|
|
| |
|
Yaz
Düşüm Yaz
Kimi
zaman haykırmak istedim: Sevincimi ya da acımı, umudumu, coşkumu,
şaşkınlığımı ya da korkumu. Olmadı. Sesim, içimde boğuldu. O zaman
yazmaya sarıldım.
Kimi
zaman gözlerimi sımsıkı yumdum, yaşamanı görmemek için. Gözlerim
kapalı, kavrar gibi oldum ortak duyguları, ortak sezgileri, ortak
düşleri ve ortak olmayan gerçekleri. O zaman yazmaya koyuldum.
Kimi
zaman gözlerim açık, gördüklerime hiçbir anlam veremedim. Sordum,
aradım, araştırdım, yine sordum, yine sordum, anlamaya çalıştım.
Hiçbir yanıt ya da karşılık beklemediğimden, anlayabilmek, soruları
çoğaltabilmek için yazmayı seçtim.
Kimi
zaman düşlerimin gerçekten daha gerçek olduğunu, kimi zaman yaşadığım
gerçeklerin bir düş (ya da karabasan) olduğunu farkettim. Gerçeğin
içindeki düşle, düşlerdeki gerçeği ayrı düşünemediğimden yazmaya
sığındım.
Kimi
zaman kendime baktım, başkalarını gördüm. Başkalarına yönelince
kendimi bulur gibi oldum. Başkalarının düşleri ve gerçekleriyle
kendiminkileri bir arada yoğurdum. Tümünü çoğaltmak için yazıya
vurdum.
Biri
dışında ("Sevmezsem Ölür" 1972) tümünü, 1980-84 yılları
arasında yazdığım ve hiçbir yerde yayınlamadığım bu yazıları, mantığımla
yeniden kurgulayıp, "öykü" ye dönüştürmek istemedim. Bu
işe yüreğim el koydu. "Yaz düşüm yaz" deyip, yaşananı
paylaşmak istedim.
5
Ocak 1985

|
|
 |
 |
 |
|
Bu
hafta ey vatandaşlar, büyükler, küçükler, çocuklar,
yaşlılar, emekliler, memurlar, meslek sahipleri, meslek
sahibi olmayanlar, serbest çalışanlar, serbest olmayıp
çalışmaya çalışanlar kitap okuyun, yeter ki, kitap okuyun...
diye bir yazı yazacaktım ki bir öykü duydum. "Kitap
okuyun" yazısı yerini o öyküyü yazıyorum:
|
 |
 |
|
 |
|
|