|
Yazılar
2002
Dünya,
Kaybettiği Belleğini arıyor !
Çırağan
Sarayında UNESCO'nun yuvarlak masa toplantısı: 109 ülkenin Kültür
bakanları ya da devletlerin üst düzey temsilcileri bir araya gelmiş.
Kimi ulusal giysilerini ve renklerini sergileyerek, kimliğini ortaya
koyuyor. Kimi ise söyledikleriyle ulusal kimliğini öne sürüyor...
Farklı renklere , farklı diller eşlik ediyor : Arapça, Çince, Fransızca
, İngilizce , İspanyolca, Rusça ve Türkçe ... Yedi dilde simültane
çeviri yapılıyor.
Bakmayın toplantının genel başlığında " Somut Olmayan Kültür
Mirası" denmesine... Somut şeylerden söz ediliyor. Kaybolan
ya da kaybolmaya yüz tutmuş kültürel olgulardan söz ediliyor. Bakmayın
"kültür" sözcüğünün hep ön plana çıkarılmasına, politik
bir gündem söz konusu...
"Somut
Olmayan Kültür Mirası"ndan kastedilen, kaybolmaya yüz tutmuş,
diller, gelenekler, ayinlerin bir parçası olan müzik, dans, tiyatro,
gösteri ve temsiller ... Sözlü tarih, sözlü edebiyat, masallar,
destanlar, mitoloji ... Yaşama ölüme ilişkin ve yaşamla-ölüm arasındaki
tüm evrelere, olaylara ilişkin adetler ... Doğa bilgimiz, doğayla
ilişkiler, bu ilişkilerin sürdürülmesinde kullanılan araçlar, el
sanatları...
Bunlar doğal yollardan ya da doğal olmayan yollardan diyelim ekonomik
ve politik baskılar sonucu kaybolmuşsa, kaybolmaya yüz tutmuşsa,
şimdi ne yapıp yapıp bunlar geri kazanılmalıydı. Çünkü bunlar, toplumların
kimliğini ortaya koyuyordu. Bunlar kültürel çeşitliliğin aynasıydı.
Çok kültürlü çok kimlikli bir dünyanın korunması, çağdaş evrensel
değerlerin, insan hakları, eşitlik , dayanışma gibi ilkelerin korunmasıyla
örtüşüyordu.
İşte
toplantının ilk gününden kimi satırbaşları:
Açış konuşmaları ve resmi program dışında belki 50 kadar ülkenin
temsilcisi söz aldı. Bunların her biri konuşmasına, toplantıya ev
sahipliği yapan Türkiye'ye, Türkiye Kültür Bakanına teşekkür ederek
söze başladı. (Şimdilik organizasyon tıkır tıkır işliyor, hiçbir
aksaklık yok. Ev sahibi telaşlı , hava koşullarına karşın konuklar
mutlu!)
Her konuşmacı , somut olmayan kültürel mirasın korunmasını ve geliştirmesini
vurguladıktan ve kendi toplumundan örnekler verdikten sonra konuşmasını,
"Barışa" ancak bu yoldan ulaşılacağını savunarak bitirdi.
"Çok kültürlülük eşittir barış" sık sık tekrarlandı. (Belki
de ipucunu Cumhurbaşkanı Sezer'in açış konuşmasından almışlardı:
Atatürk'ün iki hedefini çağdaş uygarlık ve "Yurtta Barış ,
dünyada barış" ilkesini vurgulamıştı Sezer )
Butan temsilcisi "Yaşayan son Budist ülkeyiz , her şeyimiz,
ama her şeyimiz, yediğimiz ekmek içtiğimiz su bile somut olmayan
kültür mirası, tümünü nasıl koruyacağız" diye ekonomik tehlike
çanlarını çalıyordu.
Irak temsilcisi , ülkesini bölmeye çalışan, yollardır ambargoyla,
halkı hedef alan A.B.D ve müttefikleri karşısında çocuklarını okula
bile yollayamazken , kültürün hangi birleştirici özelliğinden söz
edildiğini sorguluyordu...
Azarbeycan temsilcisi de konuşmasına Dağlık Karabağ sorununu sıkıştırıverdi.
Üstelik konuşmasını Rusça yaptı.
Kimse yasaklanan ana dillerden, baskı gören şarkılardan türkülerden
söz etmedi. "Çocuğuna şu şu isimleri koyamazsın" saçmalıklarını
ağzına almadı. Ancak birçok konuşmada üstü kapalı geçiştirildi.
Dinleyicilerin birbirine değen gözleri , "Bunları unutmak"
der gibiydi...
Türkiye'de hiçbir yerde bu toplantıdaki kadar çok " farklı
kültürlere hoşgörü, dayanışma, saygı" , "Bu farklılıklar
zenginliğimizdir", "bu farklı kültürlerin korunmasından,
geliştirilmesinden barış - hem ulusal hem uluslar arası barış doğar"
gibi cümlelerin tekrarlandığını duymamıştım.
Hele "Ne mozaği ulan!" kükremelerinden sonra doğrusu bu
toplantı, insana ilaç gibi geliyor!
Özetle birinci günün sonunda edindiğim izlenim şuydu:
Dünya yitirdiği belleğini arıyor. O belliği bulmadıkça, yeryüzünde
huzur yok!
17
Eylül 2002
|