|
Yazılar
2002
Bir
Pazar Gezintisi...
Günlerden Pazar... Ayasofya Müzesi'nin onarımı tamamlanan üst galerilerini
görmek için Sultanahmet Meydanındayım. Kapının önünde uzun mu uzun
bir kuyruk. Hafta içini değil de, Pazarı seçersen, böyle olur. Pazar
olmasına karşın gişede tek görevli var.
Kuyruk
çok yavaş ilerliyor. Bekliyoruz. Grup gelirse, onlara öncelik tanınıyor,
biz biraz daha bekliyoruz... Gişeye varana dek, hep aynı tabelayı
görüyoruz: "Müze girişi:15 milyon TL. Üst Galeriler :15 milyon
TL." Hem Türkçe, hem İngilizce açık seçik yazılmış.
Yaklaşık
50 dakika sonra sıra bana geldiğinde, tabelayı okuyup, sizin de
anladığınızı anlamış olduğumdan gişeye 30 milyon uzattım. Görevli,
üst galeriler için biletin burada satılmadığını söyledi. Elime bir
giriş bileti ve paramın üstü 15 milyonu geri verdi. İngilizce, Almanca,
Fransızca değil de, Türkçe konuştuğumuzdan , nispeten kolay oldu.
Henüz söylemedim değil mi: Kuyruktaki tek Türk bendim ve gişelerdeki
tek görevli, Türkçe'den başka dil bilmiyordu.
Geri
gelen 15 milyonum cebimde, biletim elimde, turnikeli güvenlikten
geçtim, bahçeden geçtim, giriş kapısından geçtim. Bin kez görsem
de doyamayacağım Ayasofya'yı, benim için Süleymaniye'nin ebeveyni
sayılan muhteşem yapıyı, zemin katından dolaştım. Ve sonra asıl
amacına yöneldim: Üst galerilere...
Üst
galerilere çıkan rampanın önünde yine bir kalabalık. Herkes her
dilde söylenip rampanın başındaki görevlinin üzerine yürüyor. Çünkü
rampanın başındaki görevli, elindeki bilet koçanını sallayarak 15
Milyon vermeyen yukarı çıkamaz diyor. Millet elindeki ikişer bileti
gösteriyor. Biraz önce iki kez 15 milyon ödemişler. Türkçe bilmediklerinden
neden üçüncü kez ödemeleri gerektiğini de anlamıyorlar. Üst galeri
giriş biletinin birinci gişede değil, burada satıldığını, ellerindeki
ikişer biletin, zemin katı bileti olduğunu bilmiyorlar. Peki şimdi
ne olacak?
Hepsi
gerisin geriye birinci gişeye gidecek, ikinci biletlerini geri verecek,
15 milyonu geri alacaklar. (Dışarıdaki kuyruğun neden çok zor kısaldığını
şimdi daha iyi anlıyorum!) Sonra yeniden içeri girip, bu rampanın
başında 15 milyon verip , başka bir bilet , Üst Galeri bileti alacaklar!
Sonunda
kimi kuzu kuzu birinci gişeye yöneldi, kimi o işkenceyi göze alamayıp,
üçüncü 15 milyonu bastırdı, kimi de lanet olsun deyip üst galerilerden
vazgeçti.
En
basit, en yalın bir olayı içinden çıkılmaz bir karmaşaya dönüştürmekte
müthiş becerikliyiz. Ya iki ayrı bileti de birinci gişede sat, ya
da birinci gişede "Üst Galeri" lafı etme!
Buna
gelinceye kadar daha neler var, demeyin. Herkes vatan kurtaramaz
ya, kimi de böyle küçük ayrıntıları kafaya takar!
Türkçe
bilmeden Ayasofya'yı gezme gafletinde bulunanlar dağılınca, ben
aradan sıyrılıp, kendimi rampaya ve oradan üst galerilere attım.
Burası
1993'den beri Kültür Bakanlığınca onarım ve restorasyona alınmıştı.
Tek sözcükle muhteşem olmuş! İşte şimdi kubbeye çok daha yakınım
ve yapının, mimarisini, ihtişamını , büyüklüğünü , kubbe açıklığını
buradan çok daha güçlü hissedebiliyorum. 1500 Yıllık tarihsel mirası
içime çekiyorum.
Duygu
ve düşünce yoğunluğu, Ahmet Ertuğ'un tasarladığı ve gerçekleştirdiği
Ayasofya fotoğrafları sergisiyle daha da artıyor. Gözün göremediği
, yakalayamadığı tüm ayrıntıları çok özel tekniklerle basılmış fotoğraflarda
inceleme olanağı buluyorsunuz. Mimarinin gerçeğiyle fotoğrafın gerçeği
birbirini tamamlıyor. İkisinin arasında başrol hep ışıkta...
Yalnız
fotoğraflar değil, fotoğrafların sergileniş ,sunuluş biçimi ve yöntemi
de büyüleyici.
Yanılmıyorsam,
beni en çok etkileyen, 1500 yıllık birikime günümüzden bir işaret
koymak, bir kayıt düşmek ve bu kayıtla tarih bilincini, sanat bilincini,
uygarlık bilincini perçinlemek.
Ayaklarım
geri geri, dönüş yoluna geçtiğimde, rampayı benimle birlikte inen
birkaç yabancıya rastladım. İçinde fotoğrafların yer aldığı, metnini
Cyril Mango'nun yazdığı, Ertuğ ve Kocabıyık Yayınları'nca gerçekleştirilen
"Hagia Sophia- A Vision for Empires" adlı kitabın peşine
düşmüşlerdi. Doğal olarak rampanın başındaki görevliye sordular.
(Yani benim aracılığımla sordular.) Görevlinin ne sergiden ne de
kitaptan haberi vardı. Ayasofya'nın içindeki kitapçıda, hatıra eşyası
satan dükkanda, kapıda, bahçede duran görevlilerin de haberi yoktu.
Gavurlar kitap da kitap diye tutturdular. Sonunda ellerine İstanbul'un
belli başlı kitapçıların listesini verip yanlarından ayrıldım.
İşte
bir Pazar gezintisi böyle geçti.
22
Haziran 2002
|