığı birikimi geleceğe yönelik umuda dönüştürür...
Tüketici
değil, üretkendir ; yaratıcılığı ve yaşamı savunur... İnsanı insan
yapan değerleri yüceltir...
Bütün
bu özellikleri göz önünde tutunca ben bu festivale de "mucize"
demekten kendimi alamıyorum. İstanbul'a damgasını vuran, İstanbul'un
kimliğini yücelten, kendi kimliğimizi yücelten , bizi çoğaltan bir
mucize...
Bu
akşam "30.Yıl Konseri"ne Rengim Gökmen'in yönettiği İstanbul
Devlet Senfoni Orkestrasını ve ülkemizin müzik dünyasına kazandırdığı
on iki ünlü solisti dinleyeceğiz. Bu akşamı beklerken 30 yıl öncesinden
bir öykü takıldı aklıma:
Sene
1973. Uluslararası İstanbul Festivali, ilk kez gerçekleştiriliyor.
Program olağanüstü zengin. Programın "star"larından biri
2 resital, bir konser verecek olan Yehudi Menuhin.
Birinci
resital Aya İrini'deydi. Yalnız Bach'ın eserlerinden oluşan bir
programdı...İkinci resital Darüşşafaka Konser Salonu'ndaydı. . İdil
Biret'le birlikte Beethoven'in piyano ve keman için bestelediği
en ünlü sonatları yorumladılar...Gelelim üçüncüsüne:
Menuhin,
Ayla Erduran ve Suna Kan, İstanbul Senfoni Orkestrası'yla birlikte
Vivaldi'nin üçlü keman konçertosunu çalacaklardı. Ancak konser günü,
müthiş bir panik! Korkunç bir şey oldu ! Orkestra partisyonunun
notalarının kayıp olduğu ortaya çıktı. (Üstelik bu ikinci kayboluşuydu!)
Konserin başlamasına birkaç saat vardı ve orkestranın çalacağı notalar
ortada yoktu! Aydın Gün birkaç kez öldü dirildi ama hala notalar
ortada yoktu. Sonunda birinin aklına parlak bir fikir geldi: İdil
Biret'ten yardım istendi. Yine "Üç Keman Konçertosu" çalınacak,
ancak orkestra partisyonunu İdil Biret piyanoda çalacaktı. Sanatçı
seve seve yardıma koştu. Bütün bu hengamede Menuhin hep çok sakin,çok
anlayışlı, çok güler yüzlüydü.
Bu
plan gerçekleşmedi. Son anda notalar bulunda ve orkestra çaldı.
İdil Biret de büyük bir alçak gönüllülükle orkestra arasında yerini
aldı. Üç "kemancı" birbirlerinin gözlerinin içine bakarak,
birbirlerine gülerek, birbirlerine sevgiyle, saygıyla, hayranlıkla
ve aşkla bağlanarak , ölümsüz yapıtı, bu barok mücevheri seslendirdi.
Üçlü konçerto sona erdiğinde , sonu gelmeyen bir alkış koptu. İşte
o zaman Menuhin , bütün akıllarda ve yüreklerde yer edecek inceliği
gösterdi. Konsere solist olarak katılmadığı için gerilerde kalmaya
çalışan İdil Biret'i elinden tutup iki keman virtüozumuzun Ayla
Erduran ve Suna Kan'ın yanına getirdi . Kendi iyice kenara çekilip,
bu üç genç kadının önünde yerlere dek eğildi. Salon ayağa kaktı.
Üç sanatçımızı ilk kez bir arada alkışlıyorduk... 30 Yıl önceydi...
Uluslar
arası İstanbul Müzik Festivaline daha nice otuz yıllar diliyorum.
8 Haziran
2002
|