|
Yazılar
2002
Seçim arifesinde kadınlar...
"Türkiye'de
binlerce kadın, işsizlik, stres, kıskançlık, namus gibi gerekçelerle
sokakta , evde her yerde dövülerek, bıçaklanarak, kurşunlanarak
erkek şiddetine maruz kalıyor " diye başlıyordu Mor Çatı'dan
gelen bildiri. Kadınlar sokak ortasında vuruluyor, yaralanıyor,
öldürülüyor, polis bakıyor , resmi kurumlardan medet umulamıyor,
şiddet sıradanlaşıyor ya da şova dönüşüyor , renkli basına malzeme
sağladıktan sonra unutulup gidiyordu. Bir dahaki sefere, yeni bir
şiddet olayına dek !
Sürekli şiddet üreten bu kısır döngüyü kırmak için birçok kadın
kuruluşu seslerini , ellerini, güçlerini birleştirip, "Erkek
şiddetine, vahşetine ve cinayetlerine son!" diye kamuoyuna
sesleniyordu hafta içinde.
Dövülen , aşağılanan, hakarete edilen, tecavüze uğrayan, tehdit
edilerek zorla alıkonulan, sokağa atılan, jiletlenen, bıçaklanan
kadınlar için can güvenliği istiyorlardı. Ülkedeki iki bağımsız
kadın sığınağı, Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı (İstanbul) ve Kadın
Dayanışma Vakfı'nın (Ankara) sığınakları maddi nedenlerle kapalıydı.
İki kurum da kendi gönüllü olanaklarıyla Kadın Danışma ve Dayanışma
Merkezleri'ni açık tutma ve sığınakları yeniden açma mücadelesi
veriyordu.
Devletin tüm ilgili kurumlarını, başta Kadından ve Aileden Sorumlu
Devlet Bakanlığını, İçişleri ve Adalet Bakanlıklarını kadına yönelik
şiddet konusunda görevlerini yerine getirmeye çağırıyor, tüm sosyal
hukuk devletlerinde olduğu gibi bizde de devlet bütçesinden kadın
sığınaklarına ve danışma merkezlerine kaynak aktarılmasını talep
ediyorlardı.
Sağır kulaklar bu talebi duyacak mı bilmiyorum.
Bildiğim, önümüzdeki seçimde oyunuzu kime vereceğinize dair hala
kararsızsanız , bu ve benzeri talepler karar vermenizde size yol
gösterebilir.
Taleplerinizi alt alta sıralayın. Ve taleplerinizi hangi partinin,
hangi adayların karşılayabileceğine kafa yorun... Bize hizmet etmeleri
, bizim taleplerimizi karşılamaları için seçmiyor muyuz o adamları
ve kadınları ! (Ve kadınları, ve kadınları, ve kadınları...)
Yalnız ülke içinde, evde, sokakta değil, sınırlarımız boyunca da
şiddete bulanıyoruz şu sıralar. Savaş çığlıkları yükselirken, Irak'ın
bombalanması üzerinden hesaplar yapılırken , kim daha çok savaş
kışkırtıcılığı yaparsa , o kadar daha çok oy alacağı varsayılırken
....
Seçiminizi yapın : Daha çok kan ve gözyaşı, daha çok savaş ve ölüm
ve vahşet mi yoksa şiddete karşı durmak mı... Hamasi ırkçı, milliyetçi,
militarist nutuklara mı kanacağız, yoksa kimilerinin sinirine dokunsa
da , psikolojisini bozsa da, halkların dostluğuna, kardeşliğine,
dayanışmasına , çok kültürlülüğün zenginliğine (muhteşem mozaik!)
ve barışa mı inanacağız .
Ülke nüfusunun yarısını oluşturan kadınları yok sayan, kadını ikinci
sınıf vatandaş olarak gören, kadını kendi çıkar amaçları için kullanan,
sömüren, toplumsal, ekonomik politik yaşama katılımını engelleyen
anlayışa geçit verecek miyiz ? Bu arada belirtmem gerek: Listelerinde
en çok ve en önde yer veren üç parti TKP (165 kadın aday), ÖDP (161)
ve DEHAP (102) .... Elbet yalnız kadın olmak yetmiyor, kadın sorunlarına
sahip çıkmak, kadın mücadelesinin içinden gelmiş olmak , adaylar
konusunda önemli bir kriter.
Eşitliğe duyduğum inanç , çağdışılığa karşı sürdürdüğüm direnç,
elbet kadını yok sayan partileri, benim de yok saymama neden olacak...
Bünyesinde
katilleri, katil zanlılarını , ya da bunların ve eli kana bulanmışların
avukatlığını üstlenmişleri barındıran partileri lanetliyorum. Bunlara
oy verecekleri, insan onuruna oluşturdukları tehdit nedeniyle suçluyorum.
Asla gerçekleşmeyecek, uçuk ve abuk sabuk vaadlere kapılmayacak
kadar akıllıyız ve yalan söyleyenlere, çalıp çırpıp milleti soyanlara
da oy verecek değiliz herhalde!
Oyumu kullanırken nasıl bir ülkede yaşamak istediğimi, çocuklarımın,
torunlarımın nasıl bir ülkede yaşamalarını istediğimi seçiyorum...
İşte hepsi bu!
26
Ekim 2002
|