|
7 Aralık 2000
Onlar
ölürken, yazmak...
Ankara-Ulucanlar,
Adana, Aydın, Bartın, Bayrampaşa, Buca, Bursa, Ceyhan, Çanakkale,
Çankırı, Gebze, Malatya, Nevşehir, Niğde, Uşak, Ümraniye ...
Ülkemin cezaevlerinde ölüm var , ölüm orucu var...
Onlar içerde ölüyor, anneleri, yakınları dışarıda...
Bu yazıyı yazdığımda, onlar ölüm orucunun 46. günündeydiler,
siz okuduğunuzda 49. gününde olacaklar. Ölüme biraz daha yaklaşmış...
Onlar ölüyor, biz gözlerimizi, kulaklarımızı tıkamışız. .
Görmüyoruz, duymuyoruz, konuşmuyoruz...
Ortalık çığlık çığlığa tutuşmuş. Yangına karşı yürüyenlerin
üzerine polisi salıyoruz. Gözaltına alarak susturmaya çalışıyoruz.
Onlar F tipi diye adlandırılan hapishanelerde hücre sistemine
, tecride, hücrenin işkenceye dönüşmesine direnmek için, başka
hiçbir seçenekleri olmadığından ölüm orucundalar. Başka hiçbir
umutları kalmadığından... Seslerini "dışarıya" duyurmanın
başka yolu olmadığından...
Bugüne dek cezaevlerinde yaşananlardan biliyorlar F tipi cezaevinin
işkenceye dönüşeceğini. Aksini kim söyleyebilir ki???
Her geçen gün, ölüm daha yakın. Beden ısısı, kilo , tansiyon,
nabız düşüyor. Günleri belirleyen sayılar yükseliyor, yaşları
belirleyen sayılar isyan ettiriyor, sağlık durumunu daha doğrusu
yaşamakla yaşamamak arasını belirten sayılar, ölçümler çığlığa
dönüşüyor... Nereye kadar?
-
Adalet Bakanının inadım inat tavrı , devletin duymazlıktan,
görmezlikten gelmesi, bu kayıtsızlığı sürdükçe mi? Ölümler
başlayıncaya dek mi? İçeriden ölüm haberleri gelinceye dek
mi?
Kaç ölüm gerekli, bu inattan vazgeçmek için, bu vurdumduymazlığa
son vermek için...
Ben bu yazıyı daha önce de yazdım. 1989 'de, anneler ellerinde
kefen bezleriyle Ankara'ya yürüdüklerinde yazdım. Çocukları
"tabutluk"lara kapatılmak istendiğinde...1996'da içerideki
çocuklar tek tek ölmeye başladıkları zaman yazdım. O günlerde
ölüm orucundaki 12 kişinin ölmesi gerekti , yanlış kararlardan
vazgeçmek için. Ve o yanlış kararlardan dönülünce, kıyamet
kopmadı, devlet yok olmadı, ülke bölünmedi, 12 genç insan
ve aileleri dışında "yıkılan" olmadı.
Şimdi yine , birinci, ikinci, üçüncü, beşinci onuncu ölümü
mü bekleyeceğiz?
Onikinci ölümden sonra mı yasal düzenlemeleri yapmak için
girişimde buluncağız?
Kısa bir süre önce, bir avuç aydının Ankara'da Adalet Bakanıyla
görüşmesinden sonra yaptıkları açıklamada "Devletin, ölüm
oruçlarının çözümüne yönelik bir ileri adım atamayacağını
gözlemledik, gördük ve duyduk" deniyordu... Yine kısa bir
süre önce Bayrampaşa ve Ümraniye cezaevlerinde ölüm orucundakileri
sağlık kontrolünden geçiren bir grup doktor gözaltına alınıyordu...
Bu arada tüm hukuk çevreleri , yargılama ve infaz politikalarındaki
eşitsizliği dile getiriyordu.
Bu gelişmelerin hiçbirini kaale almayan devlet, ölümleri mi
bekliyor? Kaçıncı ölümü?
Geçek, sahici bir adalet sisteminde suç ve ceza dengesi kurulmalı,
gücü olan, devlet katında forsu olan, parası olan sıyırmamalı...
"Suç"un karşılığı ölüm olmamalı.
Geçen gün bir okur soruyordu: "Ölüm oruçları konusunda basına
sansür mü var?" diye. "Niye her gün, her yayın organı içerde
yaşananları gün be gün birinci sayfasına taşımaz?" diye...
"Birkaç gün sonra bu toplum sizleri nasıl affedecek?" diye.
Yanıt veremedim.
|