|
Yazılar
2002
“Saatler dardır, sığdırılmaz...”
Ardından ne söylesek, ne yazsak, hep eksik,
hep yetersiz kalacak... Tıpkı, düşünce, kültür ve sanat yaşamımızın
bundan böyle onsuz eksik kalacağı gibi...
Gerilere gidiyorum:
Gözlerinde o “yaramaz çocuk” parıltısı, sesinde kahkahayı dengelemeye
çalışan zoraki sertlik, “Siz beni yaşlı görmekten utanmıyor musunuz?”
diye çıkışıyor bana.
Melih Bey, tam tersine, sizi hep ama hep genç gördüğümden soruyorum
bu soruları ; kaç yaşında olursanız olun, benim için hep gençsiniz,
diye bir şeyler geveliyorum... Melih Cevdet Anday’ın 75. yaşgününde,
Sanat Dergisi’nde onu “kapak” yapacaktık. Server Tanılli onu aydınlanma
yazarı olarak irdeliyor, Mustafa Öneş şiirini, Enis Batur denemeciliğini,
ben de oyun yazarlığını ele alıyorduk. Ve o, “beni yaşlı görmekten
utanmıyor musunuz” diye takılıyordu.
Yıllar içinde onunla yaptığım sayısız konuşmada hep söylemişti :
“Ben kendimi hiç yaşlı hissetmedim, hiç yaşlı hissetmiyorum.” “Şiir,
yaşlanmayan tek şeydir. Bütün ölmüş büyük ozanları düşünüyorum da,
bugün yazıyorlarmış gibi geliyor bana. Bu , şiirin ölümsüzlüğünü
değil, şiir emeğinin ölümsüzlüğünü gösterir. Emek, insanoğlunun
kimliğidir. Hiçbir zaman yaşlanmaz.”
Defterimde altını çiziyorum. “Emek, insanoğlunun kimliğidir.”
“Ama diyeceksiniz ki yaşlar ilerliyor, yıllar geçiyor... Güneşin
ve ayın eskidiği anlamına gelmez bu. Yaşlanmak bir aldanmadır, başka
bir şey değil. Düşünen ve seven insan yaşlanmaz. Yaşın olmadığına
gerçekten inanıyorum.” Ve defterimde , önceki bir konuşmadan yine
altı çizilmiş birkaç tümce:
“ Ölümü merak ediyorum. Hiç korkmuyorum ondan... Biraz daha aşık
olmak, biraz daha şiir yazmak için, biraz daha yaşamak istiyorum.”
Düşünür, şair, oyun yazarı, roman yazarı, denemeci ... Tümünü felsefeyle,
düşünce ve duygu derinliğiyle yoğuran...Soran, tartışan ve bizleri
sormaya, tartışmaya yönelten... Aydın, aydınlıkçı, aydınlatan...
Özgürlüğe tutkun, özgür düşünceye tutkun... Değişime, değişimin
gerekliliğine inanan... “Değişmeyen ve tek olan, gerçekliktir “
diyen... Herkesin eşit olarak payını aldığı bir dünya özleyen...
Sonsuz kültür birikimiyle, tarih bilinciyle, çağdaş kültürümüzü
yaratan... Şu yukarıdaki birkaç satırbaşını, yaşama, yaşama biçimine,
bütünlüğe, çalışmaya, emeğe, sevgiye ve saygıya dönüştürmüş bir
ömür...
O hiç yaşlanmadı. Düşünen, seven, üreten insan yaşlanmaz. Emek yaşlanmaz.
Çok tekrarlandı ama, vurgulamamak olanaksız: “ Bir sis çanı gibi
gecenin içinde / Ta gün ışıyıncaya kadar / Vakur, metin sade / “
oturup yazdı. Sesler verdi. Uyuyamadı. “Düzelmeden memleketin hali
/ Düzelmeden dünyanın hali / Gözüne uyku giremez ki...”
“Çünkü saatler dardır, sığdırılmaz, / Güneşte her şey çözülür gider
bir yana.”
Çünkü , daha yolun en başında söylemişti : “Ey haksızlığın ve yalanların
amansız düşmanı aklım / Ve ey kalbimdeki sonsuz aşk / İkinize güveniyorum.”
Güvendikleriyle çıktığı yolu, güvendikleriyle sürdürdü: “ İşte gene
yollara düştüm / Hem yalnızım hem değilim.”
Geriye her okumada yeniden yeniden keşfettiğimiz, yeniden yeniden
ondan bir şeyler öğrendiğimiz, yeniden yeniden farklı tatlar aldığımız
eseri kaldı. Bağnazlığa, sığlığa, niteliksizliğe, kalıplara ,sınırlara
meydan okuyan, isyan eden eseri...
Geriye bir de onun yokluğunun eksikliği, çağımızın, zamanın hüznü,
ağacın, dalın, toprağın, kırlangıçların, güvercinlerin hele hele
martıların hüznü kaldı.
“Kim bilebilir açık denizdeki / Zamana rastlayan martının / Kanatlarından
huylanarak / denize indiğini.”
İyi ki varsınız Melih Cevdet Anday.
7 Aralık 2002
|