|
Yazılar
2002
Biz
/ Ben ...
Avrupalı, Asyalı, Afrikalı, Akdenizli...
60'lı,
70'li yıllarda hep "biz" diye konuşulurdu. "Biz"
yani birleşmiş, kaynaşmış, bölünmez, tek ve bütün... Tek ses , tek
vücut. Aynı tornadan çıkmış ve birimiz hepimiz, hepimiz birimiz
için... Öyle abartıldı ki, bu "biz" ve "siz"
(ötekiler) olma durumları, kimi zaman, iki kişi konuşurken bile,
karşımdakini uyarmak gereğini duyardım : Şu anda yalnız benimle
konuşuyorsun, tek başımayım diye. "Siz kadınlar", "Siz
solcular", "Siz sağcılar"...
Derken bireyselleşme çabası içinde bir "Ben" furyasıdır
başladı. Her cümleye "Ben"le başlar, "Ben"le
yatar, "Ben"le kalkar olduk. Dünya "Ben" diye
haykıranların çevresinde dönüyor, hayatta her şey "Ben"le
başlıyor, "Ben"le bitiyordu. (Yanılmıyorsam, Özal dönemiydi)
Ben...Ben... Ben... Benim... Benim... Benim...
Kısacası bir uçtan ötekine savrulurken "Ben"in içindeki
biz'i, "Biz"in içindeki beni gözden, akıldan ve yürekten
çıkarıverdik...
Düş kırıklıklarıyla bilediğimiz öfkeyle, yeniden ha bire yeniden
çoğaltmaya çalıştığımız umutlar arasında, bir uçtan ötekine savrulduğumuz
şu günlerde, içimden Biz / Ben Avrupalıyıyız, Asyalıyız , Afrikalıyız,
Amerikalıyız, Akdenizliyiz, dünyalıyız diye haykırmak geliyor.
Ülkenin en büyük kentinde, kışın ilk karı düştüğünde, bir iki saat
içinde, kaldırım taşları yerinden söküldüğünde, asfaltlar , su boruları
patladığında , trafik kenti esir aldığında, birbirine girmiş arabalardan
fırlayanlar birbirinin boğazına sarıldığında, bir saat boyunca yerlerinden
bir milim oynamamış arabaların içindekiler sus pus, ses çıkarmadan
oturduklarında, biz Ugandalıyız diyorum. Ama hayır, Ugandalı bile
olamayız, onların meclisinde kadınların temsil oranı bizimkinden
on kat fazla, o açıdan bizden on kat ilerideler...
Neredeyse iki yıla yaklaşan bir sürede, hücre ve tecrit cezasına
karşı yapılan ölüm oruçlarında yüz kişi öldüyse ve ölmeye devam
ediyorsa, buna karşılık biz buna gözlerimizi kapıyorsak, yok sayıyorsak,
ölenlerin anaları babaları, kardeşleri yokmuş gibi yapıyorsak, biz
yıllar öncesinin Latin Amerikalılarıyız diyorum. Yılların, ayların,
günlerin geçtiğini ya da geçemediğini göremiyoruz diyorum.
Aile meclisini toplayıp, davranışını, bakışını ya da giyimini beğenmediğimiz
kız çocuğumuzu öldürme kararı aldığımızda ve öldürdüğümüzde ve buna
"gelenek", "namus", "ahlak" gibi kulplar
taktığımızda yoksa biz Asyalı mıyız diyorum... Ama aile meclisi
toplanıp, ailenin en muhtaçlarına bakma, onların tüm ihtiyaçlarını
karşılama kararı aldığında ve bunu kimselere çaktırmadan gerçekleştirdiğinde,
iyi ki Asyalıyız diyorum...
Birkaç akşam önce, AKM'nin büyük salonunda eşsiz sopranomuz Zehra
Yıldız'ı anma konseri vardı. Onun ışık saçan aydınlık bakışları
altında, sahnede yaş ortalaması 21 olan Cemal Reşit Rey Senfoni
Orkestrası elemanları ve birbirinden değerli genç şancılar, Sim
Tokyürek, Burak Bilgili, Elif Özel, Oğuz Sırmalı, şef Naci Özgüç'ün
yönetiminde, biz dinleyicileri duygular imparatorluğunun sınırsızlığında
uçururken, elbet ki Avrupalıyız diyordum... Ama durun, bu anlamda,
bu nitelikte bir konser Avrupa'nın herhangi bir kentinde yapılsaydı,
ertesi gün medyada mutlak yer alırdı...
Biz dünyaya şiddet ihraç etmiyoruz, Amerikalı olamayız. Ama "Küçük
Amerika"olmak için neler vermeyiz ki...
İkiyüzlülükte, çifte standart kullanmakta müthiş bir yeteneğimiz
var, öyleyse Avrupalı olabiliriz. Ama demokraside, insan haklarında
öyle büyük eksiklerimiz de var ki...
İkiyüzlülükte, çifte standart kullanmakta müthiş bir yeteneğimiz
var, öyleyse Avrupalı olabiliriz. Ama demokraside, insan haklarında
öyle büyük eksiklerimiz de var ki...
Edebiyatımızdan müziğimize , tiyatrodan sinemamıza aynı duyarlılıkları
paylaşıyoruz, evet Akdenizliyiz. Ama Akdeniz'in kuzeyiyle güneyi
birbirinden öyle farklı ki...
Binlerce yıllık kültürümüz var Asyalıyız. Ama aynı zamanda Truvalıyız.
Balkanlarla Kafkaslar arasında , hem Balkanlıyız, hem Kafkasyalıyız.
Biz dünyalıyız. Ben dünyalıyım.
Bunları söylemek neden mi geldi içimden?
Belki de Avrupa Birliği'nin bir amaç değil, bir araç olduğunu bildiğimden...
Çağdaş bir dünyalı olma yolunda bir araç...
14 Aralık 2002
|