|
Yazılar
2002
ÖLÜM
CEZASINI KALDIRDIK
Gurur
Duyuyorum!
Sizi bilmem ama, ben bir süredir ölüm cezasını kaldırmış bir ülkenin
vatandaşı olmanın kıvancını yaşıyorum. Durup durup kendime idam
cezasını kaldırmış olduğumuzu, çağdaş uygarlık ufkumuzu daha ileriye
taşıdığımızı hatırlatıyorum.
Çok kısadan söylemem gerekirse, bu kıvancın temelinde, ne Avrupa
Birliğinin olmazsa olmaz kıstasları, ne Avrupa Birliği yolunda ulusal
ortak hedeflerimiz, ne de uyum yasaları vb. yatıyor... Bu kıvancımın
temelinde yalnız ve yalnız 'insan olmak' olgusu, çağdaş olmak olgusu
var...
Hiç unutmadım ve unutmuyorum: Çok uzun yıllardan beri bu ülkede
ölüm cezasına karşı durmuş olanlar, ölüm cezasına karşı yazı yaşmış
olanlar, ölüm cezasına karşı eylem yapmış olanlar, ölüm cezasına
karşı savaş açmış olanlar , "vatan haini" diye nitelendiler...
Hiç unutmadım ve unutmuyorum: Çok uzun yıllardan beri bu ülkede
hukukçular, üniversite çevreleri, eğitimciler, ölüm cezasının hiç
ama hiç bir caydırıcı niteliği olmadığını ; ölüm cezasının, Albert
Camus'nun deyişiyle "Devlet eliyle işlenmiş cinayet "
olduğunu ortaya koydular ve hep amansız bir direnişle karşılandılar...
Hiç unutmadım ve unutmuyorum: Üç devlet adamını idam etmiş; sonra
o üç idama karşılık, üç devrimci genci asmış; daha sonra 12 eylül
darbesinin baskı, zulüm ve terör ortamında, 18 'ini bile doldurmamış
bir genci darağacında sallandırmış bir devletin vatandaşı olarak;
"asmayalım da besleyelim mi" ilkelliğini, vahşetini ve
şiddetini yaşadık, bu ilkelliğin tanıkları olduk...
Bütün bunları yaşadıktan sonra, aradan yıllar geçtikten sonra, 1984'den
beri ölüm cezası ülkemizde uygulanmadığı halde, ölüm cezası kalksın
mı kalkmasın mı tartışmasını PKK'nın başkanına endekslenmesi, MHP'in
bunu seçim malzemesine dönüştürmesi, oya tahvil etmesi beni çıldırmakla
kalmıyor, korkutuyordu da! Yanılmışım! TBMM çağdaş uygarlık, demokratik
haklar yolunda bir mucizeyi gerçekleştirdi.
X
Kieslowski'nin ''Öldürme Üstüne Küçük Bir Film'' adlı eserini anımsıyor
musunuz? Hani 21 yaşındaki bir genç, canı fena halde sıkılan bir
genç, hiç nedensiz bir cinayet işler. Yakalanır. İdama mahkum edilir.
Ve idam edilir. Beyaz perdede iki öldürme izler seyirciler. İlki
cinayet, ikincisi idam... Bu filmi izleyip de ikinci öldürmeyi daha
korkunç, daha vahşi, daha insanlık dışı, çağ dışı, daha dehşet verici
bulmayacak tek bir ''insan'' bulunabileceğine inanmıyorum ben.
X
Kendi ülkesinde yıllardır ölüm cezasının kalkması için savaş veren
Joan Baez anlatmıştı: Konserlerinde şarkı söylemenin yanı sıra bol
bol da konuşuyor ya... ABD'deki konserlerinde şöyle dermiş :
''Biliyor musunuz ki, uygar diye geçinen ülkeler arasında ölüm cezası
uygulanan iki ülke var: Biri bizimki, Öteki Türkiye...''
Türkiye'nin nerede olduğunu bile bilmeyen taşralı Amerikalılar,
dehşete düşermiş, ''Vay demek bir bizde, bir de Türkiye'de...''
Ve bilmedikleri, tanımadıkları ama ''barbar'' olduğunu duydukları
ülkeyle aynı torbaya konmaktan tedirgin, kara kara düşünmeye başlarlarmış
ölüm cezası üzerine...
Daha çok vakit geçirmeden, derhal Joan Baez'e bir haber uçurmalıyım,
belki TBMM'den çıkan kararı duymamıştır. Artık bunu söylemekten
vazgeçsin. Çünkü benim ülkem ölüm cezasını kaldırdı.
Evet, gurur duyuyorum!
10
Ağustos 2002
|