|
Yazılar
2002
ESİNTİLER-
ZEYNEP ORAL
Haydi Tiyatroya !
Hani
renk ustası, söz ustası Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun bir sözü vardır:
" Ey Sanat! Seni bana musallat ettiler . Eğer ben de seni başkalarına
musallat etmezsem , yuf olsun !!!"
Bu söz öylesine çakılmış ki içime, yıllardır ben de sanatı, daha
çok da tiyatroyu, başkalarına musallat etmeye çalışır dururum. Ayrıca
şu sıralar pek de öyle çaba harcamam gerekmiyor, çünkü Uluslararası
İstanbul Tiyatro Festivali geldi kapıya dayandı. Üstelik öylesine
zengin, öylesine dolu dolu bir programla geldi ki, seçim yapmak
ya da her oyunu izlememek güç olacak!
Geçen yıl şu günleri anımsıyorum. Ekonomik kriz sonrasında, sponsorların
ortalıktan çekilmesiyle, İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı, beş festivalden
birini feda etmek, festivali yapmamak zorunda kalmıştı. Ve o biri,
Tiyatro Festivali olmuştu. Vakıf o gün kararını vermiş, bir seçim
yapmıştı. Her yıl, cılız bir festivalle izleyici karşısına çıkmaktansa,
bundan böyle Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali her iki yılda
bir yapılacaktı.
Doğrusu o zaman bu karara çok karşı çıkmıştım. Ben sürekliliğin
ve kök salmanın önemine inananlardanım. İki yılda bir yapılacak
bir tiyatro festivalinin sürekliliği yitireceğini , geleceğini tehlikeye
düşüreceğini sanıyordum. Bu yılın ki programını görünce , endişelerimden
sıyrıldım.
Almanya, Amerika, Fransa, İngiltere ve İsviçre'den seçkin ama birbirinden
çok farklı toplulukların katıldığı programda, Türkiye'den de çok
geniş katılım ve ilginç yapımlar yer alıyor. Klasikler, klasiklerin
yeni yorumları, deneysel tiyatro, dans tiyatrosu, sokak tiyatrosu,
"Uçlar Tiyatrosu", kalıpları kıran, tiyatronun sınırlarını
zorlayan, edebiyatla, müzikle, dansla, öteki sanatlarla ilişkisini
sorgulayan, araştıran örnekler...
Özellikle topluluk ya da oyun adı vermiyorum. Hem tüm program bu
köşeye sığmaz, hem de herkes kendi seçimini kendi yapmalı.
Tiyatro Festivali yalnızca, birtakım oyunları bir araya getirip,
bunların peşpeşe sunulması değil. Tiyatro festivali, tiyatronun
çok ama çok geniş bir yelpaze yayılan bir alan olduğunu, kendini
sürekli geliştirerek yenilenen bir sanat olduğunu ve tiyatro yapmanın
binlerce yolu yordamı, yöntemi olduğunu gösterebilmenin de yolu...
Farklı görüşlere yer vermenin ve çağdaş, evrensel bir platformda
bir tartışma ortamı yaratmanın da yolu...
Farkındasınız herhalde: Türkiye'de medya, televizyonuyla basınıyla,
beğeni düzeyimizi sürekli aşağılara çekme yarışında. Yoz ve kolay
olan bol bol alkışlanıp, ha bire, tekrar tekrar , örnek olarak önümüze
sürülmekte. Önce beğenmeyip, eleştirdiğimize, bir de bakıyoruz alışır
olmuşuz, umursamazlık yerini kanıksamaya bırakıyor. Böyle bir ortamda
Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali daha bir önem kazanıyor
. Çünkü festivalin standardı , nitelik çıtası yüksek.
Ben her tiyatro festivalinde bir kez daha insanoğlunun yaratıcılığına,
düş gücüne, yapıcılığına, özgür düşünme yeteneğine, beni hayran
bırakan birkaç oyun buluyorum. Eh, bu da sanatı başkalarına musallat
etmek için yeterli bir neden bence.
Evet İstanbul Tiyatro festivali bu akşam başlıyor.
Bu yılın Onur Ödülleri , onu çoktan hak etmiş iki insana gidecek:
Tiyatromuzun karınca çalışkanlığındaki eşsiz emekçisi, hem tiyatromuzun
hem de sinemamızın usta oyuncusu Şükran Güngör'e ve yazdığı oyunlarla,
kuramsal çalışmalarıyla Avrupa Tiyatrosuna eleştirel , sorgulayıcı
bir bakış getiren ünlü yazar Tankred Dorst.
Açılış oyunu , "Nazım'a Armağan". Festivalin kendi prodüksiyonu.
Metni, Nazım'ın şiirlerinden Genco Erkal oluşturdu, sahneye koydu.
Ve oyunun inanılması güç bir kadrosu var! Düşünebiliyor musunuz
ilk kez Yıldız Kenter'le Zeliha Berksoy'u, Işık Yenersu'yla Zeynep
Tanbay'ı, Ayla Algan'la Jülide Kural'ı, Tilbe Saran'la ,Sema'yı
ve Zuhal Olcay'ı ve Genco Erkal'ı aynı sahnede göreceğiz. Her biri
çok değerli, bu dev isimler, bu "star"lar tüm birikimlerini
omuzlayıp nasıl bir araya gelebildi , ben hala inanmakta güçlük
çekiyorum....
Bu akşamı beklerken, önümüzdeki günleri değerlendirmeniz için haydi
tiyatroya diyorum.
18
Mayıs 2002
|