|
Yazılar
2002
Hong Kong Kültürel Kimliğini Arıyor (1)
Hong Kong beş bin yıllık Çin geleneğiyle , 150 yıllık sömürgeci
etkiler arasına sıkışmış acayip bir diyar. En "arkaik"
olanla en "modern" olanın , en yoksulla en varlıklının
, en üreticiyle en tüketicinin yanyana, içiçe, bir arada yaşadığı
bir kent.
1997'de İngiliz hegemonyası sona erip, Çin'le bütünleştiğinden,
Çin Halk Cumhuriyeti'ne bağlı "Özel Yönetim Bölgesi" olduğundan
beri gitmemiştim Hong Kong'a. Daha önceki gidişlerimden ise doğası,
çok renkliliği, insan, koku, tat ve görüntü çeşitliliği ve zenginliği,
yaşam karmaşası , hele hele festivalleriyle büyülemişti beni.
Acaba on yıl önce izlediğim ve o gün bugün unutamadığım "Asya
Sanatları Festivali" hala devam ediyor muydu?
İşte bu soruyu soran bir mektup attım Hong Kong'a ve hayatım değilse
de kasım ayı programım değişiverdi. Yanıt hem Hong Kong'dan hem
de Hong Kong Turizm Birliği Türkiye Temsilcisi Naz Külhancı'dan
geldi. Asya Sanatları Festivali değil , artık her yıl farklı bir
temayı ele alan bir festivalleri vardı. Bu yılın teması ve başlığı
"Sanatta Yeni Ufuklar"dı. Veee, eğer ilgileniyorsam, birkaç
günlüğüne davet ediyorlardı!
Doğu - Batı kesişmesi
Hong Kong'dayım. Sanatta Yeni Ufuklar Festivali'nde. Yenisiyle eskisiyle
, ha bire yükselen ufuk çizgisi ve derinlere dalmış kökleriyle ,
kent zaten başlı başına bir festival.(Bu da bir başka yazı konusu).
Ama ben dikkatimi Hong Kong Kültür Merkezi'ndeki festivale yoğunlaştırıyorum.
Boy boy konser ve tiyatro salonlarını, galerileri ve çok zengin
bir güzel sanatlar müzesini içeren, Hong Kong adasını çevreleyen
tüm suları , tüm ışıkları , camlarında çoğaltan , çok işlevli bir
kültür merkezinde yer alıyor festival.
Bu yıl üçüncüsü yapılıyor. İlkinde, tema "Yeni bin yıla Övgü"
(2000) diye; ikincisinde "Çin'den efsaneler" (2001) diye
belirlenmiş. BU kez "Yeni Ufuklar" ya da "yeni eğilimler"
teması bence daha çok Doğu-Batı ekseni üzerinde , gelenekselle yeni
açılımlar arasında bir yolculuktu.
Hayır amaçlanan o dilden düşmeyen doğu batı sentezi değildi. "Sentez"
diye diye ikisinin de özelliklerinin yok edildiği öyle çok karmaşaya
tanık olmuştum ki, artık bu sözcüğün kullanılmaması beni çok rahatlattı.
Burada söz konusu olan ikisinin kesişme noktalarından, farklılıklarından
yararlanıp, yaratıcı güce olanak sağlamaktı.
Zengin
programda (festivalin tümü bir ay sürüyor ve 15 kadar temsil/konser
yer alıyordu) "tanıdık" tek topluluk ve eser geçen yıl
Uluslar arası İstanbul Tiyatro Festivalinde izlediğimiz Heiner Goebbels'in
İsviçreden gelen topluluğu ve "Hashirigaki" eseriydi.
Amerika- Asya ekseni
Festivalde dört olay izledim. Bunlardan biri A.B.D. den gelmiş George
Brooks' Summit topluluğu ile Hintli müzisyen Zakir Hussein'in cazdan
Hint Müziğine uzanan konseriydi. Etnik müzikle, evrensel ezgiler
arasında gidip gelen , "Hint cazı"ndan, "Amerikan
Raga"sına sıçrayan, doğaçlamaya ve sürprizli seslere yer veren
konseri, caz donanımı benimkinden daha çok olanlar herhalde daha
çok tat alarak izledi...
A.B. -Asya işbirliğinin bir başka örneğini "Guanyin - Evren'in
Çığlığını Duyan / Gören Kadın" adlı sahne olayında yaşadık.
Brenda Wong- Aoki , San Fransisco'da yaşayan, Çin, Japon ve İspanyol
kökenli bir aileden gelen bir sanatçı . Yazar, oyuncu, şarkıcı,
dansçı. Belki de günümüz meddahı demem daha doğru olur. Kendi yazdığı
öyküyü, Mark İzu'nun bestelediği , Hong Konk'lu bir müzik topluluğunun
yorumladığı müzik eşliğinde anlatıyor, oynuyor sahnede. Japon geleneksel
Gagaku müzik ustası Suenobu Togi , geleneksel çalgılalarla öyküye
karışıyor.
Bunca yabancı isim sizi şaşırtmasın. Sonuçta yeryüzünün her yerinde
geçerli , bildiğiniz evrensel bir öyküyü , çok farklı sesler ve
görüntülerle izlemiş oluyorsunuz. Öykü , çocukluktan yaşlılığa kadın
olmanın binbir hali... Taoizmden , Japon İmparatorunun sarayına,
San Fransisco'nun sokaklarından Hong Kong'un adacıklarına, öykü
değişmiyor. Değişen, anlatım biçimleri.
Aşka övgü...
Geldik en yaratıcı çalışmalara....
"Eşik", günümüzün ünlü Çinli besteci Tan Dun'un bir operası.
(Onu "Kaplan ve Ejderha" filminin Oscar ve Grammy ödüllü
müziğinden tanıyabilirsiniz) Tan Dun'un müzik üzerine geliştirdiği
sayısız kuramı var. Özetlemem gerekirse , büyük orkestra müziğini
görselleştirmeye, orkestrayı tiyatroya katmaya, tıpkı dans tiyatrosu
gibi müzik tiyatrosunu da geliştirmeye çalışıyor.
"Eşik" adlı eserinde üç kadın kahramanı bir araya getirerek
yola çıkmış. 19. Yüzyıl Pekin Operası "Hoşça kal Sevgilim"
den Yu Ji birincisi.. 16. Yüztyıl İngiltere'den .Shakespeare'in
Romeo Juliyet"inin Juliyet'i ikincisi ... 18. Yüzyıl Japonya'dan
Chikamaysu'nun " Aşk İntiharları"eserinden Koharu üçüncüsü....
Bu üç kadın da aşk yüzünden intihar etmiş.
"Eşik" de üç kadın, ölümden sonra , ruhlarının özgür kalıp
kalmamasını belirleyecek "Hakim"in önündedir ve neden
intiharı seçtiklerini anlatırlar. Operada "Hakim "rolünü
üstlenen ise besteci ve aynı zamanda Guangzu (Canton( Senfoni Orkestrasını
yöneten Tan Dun'dan başkası değil.
Üç ayrı kültürün üç ayrı kadını elbet ki üç ayrı teknikle ölümlerini
anlatıyor: Birincisi geleneksel Pekin Operası'nın ünlü oyuncusu
Şi Min tarafından , groteske varan oyunculuk ve "minik melodilerle"
Çince... İkincisi Amerikalı Soprano Nancy Allen Lundy tarafından
batı geleneğindeki görkemli opera aryalarıyla İngilizce... Üçüncüsü
Japonların geleneksel kukla oynatıcısı Zhang Hua Hua tarafından
kukla eşliğinde...
Sahnede hem bu üç oyuncuyu , hem "Hakim"- orkestra şefini
önceden kaydedilmiş değil, anında yakalayan bir kamera , arkasındaki
dev ekranda kah oynatarak hak dondurarak, görünmeyeni görür kılıyordu.
Farklı kültürleri, farklı tiyatro ve müzik yöntemlerini , farklı
sanat araçlarını ve alanlarını böylesi yetkin ve şaşırtıcı biçimde
bir araya getiren bir başka eser izlemedim bu güne dek.
Toprağın
Türküsü
Hong Kong Dans Topluluğu'nun sunduğu Mahler'in "Toprağın Türküsü"
ise uyumun mükemmelliğin, duyarlılığın egemen olduğu bir şölen ,
eşsiz bir dans tiyatrosuydu.
Mahler bu eseri ortaçağda yaşamış Çin şairlerin şiirleri üzerine
yazmıştı. Eser daha önce de dansa, baleye uygulanmıştı 1968'de Stuttgard
Balesi tarafından... Ancak şimdi ilk kez bir Çinli koreograf tarafından
ele alınıyor , bir Çinli ressamın bu eser için hazırladığı resimlerle
bütünleniyor; şiirler asıllarına uygun olarak yeniden ele alınıyordu
ve bir Çin prodüksiyonu ortaya çıkıyordu. Bir bakıma Çinden Batıya
giden, şimdi Batıdan Çin'e geliyordu.
Koreograf ve yönetmen Chiang Chin , Mahler'in bu belki de en otobiyografik
diyebileceğimiz, en duygusal ve karamsar eserini sahnelerken yaşamdan
ölüme uzanan çizgiyi doruk noktalarını vurgulayarak ele alıyordu.
Altı bölümde dünya nimetlerinden alınan tadı ama aynı zamanda kaçınılmaz
olarak bu nimetlerden uzaklaşmanın, bunların yitip gitmesinden duyulan
acıyı danslar kadar, bomboş sahnede eşsiz bir güzelliği yansıtan
Chuang Che'nin resimleriyle de destekliyordu. Yalınlık , görüntü
ve devinim ekonomisi, folklor tuzağına düşmeyen tepeden tırnağa
Çine özgü çizgiler, ezgiler... Bütün bunlar dansı şiire, resmi müziğe,
müziği ve sesi uçucu hüzünlü bir dansa çeviriyordu.
Kerstin Nerbe'nin yönettiği orkestra, Anlatıcı Lisa Lu, Tenor Warren
Mok, Mezzo Soprano Ulrika Tenstam, ve Hong Kong Dans topluluğu elemanları
, "gençliğe dair", doğaya dair", " güzelliğe
dair", "bahara dair" ve ölüme dair eşsiz bir şölen
yaşattılar bize.
Evet
Hong Kong kültürel kimliğini arıyordu. Ancak gerek bu eser , gerek
"Eşik" adlı opera o kimliği yakalayabildiğini ve yaratıcı
güce çevirebildiğini gözler önüne seriyordu.
24
Kasım 2002
|