|
Yazılar
2002
Paris'ten
Esintiler
"Gazetelerimiz
baştan aşağı her gün sizinle dolu" diyordu her önüme gelen.
Sözün devamı "bıktık artık" ya da "aman ne iyi"
diye gelebiyordu...
Paris'teydim. Kopenhag Zirvesi günleriydi. Tiyatro, opera, sergiler
arasında koşup dururken, Türkiye Avrupa Birliği'ne girebilir mi,
giremez mi, AB tarih vermeli mi vermemeli mi tartışması da sürüp
gidiyordu.
Ben de, kendi çapımda bir soruşturma sürdürdüm. Çok alçakgönüllü
anketimde aldığım sonuç "asla" ile "neden olmasın"
arasında gidip geliyordu. Aldığım en sinik yanıt şöyleydi: "Türkiye,
AB'ye elbet girmeli. Ardından da İran, Irak, Suriye ve Lübnan"...
Neyse ki bunu söyleyen fransız değildi ve sıradan bir fransız ya
da "sokaktaki adam"ın endişesini dile getirdiğinin bilincindeydi.
Klişelerin kısırdöngüsünü kıramayacağımı anlayınca vazgeçtim soruşturmayı
sürdürmeyi. Ve Paris'teki bir genç Türke kulak verdim. Sorbonne
Üniversitesi'nde tarih ve felsefe öğrencisi Ferhat Taylan, bir kitaptan
yola çıkarak 15.yüzyıldan bu yana Avrupa toplumsal belleğinde Türk
kimliğinin nasıl oluştuğunu anlatıyordu.
Bu kitap, italyan tarihçi Franco Cardini'nin "Europe et Islam:
Histoire d'un malentendu"(Seuil Yayınevi) ("Avrupa ve
İslam: bir Yanlış Anlaşmanın Tarihi") adlı eseriydi. İki yıl
içinde beş ayrı ülkede yayınlanmıştı, dilerim bizde de bir an önce
yayınlanır.
Ferhat Taylan, Franco Cardini'nin kitabından çeşitli saptamalar
sıralıyordu:
Heredot'a dayanarak, Avrupa değerlerinin hristiyanlık ve uygarlık,
Asya değerlerinin ise paganizm ve barbarlık olarak sunulması...
1460'da yazılan "Avrupa Tarihi" kitabının önsözüne "Avrupalılar,
yani hristiyan adından gelenler" diye başlanması...
1461'de Papa II.Pius'un tüm avrupa krallarından daha güçlü gördüğü
Fatih Sultan Mehmet'e yazdığı ancak yollamadığı mektupta, padişahı
Roma İmparatorluğu'nun meşru mirasçısı olarak Avrupa'yı yönetmeye
çağırması ama bunun için Fatih'in vaftiz edilmesi koşulunu ileri
sürmesi...
Reform hareketi sonrasında protestan-katolik çatışmalarında ve atışmalarında,
birbirlerini "Türkten de beter" diye nitelendirmeleri...
Erasmus'un anlatmasına göre, Luther'in "vaftizsiz Türk (sultan),
vaftizli Türkten (papa) iyidir" demesi...
Ferhat Taylan'dan Franco Cardini'nin eserini; Avrupa kaynaklarında
türk adının ilk geçtiği 11.yüzyıldan günümüze türk imgesinin uyandırdığı
korku ve düşmanlık örneklerini dinliyorum.
Eyvah diyorum, yüzyıllardır Avrupa'nın belleğine yerleşen bu duyguları
nasıl ortadan kaldırabiliriz ki! Olanaksız bu!
Benim "eyvah"ımı Ferhat çok sakin, ve umudunu hiç mi hiç
yitirmeden şöyle karşılıyor:
"AB'nin kültürel ve değişmez bir birliktelik değil, yapım halindeki
politik bir proje olduğu görüşü ağır basarsa; Türkiye hakkında,
yüzyılların duygusallığı dışında şu anki durumu anlamaya yönelik
bir tartışma başlayabilirse, üyelik görüşmeleri normal bir zeminde
yürüyebilir."
Paris, bu yanıt üzerine yeniden güzelleşti. Yaşları kaç olursa olsun,
yeryüzünün tüm gençlerine, yaratıcı güçlerine, düş güçlerine kucak
açan "benim Paris'im" oldu.
Dedim ya, bizim gençlerimiz müthiş. Ferhat, hem geçmişe, hem geleceğe
ışık tutuverdi bir kaç fırça darbesiyle.
21 Aralık 2002
|