|
Yazılar
2002
İstanbul'da Dans
Festivali....
Bir düş kırıklığı: "Mavi Gözlü Dev" balesi...
Bir başarı : "Ballet Biarritz"...
Önce Cemal Reşit Rey Konser Salonu'nun Genel Sanat Yönetmeni Arda
Aydoğan'ı kutlamak istiyorum. İstanbul'a bir Dans Festivali kazandırdığı
için...
Bu yıl ikincisi düzenlenen "Uluslararası İstanbul Dans Festivali"nin
eksikleri olabilir, uluslararası niteliği yalnızca üç yabancı toplulukla
sınırlı olabilir, program seçimleri tartışılabilir. Ancak unutmamak
gerek ki, bu bir başlangıç. Bence olumlu bir başlangıç. Ekilen tohumları
yeşertmek, geliştirmek , dallandırmak, köklerini güçlendirmek elimizde.
Yeter ki sahip çıkmayı bilelim. Geçen Pazar başlayan festivale gösterilen
ilgiye, temsillerin doluluk oranına tanık oldukça sahiplenme konusunda
umudum arttı. İstanbul'u bir sanat metropolüne dönüştüren festivallerin
arasında "Uluslarararası Dans Festivali"nin de önemli
bir yeri olacağına inanıyorum.
Dans Festivali, Ankara Devlet Opera ve Balesi'nin sunduğu, "Mavi
Gözlü Dev" adlı Nazım Hikmet'e adanmış eserle açıldı. Bestesi
Turgay Erdener'e, koreografisi Uğur Seyrek'e aitti.
Birkaç gün önce Cumhuriyet Gazetesinde yer alan Evin İlyasoğlu'nun
eleştirilerine katılıyorum (Film perdesindeki görüntülerin yarattığı
kargaşa, çocuksu anlatım- özellikle Nazım'ın kayıkla denize açıldığı
sahne - dansçıların şiirleri okuyamamaları vb.) Bence koreografideki
temel sorun, yaşanmış olayları , konuyu / öyküyü ve de illaki her
şeyi "anlatma" - "gösterme" çabasından doğuyordu.
Oysa elinizdeki "anlatma" aracı , yazı , söz değil de
, dans olunca, o zaman olayı / konuyu değil de duyguyu, duyarlılığı
anlatmaya çalışmak belki daha doğru bir seçim olabilirdi.
Dans, insan bedeninin, müziği ve sessizliği değerlendirip, zamanı
ve alanı yeniden yorumlayıp, yeniden yaratmasıysa... Dans , devinimi,
bir el hareketini, bir duruşu, bir bakışı,vb. duyarlılığa dönüştürmekse...
Dans bedenlerin şiiriyse, çeşitli düzenlemelerle sahnedeki anları
şiire dönüştürmekse... Ve bu nedenlerle dans sanatı sahne ve seyirci
arasında bir duygu bağı sağlıyorsa... Nazım Hikmet'i anlatma savında
olan bir dans eseriyle, hiç bir duygu bağı kuramamak, sahneden seyirciye
bir duygu akışı sağlayamamak gerçekten talihsizlik. Eserin bütününde
yalnızca bir sahnede (Nazım'la Piraye'nin son buluşması - ayrılış
sahnesinde) etkilendim, duygulandım.
Bu arada belirtmem gerek ki, Ankara Devlet Balesi sanatçıları mükemmel
dansçılar. Arzu Dirin, Ayşe Fidanlık , Gamze Erbaş , Armağan Davran,
başta olmak üzere, tüm ekip çok nitelikli.
Festivalde
izlediğim ikinci temsil Fransa'dan gelen Ballet Biarritz'di. Genç
dansçılardan oluşan bu genç topluluk belli ki gücünü, topluluğun
aynı zamanda yönetmeni olan koreograf Thierry Malandain'den alıyor.
Bale ve dans repertuarının çok tanınmış dört eserini alışılmışın
dışında, tüm klişeleri kırarak, yepyeni yaratıcı yorumlarla sundular.
Üstelik çok başarılı , güçlü bir teknikle donanmış dansçılardan
oluşan bir topluluktu bu.
Dört
eserin de koreografisi Thierry Malandain'e aitti. Onun elinde, "Puncinella"
(Stravinsky), kız-erkek ilişkilerini ,21. yüzyıl özelliklerine,
hızına, dinamizmine ve şaşırtmacılarına kavuştururken ; "Bir
Kır Tanrısının Öğleden Sonrası" (Debussy) bir dansçıya bedenini
sonsuz yüceltme olanağı veriyordu.
Thierry Malandain, "Gülün Hayaleti"nde (Von Weber) , gülü
ve genç kızı canlandıran iki yetenekli dansçının aracılıyla , "çocuk"
saflığıyla, erotizm arasındaki tehlikeli sınırda tuzakların hiçbirine
düşmeden eşsiz bir şiiri yakalıyordu.
Ravel'in "Bolero"sunda yönetmen yine çok farklı bir buluşla
çıkmıştı karşımıza: Saydam duvarlarla sınırlandırılmış , belirli
bir alana sıkıştırılmış 12 dansçının , bu alanın dışına çıkma, özgürlüklerine
kavuşma çabası... Müzikle devinimin, giderek hızlanan ritimle ,
giderek yoğunlaşan duyarlılığın eşsiz bir örtüşmesi, bütünleşmesi
çıkmıştı ortaya.
Dans Festivali devam ediyor. Dün akşam Bulgaristan'dan gelen "Ballet
Arabesque" vardı. Bu akşam Antalya Devlet Balesi , konuk sanatçı
Zeynep Tanbay'la birlikte , Robert North ve Mehmet Balkan'ın da
koreografilerinden oluşan karma bir program sunuyor. Yarın akşam
ise festival, "Melissa Thodos & Dancers" topluluğunun
gösterisiyle sona eriyor.
Henüz iki yaşında olan Uluslararası İstanbul Dans Festivali'ne daha
nice nice yıllara diyorum.
4 Mayıs 2002
|