|
3 Eylül 2000
"Medyanın
Zorbalığı"
Demokrasilerin
"olmazsa, olmaz" ilkelerinden biri de haber alma özgürlüğü,
bilgilenme özgürlüğü, iletişim kurma özgürlüğü.... İnsanoğlunun
ancak haber aldığı sürece özgür bir varlık olarak yaşamını
sürdürebileceğine inanılıyor.
İşte
biz de, gazeteler, dergiler, radyolar, televizyon kanalları
, kablolu yayınlar, internet , elektronik posta , falan derken
, iletişim ağlarıyla dört bir yandan sarılmış durumda , bu
hakkımızı kullanıyoruz ya da kullanmaya çalışıyoruz...
Öyle
mi dersiniz?
Birkaç
gündür elimden düşürmediğim bir kitap , şu yukarıdaki soruyu
tekrar tekrar sormama neden oluyor. Kitabın adı, "Medyanın
Zorbalığı". Ignacio Ramonet'in araştırmaya dayanan eserini
Aykut Derman Türkçeye çevirmiş , Om Yayınlarından çıktı.
Medyanın
kendi içindeki amansız rekabet... Yazılı yayınların görsel
yayınlarla yarışa girmesi... Aşırı tekelleşme... Sansasyon
düşkünlüğü...Özel yaşamları "ifşa gazeteciliği"...Acelecilik,
yüzeysellik, hiçbir olayın derinine inememek... İlan, reklam
baskısı... Aşırı heyecan yaratma, abartma... Taklitçilik...
Ekonomik baskı... En kolay ve en çabuk yoldan ünlü olma çabası...
Bütün
bunlar ve küreselleşme sürecinde medyaya egemen olan daha
nice özelliğin tek tek analizi yapılıyor kitapta ve bu analizler
örneklerle besleniyor. Örneklerin çoğu Amerikan ve Fransız
basınından seçilmiş. Ama siz okurken onların yerine kendi
ülkemizin örneklerini de koyabilirsiniz...
Uydular
aracılığıyla dünyanın her yerinden "anında görüntü alma" yeteneğine
sahip olduğundan beri televizyon, medyanın baş tacıdır. Görüntü
kraldır. "Bazı gerçeklerin görüntü olarak yansıtılması kesinlikle
yasaktır, gerçekleri görünmez kılmanın en etkin yolu da budur.
Görüntü yoksa gerçek de yoktur" (Sahi siz, 1989'da Amerika'nın
Panama işgalini gördünüz mü? Körfez Savaşında, Bağdat'ta ölen
sivilleri , hastahanede ölen çocukları gördünüz mü? Petrole
bürünmüş ördekten başka acı çeken insan gördünüz mü?)
Ama
görüntü yoksa da, canlandırmayla, canlı bağlantılara, teknolojik
üstünlüğe (" Size gösterdiklerim doğrudur, çünkü teknolojiktir")
ve EĞLENCEYE sarılabilirsiniz. Kitapta, adım adım televizyon
haberciliğinin nasıl bir eğlenceye (macera filmi kadar hareketli
ve sürükleyici bir eğlenceye) dönüştürüldüğünü ve bizleri
, olayları, bir futbol maçı izlermiş gibi izlemeye ittiğini
görüyoruz.
Kafamıza
bir yandan "görmek, anlamaktır" kavramı yerleştirilirken,
bir yandan da günceli, "anlık" olayı , hızla telaşla, acelecilikle
, "elimize ulaşan tüm bilgilerden gerekli dersi çıkarmaya
zaman bulamadan" televizyon bize sunuyor. Yazara göre Televizyondan
geri kalmak istemeyen "günlük basın, böylece giderek yerel
olaylara, geniş halk kitlelerini her zaman ilgilendiren konulara
ve iş dünyasına yönelmek zorunda kalıyor."
Medyatik
yalanlar
"Medyanın
Zorbalığı" kitabında sayısız medyatik yalana rastlıyoruz.
Bunların en çarpıcı örneği Romanya'daki Timişoara toplu mezarı
ile ilgili olay... Batı medyası anlatıyordu: Korkunç görüntüler..
Kamyonlar dolusu ceset... İşkence edildikten sonra yan yana
dizilmiş ciplak bedenler... "Ceset taşıyan çöp kamyonları"...
"yüzleri asitle yakılmış cesetler"... Diktatör Çavuşesku'nun
son marifeti. 17 Aralık 1989... Bütün dünya lanet okudu...
Oysa,
bir süre sonra, bu görüntülerin bir "sahneleme" olduğu anlaşılacaktı.
Beyaz kefenlere sarılı cesetler , katliam kurbanları değil,
yoksullar mezarlığından çıkarılan cesetlerdi... "Komünizm
eşittir Nazizm" duygusunu insanların yüreğine yerleştirmek
için böylesi bir sahteciliğe başvurulmuştu. "Bu görüntüler
soğuk savaşı sona erdiriyordu ve komünizmi insanların kafasında
bir daha aklanmamak üzere mahkum edecekti."
"Romanya'nın
sunduğu bu ceset severlik görüntüleri sahteydi ama mantıklıydı.
Gerçekliğin yerini, sahnelenmiş gerçekliğin alma eğilimi görünen
bir dünyada televizyonun işlevini doğruluyordu"
Mesleğimin
değer ölçüleriyle yeniden hesaplaşmaya dönerken, kitaptan
aldığım ilhamla bu yazıyı şöyle bitirebilirim: Yarın öbür
gün, çocuklarımız, "Ülkemizdeki işkenceye, düşünce yasaklarına
karşı ne yaptınız?" diye sorduklarında, "İbrahim Tatlıses
ve Hülya Afşar'la meşguldük" demek istemiyorsak, düşünmemiz
gerekiyor... Bilgi edinmek yorucu bir iştir!
|