|
Yazılar
2002
Ekrem Akurgal: Geleceğe adanmış tüm bir yaşam...
Behçet Necatigil , bir şiirinde şöyle diyordu:
"Adı , soyadı / Açılır parantez / Doğduğu yıl, çizgi, öldüğü
yıl, bitti / Kapanır parantez. /(...) Parantezin içindeki çizgi
/ Ne varsa orda / Ümidi, korkusu, gözyaşı, sevinci /Ne varsa orda."
Adını soyadını yazıp açıyorum parantezi:
Ekrem Akurgal (1911 - 2002) ...
Kapadım parantezi.
O aradaki çizgi var ya, o aradaki çizgi : Bilime, insanlığa ve geleceğe
adanmış bir yaşam var o çizgide.
Dolu dolu yaşanmış 91 yıl . O çizgide mesleğine, işine, aşkla tutkuyla
sarılmak var. Sonsuz bir azim ve inanç, emek ve alınteri , sürekli
çalışmak ve üretmek var. O çizgide eşsiz bir alçakgönüllülük var.
Ama ayni zamanda coşkuyla kanatlanan müthiş bir yaşama sevinci var.
Ekrem
Akurgal 20 yaşında sınavlardan geçip devlet bursuyla arkeoloji okumaya
Almanya'ya gittiğinde , elbet çok gençti. Ama bence o hep "genç"
kaldı.
Gençliği, hiç eksilmeyen meraktan ; öğrenme, keşfetme, araştırma,
inceleme tutkusundan ; bulduklarını öğrendiklerini paylaşmak istemesinden
, parlak öğrenciler yetiştirmesinden , vericiliğinden, cömertliğinden
kaynaklanıyordu.
Ankara Üniversitesi Dil-Tarih-Coğrafya Fakültesi'nin öğrencileri
tanığımdır :. Bu kurumun öğretim üyesi, ordinaryüs profesörü, dekanı
, Akurgal hiç yaşlanmadı.
Avrupa ülkelerinin çeşitli akademilerine üyeydi. Amerika'da Princeton,
Almanya'da Berlin, Avusturya'da Viyana Üniversitelerinde birer yıl
konuk profesör olarak ders verdi.
Bilimsel eserleri dört yabancı dilde, Almanca, İngilizce, Fransızca
ve İtalyanca birbiri peşi sıra yayınlanırken ve dünyada tanınırken
, kendi ülkemizde, anadilimizde bu eserleri okuyabilmemiz için uzun
yıllar beklememiz gerekti.
Belki de belleğin önemini kavrayamamaktandı bu acı durum!
Arkeoloji,
gelmiş geçmiş uygarlıkların , geçmiş toplumların, maddi izlerine,
maddi kalıntılarına dayanarak inceleyen bilim diye tanımlanır.
"Geçmiş" sözcüğünün bunca ağır bastığı bir alanda yaşarken,
bu yazının başlığına taşıdığım "geleceğe adanmış bir yaşam"
sözünü yadırgayabilirsiniz.
Yadırgamayın.
Ekrem Akurgal, saklı kalmış uygarlıkların izini sürerken, bu izlerin
peşinden koşarken, belki de insanı arıyordu. Belki değil öyle olmalı.
Geçmişten ders çıkarıyordu.
Geçmiş bilinci olan, belleğini yitirmemiş bir toplum özlüyordu.
Toprağın gizlediklerini görünür hale getirdi. Ege'de, Foça, Çandarlı,
Erythrai ve İzmir antik kentlerini o ortaya çıkardı.
Ekrem
Akurgal'ı önce kitaplarından tanıdım. 8O'li yıllarda ise onunla
e çalışma olanağını buldum. Uzun yıllar, "Türkiye- Yunanistan
Dostluk Derneği"nin o Genel Başkanı, Ersin Salman ve ben Genel
Sekreterleriydik.
Sivil Toplum Kuruluşlarının çok sakıncalı bulunduğu , "düşman"la
yakınlaşmanın tehlikeli sayıldığı günlerde Ekrem Akurgal canla başla
çalışıyordu. Haftalık toplantıların birini bile kaçırmıyordu. Derneğe
ve amacımıza sonsuz katkıları oldu.
Bilim adamlığının yanı sıra, müthiş karizmasına da o dönemde tanık
oldum. Bir de evrensel, çağdaş değerleri savunmasına...
Arkeoloji gibi somut , maddi verilere dayalı bilimlerin bile düş
gücüyle nasıl beslenebileceğini de ondan öğrendim.
O geçmişi gün ışığına çıkararak geleceğe hizmet ettiğinin bilincindeydi.
Ekrem Akurgal (1911-2002)
Kapadım parantezi. Artık O, Hattiler, Hititler, Urartular, Frigler,
Likialılarla , tüm Anadolu uygarlıklarıyla birlikte yaşıyor.
4 Kasım 2002
|