|
12 Kasım 2000
Sevişmenin
Adı Tango
Arjantin
üzerine yazılmış en güzel kitaplardan birinin yazarı Piere
Kalfon, "Sıradan bir Arjantinli" tarifini şöyle yapar:
"Kazana,
sırayla şunları koyun : Bir adet geniş kalçalı Kızılderili
kadın ; iki adet İspanyol binici ; üç adet iyice ezilmiş Gauço
(Melez) ; bir adet İngiliz seyyah ; yarım baş Bask çiftçi
; bir tutam zenci... Kısık ateşte üç yüz yıl kadar kaynatın...
Helmini dökünce, çabucak beş adet İtalyan köylü (İtalya'nın
Güneyinden gelenler tercih edilir) , bir adet Polonyalı Yahudi,
dörtte üç baş Lübnanlı tüccar ve bütün olarak bir adet Fransız
fahişe ekleyin... Elli yıl dinlendirip öyle servis yapın."
Birkaç
akşam önce Mydonose Showland'de Arjantin'den gelen "Tango
Pasion" topluluğunun, "Sexteto Mayor"orkestrası eşliğindeki
nefes kesici gösterisini izlerken yukarıdaki tarifi düşünüyordum...
Briyantinli
saçlar, yüksek topluklu bilekten atkılı ayakkabılar, vücudu
giydiren değil, neredeyse soyan giysiler, dişinin de dişisi
bedenler, uzayıp giden bacaklar , derin mi derin yırtmaçlar,
siyah dantelin, gümüş pırıltıların arasından sıyrılan fildişi
ten... Bütün bu görsel özelliklere meydan okuyan hareketler...
Gözün, yakalamaya yetişemediği uçan ayaklar ... Her şeye egemen
olan duygu yoğunluğu ...Sessizce konuşan yüzler, çığlık çığlığa
bedenler...
Kadın
ve erkek, sahnedeydiler. Dans ediyorlardı. Hayır, sevişiyorlardı.
Dansın adı, sevişmenin adı Tangoydu. .
"Tarife"ye
dönüyorum : Kazana "beş İtalyan köylü" attığınız yerde durun
: İtalyan göçmenler geldiler ve Buenos Aires limanına yerleştiler
ve "Portenos"lara karıştılar.
"Portenos"
,yani liman adamları. Köylerden gelmişlerdi kente. Küba'nın
neşeli "Habenera" şarkılarını, Brezilya'dan güneye inen zenci
ritimlerini dolamışlardı dillerine. Gitar eşliğinde şarkı
söylemeye , küfüre, argoya, erkek erkeğe yaşamaya alışıktılar.
Kadına hasret, terk ettikleri yörelere hasrettiler... İtalyan
göçmenlerin aralarına karışmasıyla tango çıktı ortaya. Geçen
yüzyılın ortalarındaydı...
Önceleri
yalnız gitar, flüt ve keman eşliğinde söylenen tangolara,
bir Almanın icadı olan, akordeona benzeyen "Bandaneon" eklenince
(Almanın adı Band'dı) tangolar daha da hüzünlendi... Limandaki
barlarda, genelevlerde, "aşağı tabakanın" eğlencesi olan tangolar
, önceleri Buenos Aires'i çok şaşırttı. Hele tango dansı!
Kadın erkek birbirine yapışık dans ediyorlardı: Bedenleri
yapışlık, bacaklar birbirinin arasındaydı. "Ahlaksızlık" diye
hüküm verdi kentsoylu sınıf! Ama ozanlar sınıfı, tangolarını
limandan, kent kahvelerine taşımakta gecikmedi.
1917'de
Carlos Gardel, ilk tangosu "Mi Noche Triste" (Hüzünlü Gecem"
şarkısını söylediğinde , liman söyleminden uzaklaşıp, yaşamın
her alanını kapsayan dizelere yer veriyordu. Carlos Gardel
tangoyu tüm Latin Amerika'ya ve Hollywood aracılığıyla dünyaya
tanıtacaktı.
Tango,
1920'lerde, 30'larda Avrupa'da bir salgına dönüşünce, Arjantin'de
de herkes tarafından benimsenecek, milli kimliğe dönüşecekti.
1940'larda tangolarda acık saçık sözler ve küfürler, yasayla
yasaklanacaktı. Peron'un kimi tangoları yasaklama gerekçesi
ise, "ahlaka aykırılık" değil, yokluktan ve yoksulluktan söz
etmeleriydi...
Koltuğuma
gömülmüş, Tango Pasion topluluğunun ustalığını, mükemmelliğini,
bu dansa kattığı çağdaş yorumu izliyorum. Kulaklarımda Astor
Piazzolla'nın müziği, özlemi, şehveti, aşkı, tutkuyu izliyorum.
(Hala görmedinizse, son şansınız bugünkü iki gösteride. Saat
15:00 ve 19:00'da)
Kadın
ve erkek, sahnedeydiler. Dans ediyorlardı. Hayır, sevişiyorlardı.
Sevişmenin adı Tangoydu...
X
Sevgili Okurlar, bir süredir, teknik, mekanik, elektronik
sorunlarla boğuşuyorum. Elektronik posta adresim yine değişti:
Bundan böyle adresim şöyle: zeynep@zeyneporal.com
|