|
Yazılar
2002
Terör...Sanat...Seçim...Vs...
29 Ekimde, Kaçkar Dağlarında , sonbaharın ,
değişen renklerin, doğa nimetlerinin ve o eşsiz doğada yaşayan harikulade
insanların izini sürdüğümden , Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası’nın
yeni mevsimi açış konserini izleyemedim. Haberleri Borusan Kültür
Sanat Vakfı Genel Müdürü Sami Caner’den aldım.
Keşke, “haber” dediğim , konser programında yer alan birbirinden
ilginç eserler, Arif Mardin ve Nedim Otyam’ın besteleri olsaydı
, yalnızca... Hayır değildi. Orkestra, dört yıldır birlikte çalıştıkları
arkadaşları, orkestranın birinci kemanı İgor Morev’i Moskova Tiyatro’sundaki
Çeçen baskını ve “kurtarma” operasyonunda yitirmişti. Igor Morev
39 yaşındaydı. Eşiyle birlikte hem Moskova Tiyatrosu Orkestrasında
hem de Borusan Filarmoni’de çalışıyorlardı. O lanet baskında , Igor
Morev gaz zehirlenmesinden ölmüş eşi kurtulmuştu.
İstanbul’daki konserde onun yerine boş iskemlesine beyaz zambaklar
konmuştu. Igor Morev için Grieg’in Peer Gynt Suite’inden “Ase’nin
Ölümü” parçasını seslendiren Orkestra elemanları gözyaşlarını tutmakta
güçlük çekmişti. (Çok geniş ayrıntıları, meraklıları, 31 ekim tarihli
Sabah Gazetesinde Nevzat Atal’ın haberinden okuyabilir.)
Şef Gürer Aykal ve tüm orkestraya Borusan Kültü ve Sanat Merkezi
camiasına başsağlığı dilerken “Ase’nin Ölümü” gelip boğazımda düğümleniyor.
“Andante doloroso”... Acı mı acı ağırlıkta...
“Ase’nin Ölümü” Onat Kutlar’ın enfes bir yazısının da başlığıydı...
Hani, üç beş kuruş gasp ederiz diye gepegenç bir flütçünün öldürülmesi
üzerine yazdığı yazının... “İnsan olmanın, bizi hayvanlardan ayıran
başlıca özelliklerinden birinin kendini içgüdülerine bırakmamak
, onları denetim altında tutmak olduğunu yeniden mi öğrenmeliyiz?”
diye soruyordu Onat...
Terör olsun, ekonomik kriz olsun, aptallık olsun, hayvansı içgüdüler
olsun, tümünün ilk vurduğu , en ağır vurduğu yer, hep sanat ve kültür
alanı oluyor. Farkındasınız değil mi... Faşizmin, ırkçılığın, militarizmin,
gericiliğin, zorbalığın da öyle... Belki de kültür ve sanat , insanı
insan yapan değerleri ortaya çıkardığı için... İnsanı, insanlıktan
uzaklaştırmanın ilk adımı sanatı yok etmekten geçtiği için...
Moskova’daki faciayı , bence en veciz ve en doğru yorumlayan, birkaç
gün önce Cumhuriyet’te yer alan Behiç Ak’ın karikatürüydü: Televizyonda
Moskova Tiyatrosundaki faciayı izleyen adam kendi kendine şöyle
diyordu: “Vay be! Şimdi anladım. ‘Ölü olarak ele geçirmeye’ itiraz
etmeyince, ‘ölü olarak kurtarılmayı da’ kabullenmiş oluyorsun.”
Öyle ya, “ölü olarak ELE GEÇİRMEK” ile , “ölü olarak KURTARMAK”
arasındaki fark, yalnızca olaya hangi taraftan baktığınıza bağlıydı.
Yarın seçim var. Oyumuzu kullanırken içgüdülerden çok aklımızı kullanmaya
gereksinimiz var. Bir seçim yapmak için önce seçeneklerin olması
gerek. Bu kez neyse ki çok geniş yelpazeye yayılmış seçenekler var.
Seçeneklerin olması yetmez, seçenekleri çok iyi tanımak gerek. Tanımak
içinse, yalanlarla doğruları birbirinden ayırabilmek kaçınılmaz...
Seçenekleri iyi tanımak da yetmez. Kendinizi de tanıyacaksınız.
Kendiniz için , çocuklarınız için, nasıl bir ülkede yaşamak istiyorsunuz
? Nasıl bir dünyanın parçası olmak istiyorsunuz ? Bu soruların yanıtlarını
da vermek zorundasınız.
İnsanı insan yapan değerleri seçmeniz dileğiyle...
26 Ekim2002
|