|
Yazılar
2002
Ayla
Erduran ilk kez çok derinden konuşuyor:
AYLA'
YI DİNLER MİSİNİZ?
"Bu benim dinlediğim ilk konser. Üç buçuk yaşımdayım. Saray
Sineması'nın locasında oturuyoruz. Sahnede Jacques Thibaud çalıyor.
Kemanından çıkan sesler havada uçuşup kulağıma ulaşınca beni büyülüyor.
Birden vuruldum ona. Deli gibiyim. İlk kez aşık oluyorum. Sahne
arkasına kutlamaya gittiğimizde , Thibaud beni kucağına aldı, öptü.
Meğerse bütün kadınlar bayılırmış ona. Dört yaşıma geldiğimde onunla
evlenmeyi aklıma koymuştum. Yazı yazmayı bilmediğim için yuvarlak
şekiller yapıp mektup niyetine zarfa koyuyor , babamdan postalamasını
istiyordum... "
Çook
gerilerden bir çocukluk anısı... Ama tüm çocukluk anıları böyle
muzip değil. İnsanın içini acıtan çocukluk, gençlik , yetişkinlik
anıları da var... İnsanın içini acıtan, isyan ettiren, bu kadar
da olmaz ki dedirten, kahkahalarla güldüren, düşündüren, şaşırtan
ve müthiş hüzünlendiren...
Evin
İlyasoğlu'nın yazdığı, Ayla Erduran'ın yaşam öyküsünü dile getiren
"Ayla'yı Dinler misiniz?" adlı kitabı (Remzi Kiyabevi),
bir duygudan ötekine geçerek, adeta duygu patlaması yaşayarak okudum.
Evin İlyasoğlu kitabını birinci tekil şahısla, Ayla Erduran'ın ağzından
yazmış. Çok da iyi etmiş. Kendi müzik bilgisini ve birikimini de
yine Ayla'nın ağzından metne kaynaştırmış. Belki de bunca yoğun
duyarlılık bundan doğuyor. Okurken, ona müthiş inanıyorsunuz, onunla
birlikte soluk alıp vermeye başlıyorsunuz. Yalın , dolaysız, akıcı
dilin peşine takılıyorsunuz.
Üstün
yetenekli bir kız çocuğun, çocukluğunu yaşayamadığı, yalnız keman
çaldığı, çalıştırıldığı bir başlangıç. Her Pazar , konuklara verilen
konserler gitgide azap olmaya başlar... Tüm çocukluğu ve ilk gençliği
belirli kurallarla çevrilidir. Sanki dört yanı duvarlarla örülü...
"Bazen düşünürdüm, sirkteki hayvanlar bile bir marifet yapınca
onlara şeker falan veriliyordu. Annem de beni çalıştırmak için karşımda
oturup bebeğime elbise dikiyor. Benim dünyama kapı aralayıp, bebeklerime
sevecen davranıyor. Bu da benim ödülümdü herhalde. Aslında onu yapmasa
da çalışırım, zaten kemanın sesini çok seviyorum..."
Annesi
hep müziğinin içindedir Ayla'nın, Annesi hep içindedir onun... Sonra
hocaları... Hep en iyi hocalarla çalışması... Yarışmalar... Güçlükler...
Haksızlıklar... Yüreğinin en derininden bağlanmalar... Aşklar, ayrılmalar,
kopmalar, birleşmeler... Dünyanın belli başlı sahnelerinde dev konserler
... Öğrenilecek bir eser daha, bir eser daha... Turneler... Öğretmenlik
yılları... Tutkusu, azmi, inadı, inancı ve sonsuz bir çalışma gücü...
Sonra
dış dünyanın ona dayattığı ölümler, hastalıklar, karabasanlar, bağımlılıklar,
yoksulluklar... Ama neyse ki en ağır ortamda bile onu yaşama bağlayan
kemanı vardır. Yaşamın kıyısında, hep kemanına tutunarak ayağa kalkacaktır...
Acılarının en derininde ona en büyük avuntuyu Bach verecektir.
Kitap
boyunca yalnız Ayla Erduran'ı değil, çevresini de yakından tanımaya
başlıyorsunuz. Yakın çevresi de David Oistrakh, Menuhin , Henryk
Szeryng gibi daha nice ünlü ustalar, müzisyenler... Hem bizden hem
dünyadan... Onlarla ilişkileri, onlarla yaşanan olaylar, anektodlar
, soluğa okunan serüvenler...
Bakmayın
yukarıda hüzünden acılardan bolca söz ettiğime, Ayla Erduran'ın
kişiliğinden kaynaklanan , eleştirel, kendini ve çevresini sorgulayan
tavır , ayrıca yaramaz çocuk tavrı (belki de bir bakıma hiç büyümediği
için ya da daha çocukluğunda büyümüş olduğu için!) muziplik ve çok
zengin bir iç dünyası... Bunlar
da damgasını vurmuş kitaba.
"Solist
sözcüğünün anlamı yalnız demektir. Solo çalmak, yalnız çalmaktır.
Aslında sahnenin yıldızıdır solist. Ama çok doğru: 'Allahın koyduğu
yerde yıldızlar daima yalnızdır.
Solistlik,
bütün müzik eğitiminin, bütün meslek yaşamın boyunca ulaşmaya çalıştığın
yerdir: Orkestranın solisti olmak, konserin solisti olmak, mevsimin
, konser dizininin , festivalin solisti... Yalnız olmaya doğru bir
evrilmedir bu. Bütün savaşımız solistliğe uzanan yolu kat etmek
içindir. İşte belki de o yalnızlıktır ki, sahnede insana ürpertici
gelir. Bütün dikkatlerin senin üstünde olmasıdır. Kusursuz olma
zorunluluğudur. "
Sahnede,
tüm spotlar onun üzerinde, tüm dikkatler onda yoğunlaşmıştır . Onda
yani solistte. "Kaçıp sığınacağın hiçbir yer yoktur. Yapayalnız,
çırılçıplak ortadasındır."...
O
yalnızlığın derinlerinden, Ayla Erduran bize aydınlığı sunuyor,
sanatın ölümsüzlüğünü sunuyor, bir de insanın harikuladeliğini...
Teşekkürler
Ayla Erduran , teşekkürler Evin İlyasoğlu.
17
haziran 2002
|