|
14 Eylül 2000
Faili
Mechul...
Olayların
"içinde" sıcağı sıcağına yaşarken, kimi zaman gözden kaçan
özellikler, "uzaktan" ya da "dışarıdan" bakıldığında dehşet
verici boyutlara ulaşabiliyor. "Yabancılaştırma yöntemi" de
diyebilirsiniz...
Geçen
hafta Moskova dönüşümde tüm basını taradığımda, bir gün, "Kuşadası'na
eşcinsel turist yasağı", hemen ertesi gün "İstanbul'da eşcinselleri
kırmızı halıyla karşılama, lokumla gönül alma" haberleri birbirini
izliyordu. Tam da New York'da Birleşmiş Milletler "Yeni Binyıl"
toplantısı yapılırken , İstanbul'da "Bilişim Fuarı" toplumu
yeni ufuklara iteklerken patlak veren bu olayın kendisi kadar,
gerek medyamızda, gerek devlet ve yetkililer tarafından ele
alınışı da dehşet vericiydi.
Vurgulanan
hep eşcinsellikti!
Aynı
günlerde bir sivil toplum örgütü olan Helsinki Yurttaşlar
Meclisi'nin Türkiye kuruluşunun "Yaz okulu" yasaklanıyor,
Ayazpaşa'daki merkezi polis ablukasına alınıyor, arama tarama
, güç gösterisi ve malum davranışlar, ama yaz okuluna katılmak
üzere dünyanın dört bir yanından gelenler eşcinsel turistler
kadar "renkli" ve "sansasyonel" fotoğraf vermediklerinden
olsa gerek, medyada bu haberler yer alamıyordu.
Kuşadası'na
dönelim.
Turizm
bakanı Erkan Mumcu öfkelenerek, "kimsenin cinsel tercihine
karışamayacağımızı" açıkladı... Kuşadası Belediye Başkanı
Fuat Akdoğan , özür dilemeye çalıştı, esnafın kaybından, ilçeye
bırakılacak paranın uçup gittiğinden yakındı... Esnaf ağladı...
Pişmanlık fayda etmez... Sonra zılgıtı yedik... Sonra ayaklarının
altına kırmızı halılar serdik... Eşcinselleri kurtardık diye
sevindik... Sonra basınımızda olaya ilişkin nice mizah öyküleri
üretildi...
Benim
için bu olayda, gelen turistlerin eşcinsel olmaları hiç önemli
değil. Eşcinsel değil, meşkcinsel olabilirler, yeşil, kızıl,
sarı, mor olabilirlerdi...
Benim
için önemli olan, turist olarak ülkeye gelmiş 800 kadar insanın
neredeyse esir alınması, polis çemberiyle sarılıp Efes'e sokulmamasıydı.
Dehşet
verici yanı ise, turizmi baltalaması, alışverişin durması,
esnafı kayba uğratması, dünyadaki imajımızı zedelemesi falan
değil (bütün bunlardan çoktan cvazgeçtim) dehşet verici yanı,
olayı n bir sorumlusunun bulunamamasıydı.
Bir
adam ya da birkaç adam, her şeyleri yasal olan 800 kişiyi
durdurabilmişti. Bir kararnameyle mi? İçişleri Bakanlığının
gayya kuyusunda kaybolan belgelerle mi? Derin devlette dönen
çarkların dişlileriyle mi?
Kimdi?Neden?
Nasıldı? Hangi yetkiyle?
Biri
çıkıp, evet ben yaptım, şu yetkiyle, şu nedenle, diyemiyor.
Olayın
sorumlusu yok. Faili yok. Muhatabı yok. Hesap sarabileceğiniz
kimse yok. Kimden hesap soracağımızı bilmiyoruz.
Devlet
kutsaldır, yapar diyoruz. Devlet kutsaldır , ister öldürür,
ister yaşatır, döver de sever de diyoruz.
İşte
dehşet verici olan da bu.
|