Biliyorsunuz, kimileri, fena halde kızıyor, yine mi Nazım Hikmet,
yeter artık diye...Ama bunu diyen gazetecilere, özellikle köşe
yazarlarına sormak gerek, biz sizin akşam yemeklerinizi , eşlerinizi,
annenizi ya da kedinizi, köpeğinizi her gün okumak zorunda mıyız
diye...
Bir
kesim, Nazım Hikmet'in yüzüncü yılının , tiyatro, şiir, konserlerle
kutlanmasına karşı çıkıyor, onu "en akılcı, en güzel anma
şekli, işçi sınıfının örgütlenmesidir " diyor. Bence biri
, ötekine engel değil. Madem Nazım Hikmet , inançları, ideolojisi,
sanatı, eserleriyle bir bütündür, bırakın dileyenler onu şiirleri,
tiyatrosu, filmleriyle ansın, dileyen ondan işçi sınıfını örgütlemek
için yararlansın. Ama kimse "işçi sınıfını örgütlemek"
işini, zaten fazlasıyla çalışan Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı'ndan
beklemesin.
Kimileri
Kültür Bakanlığı'nın katkılarına karşı çıkıyor, şairi anmasına,
yüceltmesine çok öfkeleniyor. İşte buna katılmıyorum. Evet, bu
devlet Nazım Hikmet'e çok uzun yıllar çok zulüm etti. Ama Türk
Şairi için bugün Kültür Bakanlığı kolları sıvadıysa, UNESCO'ya
başvurusuyla yüzüncü yılını dünyaya yayıyorsa, Fazıl Say'ın "Nazım"
eseri gibi senfonik bir yapıt kazandırdıysa, (örnekleri çoğaltabilirim)
ben ancak mutlu olur, teşekkür eder, keşke daha çok olanağı olsa
da daha çok şey yapabilse derim.
Yine
"O, banka düzenine karşı hep mücadele etti" diyerek
, şimdi kitaplarının Yapı ve Kredi Yayınlarından çıkmasına da
fena öfkelenenler var. Doğrusu bu anlaşılması zor, tuhaf, hatta
gülünç bir durum. Bunu söyleyenler herhalde onun yasaklı yıllarını,
şiirlerini elden ele, defterden deftere gizlice, bölük pörçük,
yarım yamalak, doğru yanlış kopyaladığımız günleri yaşamadı...
Keşke Yapı Kredi Yayınları, yalnız Nazım Hikmet'in değil, daha
birçok şairimizin tüm eserlerini, böyle özenli ve ciddi biçimde
yayınlasa...Yıllarca Cem Yayınlarına, Mehmet Fuat ve Adam Yayınlarına
her fırsatta teşekkür ettim, şimdi de Yapı Kredi Yayınlarına teşekkür
borçluyum.
Bir
yaygın eleştiri var ki, ona kesinlikle katılıyorum. Medyada Nazım
Hikmet'in, bütünlüğünden, düşüncelerinden , eserlerinin içeriğinden
koparılıp yalnız aşklarıyla gündeme getirilmesi... Bu, medyamızın
genel tutumudur. Yalnız Nazım Hikmet'e ilişkin değil, her konuda
aynı tavrı sergiler.
Ama
şimdi önümüzde bu olumsuzluğu giderecek iyi bir fırsat var:Vakfın
düzenlediği "Uluslararası Nazım Hikmet Sempozyomu"...
Bakalım bu eleştiriyi yapanlar, Mimar Sinan Üniversitesi Oditoryumunu
dolduracak mı? Millet kapılardan sığmayacak mı? Ve medyamız ,
televizyon kanallarımız bu sempozyuma ne kadar yer ayıracak? Ve
çok merak ediyorum, şu son eleştiriyi getirenlerin kaçta kaçı
bu bilimsel toplantıyı izleyecek?
Siz
bu yazıyı okuduğunuzda, üç günlük sempozyumun birinci günü geçmiş
olacak. (Tüm programı 24 Ocak tarihli Cumhuriyet'te okuyabilirsiniz.
Ne yazık ki, medyamız, programı, sempozyum duyurusunu bile yayınlamaya
yer bulamadı!)
Sempozyuma
çok ilginç bir de sergi eşlik ediyor: Rusya Devlet Kütüphanesi,
Milli Kütüphane ve Nazım Hikmet Vakfı'nın işbirliğiyle düzenlenen
sergi şairin dünyanın çeşitli yörelerinde, çeşitli dillerde yayınlanmış
kitaplarını ilk kez bir araya getiriyor. Kitapların getirilmesinde
Rusya 'nın Ankara Büyükelçisi Lebedev'in ve İstanbul Başkonsolosu
Veliçkin'in büyük katkısı oldu. Bu sergi İstanbul'dan sonra Türkiye'nin
çeşitli kentlerini dolaşacak.
Sempozyumun
yabancı katılımcıları arasında, Rusya'dan Türkolog ve Moskova
Doğu Dilleri Enstitüsü Başkanı Svetlana Uturguari, Nazım Hikmet'le
çalışmış, onun Rusya'daki tüm oyunlarını izlemiş, yakın dostu,
araştırmacı Antonina Scerçevskaya ve Nazım Hikmet'in yapıtlarından
çevrilen filmlerin senaristi Margarita Malayeva var. İngiliz şair
Richard McKane, Lübnan asıllı şair Adonis, Danimarkalı şair Erik
Stinus, Alman şairler Monika Carbe ve Dietrich Gronau, İsrailli
şair Hava Pinhas Cohen , Azerbaycan Yazarlar Birliği Başkanı Anar
Rızaev var. Bu şairlerin çoğu , Nazım Hikmet'in şiirlerini kendi
dillerine çevirmişler. Farklı dillerde, farklı toplumlarca Nazım
Hikmet'in nasıl algılandığını anlayabilmek için bence bulunmaz
bir fırsat.
Evet,
"Nazım Hikmet yüz yaşında" etkinlikleri, sürüyor ve
sürecek.
Ülkemizde
Nazım Hikmet öyle uzun yıllar yasaklandı, eseri yok sayıldı ,
unutturulmaya, izi silinmeye çalışıldı ki, şimdi bu yapılanları,
bu yolda çaba gösterenleri , bu etkinliklerden heyecan duyanları,
bu etkinliklerle zenginleşenleri kimsenin horlamaya hakkı yok.
Eleştirilerde de yıkıcı değil yapıcı olunmalı.
Nazım Hikmet'e hala "vatan haini" deyip, küfür edenleri
bir yana bırakıyorum. Onlar iflah olmaz.