Son iki üç gündür , anlı şanlı büyük medyamız sayfalarını, sütunlarını
Dostlar Tiyatrosuna ve Genco Erkal'a ayırır oldu. Hayrola birden
bire tiyatro aşkları mı kabardı? Ansızın tiyatro sanatının uçsuz
bucaklığını, ufkumuzu genişleten boyutlarını mı kavradılar? Nitelikli
tiyatronun değerini mi anladılar?
Ah
keşke bu sorulara olumlu yanıt verebilseydim... Ama anlı şanlı
medyamızın dev puntolu başlıklarına ve yayınladıkları fotoğraflara
bakınca durum pek iç açıcı değil. "Onu hiç böyle görmediniz"
den "Sahnede Sevişiyorlar"a ; "Neydi ne oldu"dan
"Aslan Coştu"ya uzanan başlıklar... Bu "Aslan"
da kim, diyecek olursanız, o kadar da kültür yoksunu değiller
ya , "Aslan Asker Şvayk"a yani Genco Erkal'a atıf yapıldığını
anlamalısınız...
Son
dört aydır Genco Erkal üç oyunu birden dönüşümlü olarak neredeyse
tek kişilik oyunlarla sürdürüyordu: Nazım Hikmet'ten "İnsanlarım",
Can Yücel'den "Can" ve "Oyuncu"... Olağanüstü
bir performans... Bu oyunlar hakkında tek söz etmeyenler şimdi
sayfalarını ona açıyor.
Bugüne
dek bir tek tiyatro eleştirisine yer vermemiş medyamızın , televizyon
kanallarımızın ansızın böyle "aşka gelmesine" en çok
da Dostlar tiyatrosu şaşıyor. Çünkü geçen hafta sonu sunmaya başladıkları
ve karakışa karşın dolu salona oynadıkları yeni oyunları "Yarışma
: Seks- Dalavere-Kültür" adlı oyun tam da bu söylediğim olayı
eleştiren, hicveden bir oyun. Bir ülkenin " Kültür"
ve "Sanat" adı altında sunduğu yozlaşmayı, medyanın
"sanata ve sanatçıya" bakışını hicveden, "Kadın"ın
meta olarak kullanılmasını eleştiren ve yetkilileri ,sorumluluğa
çağıran bir oyun.
Ancak
medya şimdiden tuzağa düştü. Kendine yönelik eleştiriyi görmezden
gelip, Genco Erkal'la Şebnem Özinal'ın ikili sahnelerine odaklandı.
Evet, Şebnem Özinal, fiziğiyle de, oyunculuğuyla da harika ama
medyamız onun on yıllık Dormen Tiyatrosu'ndaki oyunculuk performansını
yok sayıp , yalnız fiziğini görür oldu.
Cumartesi , Pazar , basın ve televizyonlarımızın "tiyatro
merakını" yakından izlerken, ben bu filmi daha önce de gördüm
demekten kendimi alamıyordum.
Anımsayacaksınız,
90'lı yılların başındaydı, Refik Erduran'ın "Ramiz ile Jülide"
oyununun afişini gören medyamız , ansızın Yıldız Kenter ilgisiyle
yanıp tutuşmuştu. Yıllar boyunca en nitelikli tiyatroyu sunan
topluluk , bir anda baş tacı edilmişti. "Kenter kalitesi"
dediğim özellikten çok, Yıldız Kenter gerçekten çıplak mı, ne
kadarı, kaçta kaçı çıplak, ne kadarından ne görülüyor diye gündeme
gelmişti.
Önceki
gün , Dostlar Tiyatrosunu izlemeye gittiğimde, ünlü bir televizyon
kanalının kamerasını taşıyan arkadaş, çevresindekilere soruyordu.
"Şu ikili sahne oyunun başında mı, sonunda mı?" Başındaysa
iyiydi, çekip gidecekti, yok sonundaysa, daha sonra gelebilirdi...
Bu
tiyatro değil, medya üzerine bir yazıdır. Ama yine de söyleyeyim.
Dostlar Tiyatrosu , yine bildiğimiz Dostlar Tiyatrosu... Zaten,
medyamız da öyle...
P.S.
Bu yazım, Cumhuriyet gazetesinde farklı bir başlıkla yayınlandı.
Benim yukarıdaki başlığım değiştirilmiş , yazının içinde geçen
birkaç sözcük başlığa çıkarılmıştı: Gazetenin münasip gördüğü
başlık "Medya Tuzağa Düştü" şeklindeydi... Sonraki günlerde
medyamızdan tiyatroyla ilgili ya da ilgisiz pek çok kimse Genco
Erkal'a ve bana öfkelenecek, asıl benim tuzağa düştüğümü belirtecekti...