Dün 11 Ocaktı. Onat Kutlar'ın aramızdan ayrıldığı gün...
Onat
Kutlar öldürüldüğünden bu yana yedi yıl geçti.
Hepimizi
tehdit eden bir bombanın, kentin göbeğinde patlamasıyla ölüm kalım
savaşına girmişti. Bomba ... Bedene bıçak gibi saplanan camlar...
Sonra kan, sonra ... 11 Gün sonra savaşı yitirdi. Tehditlere boyun
eğmeden yaşamak , Türkiye'de yaşayabilmenin tek yoluydu. O gün
boynumuz koparıldı.
Onat
Kutlar: Türkiye'de kolay kolay yetişmeyen bir aydın...
Yaşamın
her alanına katılan, tepkisini ortaya koyan, yorumlarıyla, eleştirileriyle,
önerileriyle yarını hazırlayan, aydın sorumluluğunun bilincinde
bir insan...
Türk edebiyatında okuduğum en güzel öykülerin yazarı...
Akılla
duyarlılığı, bilgiyle birikimi dizelerde buluşturan şair...
Denemeleriyle
önümde ufuklar açan yazar...
Evrensel
sinema kültürümüzü borçlu olduğumuz kişi...
Özlemini,
hasretini, eksikliğini her an hissettiğim arkadaşım...
Bir
süre önce Hikmet Çetinkaya "Onat'ın Katilleri" başlıklı
yazısında, önce İBDA-C'nin üstlendiği , sonra PKK itirafçılarına
mal edilen Onat Kutlar ve Yasemin Cebesoy cinayetlerinin tek dosyada
toplanmamasına isyan ederken , yargıyı, adaleti sorguluyordu.
Adalet
duygusu yerine getirilmedi mi, yeniden yeniden işleniyor cinayetler.
Yeniden, yeniden, yeniden öldürülüyor sevdiklerimiz.
Umur
Mumcu'lar, Bahriye Üçok'lar, Tütengil'ler, Bedrettin Cömert'ler,
Abdi Ipekçi'ler vuruldukça... "Faili meçhul" denilen
cinayetlerin failleri, "mechul" kaldkça... Failler meçhul
kalsın diye çabalar sürdükçe... Cinayetlerin kimini önemseyip,
kimini yok saydığımız sürece... Önümüzün açılabileceğine, yolumuzda
ilerleyebileceğimize, yaşamımızın aydınlanabileceğine inanmıyorum...
İçimde
kalan büyük bir öfke.
Öfkemi, Onat'tan bende kalanlarla biliyorum .
Onat
Kutlar bizlere aydın sorumluluğunu, bilge kişiliğini, kitaplarını
bıraktı. Bir de dostlukları, dostlukların çiçek açan tohumlarını,
yaşanmış harikulade anların anılarını, o akıllı öfkesini ve ince
hüznünü ... ve muhteşem gülüşünü, dolu dolu kahkahalarını bırakıp
gitti.
Aradan
yedi yıl geçti ve bu ülke hala onun ve Yasemin'in katillerini
bulamadı.
Umutsuzluğa,
boş vermişliğe, çaresizliğe teslim olmamamızı isterdi Onat....
Geleceğin duvarı karşısında susmamamızı... Hesap sormamızı, sonuna
dek hesap sormamızı isterdi...
Elimde
onun kitaplarından biri var: "Bahar İsyancıdır" .
"Bahar
İsyancıdır"da aramızdan birini konuşturmuştu Onat. O aramızdan
biri şöyle diyordu:
"Biz
ölümlü insanlarız. Yaşamayı ve baharı bu yüzden severiz. Doğan
her şeye inanırız. Çocuklara, güneşe, bize düşler sunan ay ışığına.
Sevdiğimiz kadının boynunu okşamak isteriz ve çocuklarımızın.
Günü, kızarmış bir ekmek gibi tazeyken bölüşürüz. Ve akşamın kızıl
tüyleriyle gelip sabahın yumurtaları üstüne oturmasını severiz.
Şarap, acılarla da mayalanmış olsa, sarhoş eder bizi. Ve çocuklarımıza
ekilmiş toprak kadar gerçek bir gelecek bırakmak isteriz. O sonsuz
düşü..."
Evet
Onat, çevremizi yozluk, yolsuzluk sarsa da, vurdum duymazlık bizi
kuşatsa da, kolaycılıkve çıkarcılıkla zehirlensek de, bilgisizlik,
kültürsüzlük yaşamımıza egemen olmaya çalışsa da, yerine getirilmeyen
adalet duygusuyla parçalanıp kopsak, sürüklenip yeniden yeniden
ölsek de, yalnızlığımız büyüse de, o sonsuz düşü , çocuklarımıza
bırakmak istediğimiz geleceği besliyoruz. Daha doğrusu beslemeye
çalışıyoruz. Ve karakışa inat, senin bir türlü bastıramadığın,
yüreğindeki ozanın sesini hep duyuyoruz. "Bahar isyancıdır!"
diyen sesini...
"Bizim
dünyamızda yine en tatlı yemiş aydınlık... en güzel çiçek umut
" diyebilmek için, sıkı durmaya çalışıyoruz, sevgili arkadaşım.
e-posta:
zeynep@zeyneporal.com
faks: 0212) 257 16 50