|
Yazılar
2002
Turhan Selçuk: Çizgide 60 Yıl
Çizgiye
adanmış tüm bir yaşam... Yalnız çizgiye değil... İnsanı insan yapan
değerlere adanmış bir yaşam...
O çizgilerle, insan haklarını, insan onurunu birbirinden ayırmak
olanaksız... O çizgilerde , başkaldırıyı, sömürüye, eşitsizliğe,
yalana, talana başkaldırıyı görmemek olanaksız... O çizgilerde şiddete
, kaba kuvvete, hoyratlığa karşı duruşu , direnişi fark etmemek
olanaksız... O çizgilerin gerisinde sonsuz bir derinliği hissetmemek
, düşünceye, emeğe, çalışmaya verilen önemi duymamak olanaksız...
Turhan Selçuk'tan ve Turhan Selçuk'un çizgilerinden söz ediyorum.
"Karikatür"
sözcüğü, onun sanatını tam anlamıyla kapsamıyor bence. "Karikatür"
den çok daha geniş alanlara ve anlamlara uzanan bir çizgi sanatı
onunki.
Doğunun mistik çizgileriyle, Batının düşünce biçimlerini harmanlayan
bir biçem ... Gözlem ve düşünceye dayanan , ayrıntıların , çeşitliliğin
zenginliğini, en ekonomik biçimde, en yalın , en açık seçik iletme
tutkusu... Gözlemleri tartışmaya, tartışmayı eleştiriye, eleştiriyi
dirence, direnci başkaldırıya dönüştüren bir tutum... İnsana ilişkin
her konuda sınırsız bir özgürlük...
İşte belki de Turhan Selçuk'un sanatının büyüsü bu sınırsızlıktan
kaynaklanıyor.
Bu akşam, Cemal Reşit Rey Konser Salonunda Turhan Selçuk'un "Çizgide
60. Yılı" kutlanacak. Tüm dostlar onun sanatını irdelerken,
anılarını paylaşırken, ona ilişkin bildiğimiz bilmediğimiz yanlarını
dile getirirken, dünya çapında kazandığı başatılar anlatılırken
, hiç kuşkum yok , o yine çok az konuşacak, hep susacak , mahcup
önüne bakacak, belki sıkılacak, daha çok yarın çizeceği karikatürü
düşünecek...
Ben ise onu izlerken , aynı zamanda Türkiye'nin şu son 60 yıllık
politik ve toplumsal gelişimini düşünüyor olacağım... Çünkü onun
60 yıllık sanat uğraşı aynı zamanda ülkemizin 60 yıllık gün be gün
serüveniyle örtüşüyor.
Avrupa Birliği, uyum yasaları, ilerleme raporları, kapılarda bekleme
/bekletilme durumları ... Bütün bunlar bir yana, Turhan Selçuk'un
çizgileri onlarca yıl önce , değil Avrupa Birliğine, Dünya Birliğine
çoktan girmişti. Dünyanın belli başlı uzmanları onun sanatını değerlendirirken,
sanat dünyasına armağan ettiği dili överken, Türkiye'nin adı yüceliyordu.
Hiç
unutmuyorum bundan on yıl önce Strasbourg'daki Avrupa Konseyi toplantısına
, Dışişleri Bakanlığı Turhan Selçuk un bir sergisini götürmüştü.
İnsan hakları ihlallerine cephe alan , insan onurunu savunan karikatürlerden
oluşan bir sergi...O zaman (1992) yazdığım bir yazıda Turhan Selçuk'un
benim üzerimdeki etkisini şöyle dile getirmiştim. Aynen tekrarlıyorum:
"...Çocuktum, gazetelerde, dergilerde onun karikatürlerini
görüyordum. Okul yıllarımda onun karikatürlerini elden ele dolaştırıyorduk.
Onun karikatürlerini izledikçe , genç beyinlerimizde her tür haksızlığa,
en yakınımızdaki ve en uzaktaki tüm haksızlıklara karşı çıkmamız
gerektiğini öğreniyorduk. Ve insan onurunu , ne pahasına olursa
olsun korumamız gerektiğini...
Aklı beş karış havada, ders çalışmakla okulu kırmak arasında gidip
gelen genç kızlardık ama o karikatürler karşısında toparlanma gereğini
duyuyorduk, kendimize çeki düzen, düşüncelerimize çeki düzen verme
gereğini duyuyorduk... Yetişmemizde, kişiliğimizi bulmada Turhan
Selçuk'un büyük bir payı olduğuna inanıyorum.
Okul sıralarında, orta ya da lise dönemlerinde , çizgilerinin özgünlüğünden,
ustası olduğu ekonomik anlatımdan, yarattığı kendine özgü dilden
, karikatür sanatına kattığı boyutlardan haberdar mıydım, doğrusu
bilmiyorum. Belki de yalnızca konusu, verdiği mesaj ilgilendiriyordu
beni. Bu saydıklarımı sonradan keşfedecektim. Gazeteciliğe başladıktan
sonra ise , onunla aynı çatı altında çalışmam bana yalnızca kıvanç
verdi."
Bu söylediklerimden bu yana on yıl geçti ve şu kadere bakın (kadere
inanmadığıma göre, medya dünyasının cilvesine bakın) bugün yine
Turhan Selçuk'la aynı çatı altında çalışmanın kıvancını yaşıyorum.
Onun, bulunduğu, olduğu yere kazandırdığı saygınlıktan kendime pay
çıkarmaya çalışıyorum...
En özgür kuşlardan daha özgür çizgilerin hep kanat çırpması dileğiyle...
21 Ekim 2002
|