|
Tutkunun
Romanı
Sevgili
Leyla Gencer, yolculuğum boyunca, beni "Her Şeyin kendiliğinden
olduğuna" inandırmaya çalıştınız. Hepsi şans, kader, kısmetti...
Siz "hiçbir şey yapmadınız", yalnızca şarkı söylemek istediniz...
Bir
de daha küçücük bir çocukken, uçurumun kıyısında havaya fıra- tılmak...
…Sonra
atıldığınız yeryüzü uçurumlarında, boşluğa, hiçliğe, yokluğa karışmamak
için sesinizi kullandınız.
Şarkı
söylemek bir tutkuya dönüşmedi. Şarkı söylemek taa baştan bir tutkuydu
sizde.
...Sonra..
Sonra tüm tutkularınzı, şarkı söylemeye dönüştürdünüz.
Şarkı
söylemek, yani müzik dünyasının, opera dünyasının bir parçası
olmak... Yani o dünyayla soluk alıp soluk vermek... Yani o dünyayı
fethetmek...
Hep
uçurumun kıyısına gelebilmek, tüm uçurumlara meydan okuya- bilmek
için tutkunuza sımsıkı sarıldınız. Ve boşluğa, hiçliğe yuvarlanmamak,
yok olmamak için de hep tutkunuzun peşinden koştunuz...
İşte hepsi bu.
Sevgili
Leyla Gencer, işte açık seçik söyledim:
"0
bir şey yapmadı. Yalnızca şarklarını söyledi" dedim. Şimdi
mutlu musunuz? İstediğiniz oldu mu?
Buraya dek, doksan dokuz minicik bölümde (sizin o sınırsız inancınız
ve tutkunuzun yanında minicik kalan bölümlerde) bir ileri bir geri
sıçralayarak, anılara, düşlere sarılarak, bir mozaik tablonun kimi
parçalarını ortaya çıkarmaya çalıştım. Ama şimdi, izin verin, bırakalım
her okur, parçaları kendi birleştirip, kendi tablosunu oluştursun.
Bakarsınız eksik parçaları bulanlar bile olur... Bakarsınız kimi
size inanır, "Evet her şey kendiliğinden olmuş, şans kader,
kısmet" der...
Ama
ben, bu bölümde sizi dinlemiyorum. Ve bu yolculuğun sonunda artık
size teşekkür etmek istiyorum.
Yoo,
yalnız bu kitap için değil: Var olduğunuz için.
Sonsuz
bir inançla, inatla, hırsla ve aşkla tutkunuzun peşinden koştuğunuz
için...
Nice
zorluklara, yokluklara, engellere, gözle görülen ya da görülmeyen
baskılara göğüs gerdiğiniz, sonuna dek savaşmaktan yılmadığınız,
sizi yıldırmaya kalkanlara meydan okuduğunuz için... Hem de ödün
vermeden, hem de uzlaşmaya yanaşmadan...
Öğrenmekten,
bilgilenmekten, çalışmaktan, araştırmaktan, bir an olsun vazgeçmediğiniz
ve bundan sonsuz bir tad aldığınız için...
YalnızIığınızı,
çok gizli özel bahçenize; gözyaşlarınzı bahçenizin çiçeklerine dönüştürdüğünüz
için...
Kendinizi
hiç sakınmadan, sonuna dek verebildiğiniz için: Mesleğinize, sevdiklerinize
ve hayata verebildiğiniz için...
Zenginliğinizi,
çokluğunuzu, kahkahalara dönüştürmeyi bildiğiniz ve bunları her
an paylaşmaya hazır olduğunuz için...
Kendinizle yarışarak, kendinizi aşarak, kendinizi eleştirerek, zayıflıklarınızı
bilerek, yetkinliğe ulaşma çabanızla yeryüzü uçurumlarını sınadığınız
için...
Dipsiz
kuyuların en dibiyle, gökyüzündeki bulutların en yükseği arasında
gidip gelirken; acıyla sevinci, aşkla nefreti, öfke ve yumuşaklığı
birarada yoğururken; dostluklarla ihanetlere kollarınızı açmışken;
tüm çelişkileri yaşarken ve içinizde yaşatırken, yine de kendinizle
barışık olduğunuz için...
İçinizin
ateşiyle yeryüzünü tutuşturmaya hazır olduğunuz için…
Yeryüzünü değilse de müzik dünyasını tutuşturduğunuz günlerde bile,
minicik bir sesle: " Ama benim hep sevilmeye ve şefkate ihtiyacım
var" diyebildiğiniz için...
Diva'lığın
görkemiyle, alçakgönüllülüğü birbirinden ayıramadığınız ve sıradan
insan olmanın, ama gerçek insan olmanın değerlerine sımsıkı sarıldığınız
için...
Yeryüzünün harikalığına, insanoğlunun müthişliğine, beni bir kez
daha inandırdığınız için teşekkür ediyorum.
Sayfa
190-191

|