|
Yazılar
2002
Kocaman bir yürek...
Ne zaman bir kavak ağcı görsem... O kavak ağacının
yapraklarını, rüzgarda titreşirken , pır pır ederken görsem ...
Hele, hele bir de gün ışığının o titreşen yaprakları okşayıp geçtiğini
görsem ... Müştak gelir yerleşir gözlerime. Çünkü kavakların gelin
olduğunu, yapraklarında telli duvaklı ışıklar taşıdıklarını ilk
önce , (çok önce) ondan duymuştum.
“... Ve bir gelin kavak / Yapraklarında teli ışıklar / Naz bilmeden
kendini güne veriyor.” Müştak Erenus. (1915- 2002) Bir parantez
daha kapandı ve benim çocukluk günlerimdeki kanatlarımdan biri daha
kırıldı. Müştak Erenus’u şair olarak tanımadan önce, annemin babamın
arkadaşı olarak tanıdım. Doğrusu kimselere benzemeyen bir arkadaştı.
Koskoca bir ziyafette ayağa kalkıp , “Şimdi size bir şiir okuyacağım”
deyip “ Yiyin efendiler yiyin, bu iştah veren sofra sizin / doyuncaya,
tıksırıncaya, patlayıncaya kadar yiyin!” diye Tevfik Fikret’in ünlü
şiirini baştan sona okumasını nasıl unutabilirim! Davet sahibinin
yüzünü görmeliydiniz! Palas pandıras ziyafeti terk ettik!
Çocuktum, ya da çocukluktan yeni çıkmıştım, daha şiire sevdalanmadan
önceydi: Yalnız kendi yazdıklarını değil, Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın
, Bedri Rahmi’nin , ama en çok Nazım Hikmet’in şiirlerini okurdu
bize... Deli gençlik günlerimde ise, evde isyan bayrağı açtık mı,
ablam ya da ben sığınmak için Müştak’lara koşardık...
Müştak Erenus (1915-2002) Kapandı parantez, geriye nice anılar,
dostluklar ve “Şiirler”, “Duyuru”, “Ölmeye Vakit Yok”, “Çağırın
Gidenleri”, “Sermaye Destanı”, “Taşlı Yazılar”, “Önce Umut Vardı”,
“Kör Beyazı Sordu” adlı kitapları kaldı. Uzun yıllar avukatlık yaptı
ama şiirden hiç kopmadı. Şiir için , bir yazısında, “Ömrümü adadığım
bu renkli çile... Türkçemin efendisi... Aydınlık pencerem, güzelim.”
diyordu.
Tüm sanatlarla içli dışlıydı. Müzik, tiyatro, sinema, plastik sanatlar...
Renklerle ve seslerle yaşadı. Şiir kitaplarında , şiirlerine Avni
Arbaş, Rasin gibi dostların resimlerinin eşlik etmesi boşuna değil...
“Ölmeye vakit yok” kitabının kapağından ayırmıyorum gözlerimi: Oğlu
Ali Erenus’un çizdiği bir resim. Ali ,5-6 yaşlarında olmalı bu resmi
çizdiğinde. Rengarenk: Sarı gökyüzünde kırmızı bir güneş altında
, masmavi sulara açılmış cıvıl cıvıl bir yelkenli, içinde iki kişi...
Bu resim nasıl da yaraşıyor Müştak Erenus’a!
Kocaman yüreği , hep engin denizlere açılmaya, dalgaları aşmaya
hazırdı. Güneşin sıcağını da ,öfkesini de içinde büyüttü. Yağmuru,
çiçek kuşanmış ağaçları, dutu, narı, birbirine dolanmış zeytin ağaçlarını,
gelin telli kavakları , gelincikleri, toprağa yürüyen suyu, suya
vuran ışığı sevdi. Ama en çok insanları, hele hele çocukları sevdi.
“Ey peşinden ömrümü koşturduğum insan sevgisi. Tut yine elimden
böyle . Gidelim daha ötelere .” Daha güzel , daha aydınlık bir gelecek
umudunu hiç yitirmedi. Haksızlığa direnmek , insan olma, aydın olma,
şair olmanın gereğiydi onun için.
İnsanın insanı sömürmediği, eşitlikçi, paylaşımcı , barışçı bir
dünya özlemiyle yaşadı ve şiirlerini yazdı.
“Ölmeye Vakit yok” şiirinde şöyle diyordu:
“İnanmak gerekir güne./ Bütün dertleriyle dün./ Durmayın çaba getirin
güne.//
İnsanlar güzeldir./ İnsanlar iyidir./ İnsanlar güçlüdür./ İnanmak
gerekir güne.//
Kocaman bir yürek taşıdım getirdim / Bütün umacılardan korkusuz
/ gelinlerden güzel/ Sınırlardan üste/ Tüm bayraklardan renkli/
Yaşamın temel direği/ İnanmak gerekir güne.//
Gelincikler toprakta gelindir./ İnsanın umudu insanda./ Gerçek korkmadan
soyunur / Güzelim güneş alnında.//
Kocaman bir yürek taşıdım getirdim / Tüm bayraklardan renkli / Peter
Con Pietro Petrovna / Ali.”
Her şey için sağ ol Müştak.
9 Kasım 2002
|