|
Yazılar
2002
Beyler
kendinize gelin!
Hafta başlıyor, günler geçiyor, tamam önümüzdeki Cumartesiye şunu
yazmalıyım, bunu yazmalıyım diyorum. Haftada yalnız bir günü yazınca,
en büyük zorluk , seçim yapmak!... Bu hafta, Kıbrıs'ta Türk ve Rum
kadınların sınırları aşıp birbirlerine ellerini uzatma, yüreklerini,
akıllarını, seslerini verme çabasını mı yazsam, yoksa iki yıl önce
şu günlerde yitirdiğimiz usta sanatçı, dost Mengü Ertel'i mi ansam
derken, bir de bakıyorum, kendimi yine Nazım Hikmet üzerine yazarken
buluyorum. Ama geçen hafta , bir bardak suda koparılan fırtına ve
karşılaştığımız traji- komik durum karşısında yazmadan duramayacağımı
anladım.
Bir
sabah uyandık ki , birçok gazetede aynı haber: Meğer Nazım Hikmet
1951'de Bakanlar Kurulu kararıyla yurttaşlıktan atılmamış! Meğer
hala vatandaşımızmış! Nedenmiş efendim, çünkü vatandaşlıktan atılan
"Nazım Hikmet"ken, dünya şairinin, bizim şairimizin, Kadiköy
nüfus Müdürlüğünde kayıtlı adı Mehmet Nazım Ran'mış!
Bu
yanlışlık, bu büyük keşif üzerine, haberi yazanlarda, yorumlayanlarda
bir sevinç, bir sevinç!
Gülsem
mi, ağlasam mı?!
Nazım
Hikmet'in yurttaşlıktan çıkarılışında olsun, mahkumiyetle sonuçlanan
davalarında olsun zaten öyle çok hukuk dışılık, öyle çok yanlış
var ki! Hukuki yanlışlar, prosedür ve uygulama yanlışları... Üstelik
bunların hiçbiri sır değil. Belgelerle kitaplarda yıllardır ortaya
konmuş. Kıymet Coşkun'un Atilla Coşkun'un, Emin Karaca'nın yurttaşlık
ve davalar üzerine kitaplarını okuyanlar bunu bilir. Nüfus kütüğündeki
farklı isim belgesi 12 yıl önceki kitaplarda yer almıştı. Ama ne
de olsa okuma özürlü bir toplumuz ve özellikle Bakanlar Kurulunun
da okumaya ya da inceleme yapmaya zamanı yok! Zaten biraz da bu
nedenle geçen yıl içişleri Bakanı Tantan'ın ve Kültür Bakanı Talay'ın
"iade-i itibar" girişimleri sonuçsuz kalmıştı.
Gelelim
o bir günlük kimi gazete ve televizyon kanallarındaki "meğer
yurttaşlıktan atılmamış" sevincine! Evet, çok gülünç buldum.
Çünkü o zaman aynı "mantığı" (yani mantıksızlığı) sürdürerek,
demek yıllarca hapislerde yatan , o acıları çeken de bizim şairimiz
değildi diyebiliriz. Tanrı bilir, hapishane giriş-çıkış kayıtlarındaki
isim de nüfus kütüğündekini tutmuyordur... İster misiniz, Türk şiirinde
devrim yaratan, Türkçemi zenginleştiren o şiirleri de o yazmamış
olsun! Nüfus kütüğündeki gibi imzalamamış ki onları!
Mantıksızlığın
sonu yok. 1951 Yılında Bakanlar Kurulu, hukuk dışı da olsa, kimi,
neden yurttaşlıktan attığını pek ala biliyordu.
Aklıma
şu da gelmedi değil : Hazır "komünizm yıkılmışken", Nazım'da
artık hayatta değilken, yüzüncü yaş kutlamalarına dünyayla birlikte,
"artık tehlike yok" sayarak devletimiz de katılırken,
ister misiniz bu "yanlışlık" haberiyle ortalığı alevlendiren
devletin ta kendisi olsun. Hani MİT falan... Hani, "yumuşak
geçiş" yapmak için falan...Hani ayni gün "yanlışlığın
keşfi" haberini, birçok gazeteye pompalayarak falan... Düşünsenize,
hem ulusun , dilimizin en büyük, dünya dillerine en çok çevrilmiş,
dünyada ve Türkiye'de en çok okunan bilinen, tanınan Türk Şairi
diyeceksin, hem de yurttaşlıktan atmış olmanın ayıbını, rezilliğini
yaşayacaksın! Zor iş doğrusu!
İçimden tam "Beyler, sakın ha!"diye uyarmak, "Nazım
Hikmet hala çok tehlikeli! Çünkü şiirinin etkileri her geçen gün
güçleniyor, dalga dalga yayılıyor! Çünkü şiiri tüm baskılara, haksızlığa,
adaletsizliğe, sömürüye, şiddete direniyor! Çünkü şiiri gelecek
güzel günler umuduna bizi hala sımsıkı bağlıyor!" diye haykıracaktım
ki...
Ertesi
günkü gazete haberleri her şeyi yerli yerine oturtu. İçişleri Bakanlığı'nca
açıklama yapılmıştı: "Kadiköy Nüfus Müdürlüğü'ne talimat verilmiş,
aile kütüğüne gerekli tescil işleminin yapılması sağlanmıştır!"
Yani bir yanlışlık yoktu. Nazım Hikmet yine yurttaşımız değildi.
Yani Bakanlar Kuruluna göre değildi.
Bence,nüfus
müdürlüklerinde, nüfus kütüklerinde , Nazım Hikmet'in ölümünü ya
da yurttaşlıktan atılışını tescil ettirmek, beyhude çaba!
Bu
millet var oldukça, yeryüzünde Türkçem konuşuldukça, Nazım Hikmet
bu dilin ve bu halkın en namuslu şiirlerini yazmış insan olarak
yaşayacak. Direnişte, umutta, aşkta, hasrette, ayrılışlarda ve yaşama
sımsıkı sarılışlarda yaşayacak.
Yurttaşım
olarak yaşayacak. Ve yurttaşımız olması , ona değil, ancak bize
"itibar" sağlayacak.
Onun
için kimse boşuna üzülmesin! Beyler, siz de boşuna sevinmeyin
|