|
Yazılar
2002
Tiyatroyu Seviyorum
Yaşamım boyunca kim bilir kaç akşam karanlık
bir salonda koltuğuma yapışmış, soluğumu tutmuş, perdenin açılmasını
beklerken, o sonsuz heyecanı duydum. Biraz sonra perde açılacak
ve sahnenin aydınlığından sonsuz bir birikim, bir aşk, bir tutku,
bir ışık bana ulaşacak...
Soluğumu tuttuğum o an, içimde duyduğum heyecan ve tüm beklentilerim
için sevdim ve seviyorum tiyatroyu.
Perde açıldı. Yüzyıllar öncesinden günümüze uzanan zaman diliminde
birileri önce düşledi bu oyunu. Düşünü, sözcüklere, yazıya döktü...
Birileri bu yazıları kendi düşleri saydı ; yeniden ama bu kez sahne
üzerinde yarattı... Birilerinin bu düşleri başkalarının düşleriyle
örtüştü ; yoruma, müziğe, dekora, aksesuara, ışığa, koreografiye,
devinime , sese, sessizliğe dönüştü... Birileri oyunculuk gücüyle
, bu düşleri yeniden yorumlayıp bana iletti...
Bütün bu birikimler için; düşleri gerçek kıldığı için; gerçeği yeniden
var ettiği için ; gerçeklerle düşleri yeniden yeniden çoğalttığı
için sevdim ve seviyorum tiyatroyu. Onca emek, onca alınteri, onca
yaratıcı güç, onca coşkuyu bir arada yoğurduğu için sevdim ve seviyorum
tiyatroyu.
Tiyatro, tüm sanatlar içinde en “aracısız” olanı, en dolaysız olanı...
Sahnede bir insan ve sahneyi izleyen bir insan... İnsandan insana
bu dolaysız ilişki için, bu ilişki kaçınılmaz olduğu için sevdim
ve seviyorum tiyatroyu.
Bütün bunlar bir yana, sahnede izlediğim ne çok oyunda, dünyanın
ve insanın değişebilirliğine tanık oldum... Bildiğim ya da hiç bilmediğim
dünyalar, toplumlar, bireylerle yüzleştim... Kendimi ararken sahnedekiler
aracılığıyla ötekileri keşfettim , ötekileri tanımaya çalışırken
kendimi buldum, onlar aracılığıyla kendimi sorguladım... En sıradan,
en olağan sandığım bir durumun, bir olayın, ne denli sıradışı ya
da olağandışı olduğunu kavradım... Belki sorularıma yanıt bulamadım
ama sorularımı çoğalttım...
Sahnedeki bir söz, bir duruş, bir bakış, bir renk, bir ışık, hiç
bilmediğim, hiç dokunulmamış duygularımı, düşüncelerimi, düşlerimi
harekete geçirmeye yetti...
İşte bütün bunlar için de sevdim ve seviyorum tiyatroyu.
Tiyatroya bir şeyler öğrenmek için değil, tat almak, keyif almak
için gittim. Ama çok kez tiyatrodan bir şeyler öğrenmiş olarak çıktım.
Sahnede izlediklerimden en çok sahici olanla yalan söyleyeni ; samimi,
dürüst olanla, ikiyüzlülüğü, riyakarlığı ayırt edebilmeyi öğrendim.
Sorgulamayı, araştırmayı öğrendim. Aldığım tatları, dünya nimetlerini,
insanoğlunun yaratıcı gücünü ve sahne coşkusunu paylaşmayı öğrendim.
Bu öğrendiklerim için sevdim ve seviyorum tiyatroyu.
Tarih boyunca siyasal güçler, dinsel kurumlar, oldum olası tiyatro
sanatına karşı çıktılar. Şiddetle, baskıyla yok etmeye çalıştılar.
Ülkemizde de tiyatro , bu şiddetten bu baskıdan bolca nasibini aldı.
Belki daha da kötüsü, yok sayıldı, görmezlikten gelindi. Ucuz, kolay,
yoz olan pohpohlanıp, alkışlanırken, bunlara yayınlarda sayfalar
ve saatler ayrılırken, tiyatro, değer hiyerarşisinde en geri sıralara
itildi. Bence bu ülkede hiçbir zaman tiyatroyu seveceksin, tiyatroya
gideceksin diye maddi ya da manevi herhangi bir baskı yapılmadı
ama , tiyatroya gitmeyeceksin, tiyatroyu sevmeyeceksin diye çok
yapıldığını biliyorum.
Ama yine de seksen milyonluk ülkemde iki avuç insan, tiyatro yapmaktan
vazgeçmedi. Sevdikleri için, inandıkları için, istedikleri için,
içlerine tiyatro ateşi, tiyatro tutkusu düşmüş olduğu için, seyirciyle
yüzyüze gelmek dışında hiçbir karşılık beklemeksizin kendilerini
bu sanata adadılar.
Zaten ben de bu yazıyı, bir süre önce, tiyatrodan nefretlerini,
tiyatrodaki sıkıntılarını dile getiren Perihan Maden’in ( Radikal)
ve Gülay Göktürk’ün (Vatan) köşe yazılarına cevap olsun diye yazmadım.
Önünde sonunda herkes dilediği gazeteyi, dilediği köşeyi okumakta
okumamakta özgür olduğu gibi, tiyatroya gidip gitmemekte, sevip
sevmemekte de özgür.
Ben bu yazıyı, bu ülkede yıllarını, gecelerini, gündüzlerini, emeklerini,
alın terlerini, çabalarını , yaratıcılıklarını, düş güçlerini, düşüncelerini,
varlıklarını tiyatroya vermiş, tiyatro ateşiyle tutuşan tiyatro
sanatçıları için yazdım. Onlara duyduğum sonsuz saygıyı ve sevgiyi
, sizlerle paylaşmak için...
30
Kasım 2002
|