Zeynep Oral Zeynep Oral HakkındaYazılarKitaplarErişim Bilgileri
Yazılar
 

Yazılar 2002


Memet Baydur sorgulamayı sürdürüyor

Nasıl da çabuk geçiyor zaman. Bir yıl olmuş bile Memet Baydur aramızdan ayrılalı... Nasıl da yavaş geçiyor zaman . Sanki bin yıl oldu Memet Baydur aramızdan ayrılalı. Ve dünyanın, ülkemin, içinde bulunduğu anlamsızlık , onun yokluğundandır...

Memet Baydur: .Türk tiyatrosunun en yetkin, en çalışkan, en üretken yazarı... Cumhuriyet Gazetesi’nin en “hınzır” köşecisi. “Kuşbakışı” köşesinden kültür birikimini , güler yüzüyle okurlara aktaran her daim “genç”, “taze”, “yeni” bilge adam... Ve arkadaşım... Hele şu günlerde, onu öyle özlüyorum ki!
“Şu günler” diye vurguladığım, yalnız seçimler sonrasında ki genel görünümlerle kah şaşırdığımız, kah iyimserlik maskelerini takıp karşılıklı rol yaptığımız memleket manzaraları değil... “Şu günler” derken, vurun kahpeye misali , “vurun tiyatroya” denilen günleri de kastediyorum ...

Memet Baydur aramızda olsaydı kim bilir nasıl eğlenerek, iğneleyerek, bu yaşadıklarımıza tepkisini gösterirdi.

“Gülmek ciddi bir iştir”, onun deyişiyle.
Örneğin yönetimdekilerin kimi toplu fotoğraflarını görünce yine maskesiz süvari kesilirdi. Belki “Merkep pedikür Yaptırıyor” başlıklı yazısında olduğu gibi , bir kez daha Muhsin Ertuğrul’un şu sözlerini anardı: “Hayatta adam öldüren varsa, sanat , sahnede ve perdede ona ‘katil’ diye bağırır ; aramızda para çalan varsa sanat sahnede ve perdede onu ‘hırsız’ diye çağırır; para yiyen varsa ona ‘mürteci’ (yiyici) diye ad kor ve bütün bunlar onun sanatın özbeöz hakkıdır. Bunu böyle göstermemek, bu suçlara haklı isimlerini vermemek ikiyüzlülüktür. Sanatta riya olmaz İkiyüzlü sanat olmaz...”
Bunu anımsattıktan sonra eklerdi: “ Katile katil, hırsıza hırsız, deyyusa deyyus, yiyiciye yiyici demek, oyun yazarlığının olmazsa olmaz koşuludur. Doğal olarak , nallanan bir eşeğe de merkep pedikür yaptırıyor diyemeyiz”

Gördüğü fotoğraflara, yaşadığımız olaylara, oyun yazarlığından gelme alışkanlıkla doğru isimler koyardı.
Tiyatroya karşı sürdürülen nefret, öfke ve şiddet furyasında ise yine gülümseyerek bize tiyatronun bir “büyülü haz alanı” olduğunu anımsatırdı:
“Tiyatro sahnesi ahlaki ya da gayri ahlaki bir ders alanı olmamalıdır seyirci için. Günümüz insanına oyun yazarının vereceği hiçbir ders yoktur. Tiyatro bir dershaneden çok ‘büyülü bir haz alanı’ olarak düşünülmelidir. ” derdi.

“Hiç kimse tiyatroya ders almak, siyasi açıdan aydınlanmak için gelmez. Tiyatroya daha iyi bir insan olmak için gidilir, bunun da temel öğelerinden biri aydınlatıcı, olumlu anlamda aydınlatıcı bir haz alanı yaratmaktır.”derdi.
“Oyun” kavramından nasibini alamamışlara, “büyülü haz alanı”nın tadına varamayanlara yine de gülümseyerek bakar, onları “anlar” ama bir türlü “anlaşamazdı.”

Memet Baydur’un yirmi yılda ürettiği 26 oyun, ondan bize kalan en büyük miras. Bir çok oyununu bu bir yıl içinde yeniden, yeniden okudum. Her biri yaşamı, dünyayı, gerçekleri, düşleri, bireyselliğimizi, toplumsallığımızı, evrenselliğimizi, sorgulamayı sürdürüyor hala.

Memet Baydur tiyatrosuna ilişkin satırbaşları şöyle özetleyebilirim:

Her oyun bir hesaplaşmadır. Oyun kişileri yalnız birbirleriyle değil, kendileriyle de hesaplaşırlar... Politik, toplumsal bakılar karşısında susan, sinen, kabullenen ve bu davranışını kendince “bahanesini” “özrünü” içselleştiren, savunan bireyleri sorgular. Yasallaştırılmış kaypaklığı , alkışlanan yozluğu, erdem olarak sunulan sahteciliği didikler ve gözler önüne serer. Kendi bireysel sığınaklarına sığınıp iki yüzlülüğü, kolaycılığı sürdürenlerin maskelerini alaşağı eder. Ama onun asıl derdi sahte aydınlarladır. En çok onları sorgular.

. Bu oyunlar Türkiye’de ya da dünyanın herhangi bir yerinde, herhangi bir zamanda yaşanabilir duygusunu verir. Zamanı ve mekanı belirleyen, yer adı ya da tarih değil, o oyun kişilerinin sırtlarına yüklenen toplumsal rollerdir. Bu toplumsal roller, (toplumsal baskı, otoritenin baskısı, değişen değer ölçüleri vb.) karşısında bireyin yabancılaşması belirler zamanı ve mekanı.
Söz, oyun kişilerinin anahtarıdır. Kullandıkları dil, kişiliklerini belirler, biçimlendirir. Onların gerçekliğini, “sahne gerçeğine” dönüştürür. Bu zengin dil aracılığıyla Memet Baydur , Türkçe’nin sonsuz olanaklarından yararlanır, dille “oynar”, dili sorgular. Satır aralarını kullanır. İğneleme, eleştirme , mizah, simgeler , alegoriler dilin kullanımıyla kanatlanır. Dil aracılığıyla imgeleme gücünü yoğunlaştırır. Kimi zaman dil “müziğe” dönüşür. Bütün bunlardan ortaya çıkan dil cümbüşü , sonsuz bir tat verir.

Denemelerinin bir araya geldiği “Hepsini Okudunuz mu?” (İyi Şeyler Yayıncılık) kitabında Memet Baydur oyun yazarlığına ilişkin görüşlerini şöyle dile getiriyordu:
Önce genelden başlayalım:
“Yazar kendisini dünyanın ya da evrenin merkezi olarak görmüyorsa ; hoşgörülü, alçakgönüllü, çevresine gülümseyen bir ciddiyetle bakabilen bir kişiyse, uğraşına toz kondurmayan bir titizlikle yaklaşıyorsa ve (burası önemli) başkalarının düşlerini de görebiliyorsa... iyi bir yazar olabilir gibime geliyor.”

Ve daha özele geçelim:

“Düşüncelerden çok, durumları, duyguları göstermeye çalışıyorum oyunlarımda. Her ayrıntı başka ayrıntıları getiriyor aklıma. Çoğu zaman da birbiriyle çelişen durumları, duyguları. Üstelik kuşku kavramına yabancı insanlardan mürekkep bir ülkede yaşıyorum. Hemen herkesin yüzünde , gerçeği bulmuş insanların gerginliği, sorumluluğu , ekşimişliği. Bana acıklı, hüzünlü geliyor bu. Hem de komik. “

Tıpkı oyunlarının sorgulamayı sürdürdüğü gibi, düşlerimde Memet’in yüzü de, yüreği de gülmeye devam ediyor hala:

“Çünkü sevgili okur, hepimizin bildiği gibi, inanç ile ölüm arasında sıkışmayı yadsıyıp hayatı seçen insanlar, asık yüzlü olamazlar. “ .

28 Kasım 2002

 

 

     
  Geri  
     
  Zeynep Oral Hakkında Yazılar Kitaplar Erişim Bilgileri