|
Yazılar
2002
Tükürük Cezasının düşündürdükleri...
Meğer ne çok, ne çok özlemişiz, ne çok hasret kalmışız, başarıya.
Yalnız başarıya değil, başarılı olduğumuz için sevinmeye, gülmeye,
coşmaya... Ve bir arada omuz omuza, birlikte sevinmeye, gülmeye,
coşmaya... Farkında mısınız, şu son haftalarda kimse maçları, evinde
tek başına seyretmek istemiyordu. İnsanlar bir araya gelip izliyorlardı.
Paylaşmak için. Duygulara ortak olmak için... Düşünceyi ve duyguları
dışa vurabilmek için...
Bütün
o maçlar boyunca, ben yalnız maçları değil, maçları izleyenleri
de izliyordum. Ve tiyatro sanatındaki "catarsis" olayına
tanık oluyordum. Ve olaydan sanatsal bir performans izlermişçesine
tat ve keyif alıyordum.
Bugünkü
maçtan sonra, Milli Takım, dünyanın en iyi üçüncü ya da dördüncü
takımı olacak. Her iki derece de bence çok değerli. Üçüncülük ya
da dördüncülük, ülkenin içinde bulunduğu hiçbir sorunu çözmeyecek
olsa da, bu başarıyı gerçekleştirenlere, katkıda bulunanlara, bize
bu sevinci, bu coşkuyu, bu kıvancı yaşattıkları için teşekkür ediyorum.
(Aydın Engin haklı, futbola değinmeden olmuyor!)
"Ben
böyle sanatın içine tükürürüm" demişti göreve başlar başlamaz.
Ve ilk icraatlarından biri olarak , içine tükürmek istediği iki
heykeli, Ankara Altınpark'taki yerlerinden söktürüp attırmıştı.
Heykellerin
biri Mehmet Aksoy'un "Periler Ülkesi" adlı eseri, öteki
Azade Köker'in "Tutku" adlı eseriydi.
Heykelleri
"ahlaksız" bulduğu için, içlerine tükürmek isteyen ise
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek'ti.
Olay
üzerine, heykeltraş Mehmet Aksoy, dava açmıştı.
Birkaç
gün önce gazetelerde "Melih Gökçek'e tükürük cezası" başlığıyla
, Anadolu Ajansı'nın haberi yer alıyordu. Melih Gökçek , Mehmet
Aksoy'a hem 4 milyar lira maddi tazminat ( yasal faiziyle 20 milyarı
buluyor) ödemeye hem de eseri yeniden yaptırmaya mahkum edildi.
Bu
habere çok sevindiğimi gizlemeyeceğim. Dilerim örnek olur da bundan
sonra her aklına esen, beğenmediği, ahlaksız bulduğu, içine tükürmek
istediği her sanat eserini parçalatmaya yeltenmez.
Melih
Gökçek içine tükürmek istediği öteki heykeli, Azade Köker'n eserini
"orgazm içinde insanlar" diye nitelemiş ve "ahlaksızlığın
adını sanat koymuşlar" demişti. Oysa o güne dek parktan geçenler
bu eserlere yalnızca heykel olarak bakmışlardı, ahlaksızlık olarak
değil.
İster
istemez aklıma şu geliyor: İnsan , bilgisiz olduğu konularda , anlamadığı
alanlarda, neye bakarsa baksın, yalnız kafasının içindekini görür.
Bana inanmıyorsanız, Gombrich'in "Sanatın Öküsü" kitabını
okuyun . (Türkçesi Bedrettin Cömert)
Ayrıca
bu Anadolu topraklarının altı üstü öyle çk sanat eseriyle dolu ki,
Melih Gökçek'in tükürüğü yetmez hiç birine, tükürüğünde boğulmakla
kalır.
Evet,
yargının bu kararıyla hiç olmazsa, belki, heykellerin biri geri
gelecek. Ya öteki? Ya ötekiler?
Hiçbir
yargı kararı onları geri getiremeyecek...
Sivas'ı
düşünüyorum. 2 temmuzu düşünüyorum.
1993
Yılındaydı.
Orada
bir heykelin içine tükürmekle yetinmediler. Pir Sultan Abdal'ın
heykelini, kırıp parçalamakla , heykeli yerlerde sürüklemekle başladılar
işe. Sonra bazı insanlar, bazı insanların konuşmalarını, şarkılarını,
resimlerini, müziklerini beğenmiyor diye ayaklandı. Ve 37 insanı
yakarak öldürdüler, yok ettiler.
Hiçbir
mahkeme , hiçbir yargı o 37 insanı geri getiremeyecek.
Birkaç
gün sonra 2 temmuz. Aziz Nesin'in deyişiyle "Sivas Acısı"
şimdiden içimi yakıp tutuşturur oldu.
29
Haziran 2002
|