|
Yazılar
2002
Haydarpaşa Garında...
"Haydarpaşa
garında / 1941 baharında / saat on beş.
Merdivenlerin üstünde güneş/ yorgunluk /ve telaş."
Haydarpaşa garındaydık. Soğuk bir kış akşamının kıyısındaydık. Buz
gibi esen rüzgara aldırmadan bekliyorduk. Yüzlerce, yüzlerce, yüzlerce
insandık. Kimse böyle bir kalabalık ummamıştı. Üşüyorduk ve bekliyorduk...
Haydarpaşa garının görkemli cephesi ışıl ışıldı. Spot ışıklarına
yakalanan martılar telaşlıydı. Vitraylı kapıların önünde uzanan
merdivenler bomboştu. Ön cepheyi ve merdivenleri karşıdan gören
tribünler çoktan dolmuştu. Merdivenlerin çepeçevre iki yanı ve karşısı
dolmuştu. İnsanlar üst üste yığılmıştı. Yere oturanlar, ayakta kalanlar...
Ama kimse yakınmıyordu. Üşüyorduk ama keyifle, biraz da heyecanla,
bekliyorduk. Güneşsiz ve telaşsız merdivenlerin önünde 2002 baharını
değilse de, saatin yirmi otuzu vurmasını bekliyorduk...
Ve Haydarpaşa garının saati 8:30... Sessizlik... Haydarpaşa Garının
kapıları açıldı. Bir çocuk, iki çocuk... Merdivenden indiler...
Ellerindeki kitaptan okumaya başladılar... Merdivenlerdeki adamın,
tuhaf şeyler düşünmekle meşhur Galip Usta'nın öyküsünü okumaya...
"İşsiz kalırsam" diye düşündü Galip 22 yaşında. "İşsiz
kalırsam" diye düşündü 23 yaşında. "İşsiz kalırsam"
diye düşündü 24 yaşında. Ve zaman zaman işsiz kalarak, "İşsiz
kalırsam" diye düşündü 50 yaşına kadar... Ve şimdi merdivenlere
oturmuş kaç yaşında öleceğini düşünürken, başka insanlar, başka
düşünceleriyle inip çıkmaya başladı merdivenleri.
Derken merdivenlerin üstünde güneş, yorgunluk ve telaş...
Kadınlar , erkekler, çocuklar, işsizler, yoksullar, varlıklılar,
kelepçeli ve kelepçesiz mahkumlar, asker, jandarma , satılık kızlar,
tefeciler ve işten atılmış ya da atılacak olanlar merdivenlerden
inip , merdivenleri çıkıp, merdivenlerde dururken, ülkemin insanlarından
memleket manzaraları başladı geçmeye gözümüzün önünden...
Artık ne soğuk, ne rüzgar... Kimse üşümüyor. 15:45 katarı kalktı
kalkacak... Merdivenlerde güneş, yorgunluk ve telaş yoğunlaştı.
İnanması zor ama gerçek. Bu merdivenler yaşıyor, bu merdivenler,
bizimle birlikte soluk alıp veriyor!
Arkamızda bir yerde lokomotif... Yüzlerce insan şimdi arkaya dönüyoruz.
Çünkü lokomotifte makinist Alaeddin ile kömürcü İsmail , "ne
olacak bu harbin sonu" diye dalmışlar derin mevzulara. Alaman
gavuru mu yoksa İngiliz gavuru mu yenecek derken, Kartallı Kazım,
kısmış sarı kurt gözlerini, sevkiyatı düşünüyor. Trenler gidiyor
Memetçik dolusu... Memetçik, Memet... Memetçik Memet... Ölüm Allahın
emri,açlık olmasa fakat. Memetçik, Memet... Memetçik, Memet... Tren
hızlanıyor...
Lokomotifle merdivenler arasında gidip gelirken , Haydarpaşa'dan
Anadolu'ya, Anadolu'dan dünyaya açılıyoruz. Minicik bir fısıltı
, yüreğimizde, dünyayı tutuşturacak bir çığlığa dönüşebilir her
an.
Sahnedeki devinime kapılmış gidiyorum. Yoksa dizelere mi? Şiirin
müziği mi yoksa devinimin müziği mi göz pınarlarımı yakan? Söz,
ses, bir duruş, bir bakış, tüm tavırlar, nabzımızı yakalamış müzik,
ışık, hangisi boğazımda düğümlenen? Ritim hiç düşmüyor, yoğunluk
hiç dinmiyor, o merdivenlerde her gördüğüme inanıyorum, her duyduğum
sahici. Tempo yükseliyor, yükseliyor, yükseliyor... Sonra ansızın...
Tren durdu. Bir adam öldü. Trenden aşağı merdivenlerden yuvarlanıverdi.
Sevdadan mı? Parasızlıktan, işsizlikten mi? Sakın bir kaza... Makinist
Alaeddin'in "Ölmeyi isteyecek kadar çıldırmak için, bugün,
bu dünyada öyle çok sebep var ki!" sözüne karşılık kömürcü
İsmail'in "Aklım kabul etmiyor!" çığlıkları ...
Artık göz yaşlarımı tutmuyorum. Yalnız değilim. Yüzlerce izleyici
benim gibi...Hayır o çığlık değil, bu geceyi yaşamış olmak gözyaşlarının
nedeni. Bu gecenin coşkusunu, yoğunluğunu, duyarlığını paylaşmış
olmak...
Hem bakın iki çocuk yine merdivenlerde bir kitap okumaya başladı
: "Memleketimden İnsan Manzaraları'nın ikinci kitabını... Onlar
okurken, Haydarpaşa garının o görkemli cephesinden Nazım Hikmet
bizleri seyrediyor. (Lazer ışığıyla, Abidin Dino'nun çizgileriyle.
) Belki de gözyaşlarının nedeni , bu geceyi Nazım'la birlikte solumanın
sevinci...
Bu projeyi gerçekleştiren İstanbul Şehir Tiyatrosu, işin mimarı,
yönetmeni Rutkay Aziz'i, müzikleri besteleyen Cahit Berkay, rol
alan tüm oyuncular ve emeği geçen, katkıda bulunan tüm sanatçıları
ancak kutlayabilir bu geceyi bize yaşattıkları için teşekkür ederim.
O gece 18 Marttaydı. Önümüzdeki haftadan başlayarak oyunu Harbiye,
Muhsin Ertuğrul Tiyatrosunda izleyebilirsiniz.
e-posta:
zeynep@zeyneporal.com
faks no: (0212) 257 16 50
|