|
Yazılar
2002
Çiçek Açan Bir Kültür...
Yeryüzünün, tırmanan şiddetle, savaş tehditleriyle, korku, sindirme,
baskı politikalarıyla, açlıkla , yoklukla, yoksullukla inim inim
inlediği bir dönemde yalnız kucağım değil, yüreğim de çiçekle doluverdi:
Güller, sümbüller, yaseminler, laleler, menekşeler, nergisler, karanfiller......
Zerrin , ful, katmer, arı çiçeği... Zülf-i nigar, susam, şakayık,
şebboy, amberbuy, hüsnüyusuf, yonca ve de leylak... Daha neler neler...
Çiçeklerin kokusundan ve güzelliğinden daha çok sarhoş olmadan önümdeki
hayat kaynağına, coşku kaynağına, değer kaynağına, yani önümdeki
kitaba daha da dikkatli eğiliyorum: Prof.Dr. Nurhan Atasoy’un “Hasbahçe
– Osmanlı Kültüründe bahçe ve çiçek” adlı eserine...
Çiçeklerin en hası bence hiç böbürlenmeyenidir, ağırlığı olmayandır.
Hani kimi insanlar vardır, yaşam boyu çalışırlar, didinirler, gönül
verdikleri, inandıkları işlerini, tutkuyla, ödün vermeden, yakınmadan,
yorulmadan sürdürürler, şan şöhret alkış beklemezler... İşte Nurhan
Atasoy da böyle insanlardan. Ağırlığı değil, derinliği olan, emekçi
karıncalardan biri.
Uzun yıllar süren bir çalışmanın, sonsuz bir birikimin, eşsiz bir
araştırmanın çetin bir uğraşın ürünü bu kitap. Osmanlılar’da bahçe
kültürünü, çiçek kültürünü bir bütün olarak ele alıyor. Saraylardan
bahçelerde, tarihi kaynaklardan, Osmanlı Arşiv belgelerinden, dünya
, kitaplıklarından, seyahatnamelerden ve gravürlerden geçerek bizlere
sonsuz ayrıntılı bir döküm , bir yorum, bir sentez sunuyor. “Değişik
iklim ve topraklara uyumda inanılmaz başarı gösteren Türklerin”
yarattıkları bahçelerin, bahçe ve çiçek kültürünün etkilerini dile
getiriyor.
Osmanlı Kültüründe yalnız bahçelerle, doğayla sınırlı değil çiçek.
Halıda ve kilimde, minyatürde ve mimaride, İznik ve Kütahya çinilerinde,
taşta ve ahşapta, kumaşta ve kağıtta , her şeye, her yere, hatta
duygulara ve düşüncelere de, yaşamın ve sanatın her alanına da damgasını
vuruyor çiçek. Evliya Çelebi’ye bakarsanız, Edirne Beyazid Han Bimarhanesi’nibn
bahçesinde bahar gelince açan deveboynu, müş-ü Rumi, gülnesrin,
şebboy, karanfil, reyhan, lale , sümbül gibi çiçekler, akıl hastalarını
tedavide bile kullanılıyor. Sunuş yazısında Talat Halman’ın dediği
gibi: “ Fatih Sultan Mehmet, bir minyatür için poz verdiğinde, elinde
kılıç yoktu, iktidarın görkemini sergilemiyordu ; çiçek kokluyordu.”
Büyük forma , bol fotoğraflı bu dev eser Aygaz’ın sponsorluğuyla
gerçekleşmiş. Koç Kültür Sanat tarafından , Ersu Pekin’in tasarımıyla,
kusursuz basılmış. Nurhan Atasoy’un bu eşsiz eserinin ortaya çıkmasına
olanak sağlayan, katkıda bulunan herkesi kutlamak gerek.
Değerlerimizin , değerini bilmeye, öylesine ihtiyacımız var ki...
29 Aralık 2002
|